Kadın Kıskançlığı (Versus) Erkek Aymazlığı

Kadın Kıskançlığı ile Erkek Aymazlığı Dövüşe çıksa kim kazanır sizce? Valla benim favorim belli! Ya sizin cevabınız ne? Heee… Bence de sizce. Madem aynı fikirdeyiz, o halde bir soru daha: Cinsiyet olarak karanlık tarafın hangisinden başlamamı istersiniz yazıya? Durun!

Ben en iyisi tarafsız bölgeden başlayayım: Yine ne oldu yahu? diye soranlar için! Yani.

Almışım efenim. Sıkıldıkça, sevindikçe, kafam karıştıkça, gidip geldikçe, güzel vs. oldukça almışım. Ne mi? İlk sırada ayakkabı var. Neden mi? Ayağım 41! Hatta sağ ayağım bi’tık daha genişçe. Üstelik spor ayakkabılarında da numara büyüyor. Onlar 41’den hallice. Numara  vermiyorum biraz sinir bozucu bir sayı zira. Haaaa bu büyük ayak konusunu takıyor muyum katiyen. 1.80 boyunda bir kadının 37 numara giymesi pek tatlış görünmezdi hak verirsiniz ki! Öte yandan, vakti zamanında bir tıfıl teenage kedi iken Özcan Sandıkçıoğlu Meltem Hakarar’a (ki kendisi dünya güzeli seçilmişti ve hayranlıkla izliyordum her bişeyciğini) demişti ki: Tanıdığım bütün güzel kadınların ayağı büyüktür ve hatta çirkindir. İltifatın sahibi bu zat: Türkiye’nin en güzel kadınlarını seçen kurumun başındaki ağbimizdi de! E haliyle, küçükken sokaklarda yalın ayak başı kabak, serseri kıvam oynadığımdan, ayak güzelliği konusunda pek tatlış cümleler kuramayacak bendenizi bu pek sevindirmişti. Özcan Sandıkçıoğlu da kim diye soranlara: Buyrunuz efenim link sonda*

Not: Aranızda bu da sana züğürt tesellisi olsun cicim diyerek kikirdeyenleri de ‘cık cık’ sesi çıkararak kınadığımı da belirtmek istiyorum!

Almışım efenim, bahsine dönersek, bu marazi alma halleri sadece ayakkabı ile sınırlı kalsaymış: Amenna! Giysiden sandalyeye… Mumdan masaya… Perdeden yorgana…. Yani neden? Zorun ne? Değil mi? Nasıl bir kafaysa artık. Hele bir de, ajansı kapatıp koca bir eve geçip oradan da daha küçüğe doğru zorunlu bir iniş yapınca,  bunlar sanki üremeye başladı. Boyutları büyüdü. Evi ele geçirdiler. Sanki.

Zaman geçtikçe ve çok şükür ruhum sadeleştikçe, eşyadan boğulma hali daha bir belirgin oldu.

Bir kaç sene önceye kadar mutluydum aslında bu boğucu kalabalıkla. Asla giymediğim ceket, kazak, pantalon, ayakkabı vesairi yazlık kışlık yaparak itina ile yerlerine kaldırıyor, neredeyse ilk günkü temizlikleri ile mevsim geçişlerine kadar saklıyor, bazanın altı ve ardiye gibi tüm saklama alanlarını özenle temizliyor, mallarıma gözüm gibi bakıyordum, sizin anlayacağınız.

 Ta ki 6-7 ay öncesine kadar. 

Olay da şöyle tetiklendi. Negatif enerjiyi bilirsiniz hepiniz. Anneme göre başıma ne gelse hepsinin sorumlusu: Nazar ve negatif enerji! İşin ilginci bu hain ikilinin canlılar üstünde yarattığı olumsuz etkilere ben de inanıyorum. ‘Vampir Alanlar’ yaratan negatif pislikler bunlara yapışıyor. (İnanın bana!!!!!  Gülen surat yazdım size!) Bırakın işe güce, aşka meşke getirdiği zevalleri, yaşamı durağanlaştırdığını da düşünüyorum. Belli bir alanı sıradanlık ve baskı çemberine dönüştürüyor bu yoğunluğa bağlı negativite. Hatta sanki bu durağanlığı da kullanmadığımız eşyalar tetikliyor. Eksi kutuplar, kullanmadığımız eşyalara yapışıyor ve pozitif kutupların yerleşeceği alanları yok ediyorlar. İstediğiniz kadar temiz bakın eskilere, tıpkı evden giden kocasını beklerken cozutan merdiven yıkayıcısı Mercan ablamız gibi (Yek, Seray Şahiner, Everest Yayınları) bulundukları yerde şeffaf bir mezar kazmaya başlıyorlar. Kullanılmamanın, unutulmanın, demode sayılmanın hıncını böyle alıyorlar belki de! Sizi de kendilerine benzetmeye çalışarak. Kurşun dökmek çözüm değil denedim. Durağan enerjiyi hareketlendirmek için: Ben de vermeye başladım.

Fengshui yapan bir arkadaşım da çalışma odama bakıp bu ikisi buraya olmamış, enerjileri çok yoğun deyince Letgo olayına girdim. Bir kırmızı deri koltuk, bir de masif masa. Zaten ben de, çalışma odamı sıfırdan düzenlemek istiyordum. Kitaplar eski kütüphanede üst üste falan. İyi de oldu. Masif masa çok tatlış bir kıza gitti. Sırada koltuk var. Neyse, konumuza dönelim.

Giysi verme seanslarım son hız devam ederken başta anlattığım İmelda Marcos* vakasından hallice ayakkabı yığınına sıra geldi.

Türk tipi hanım dostlarım, 36 ile 39 aralığında minnoş numaralarda ayaklara sahiptiler. Üstelik, fengsuicigillerden bir başka dostum da alma verme dengesini bozmamalısın, diyerek ayarı verdiğinden ve dahi başarılı masa satma girişimimin de gazıyla, o cânım ayakkabılarımı çok uygun fiyatlarla  Letgo’ya koymaya başladım. Bu sırada minnoş dostum (Opia’nın sahibi) moda dahisi Güneş Bayrak, Dolap uygulamasını da önerdi. Yani ayakkabılarımı, herkese hizmet veren Letgo ve sadece kadınlar için moda ürünlerinin satıldığı Dolap’a aynı andan koymaya başladım.

Bundan sonraki maceram tam bir karakomedi oldu!

Ayakta nasıl göründükleri anlaşılsın diye, ayakkabıları giyip tam bileğime yakın bir noktadan kadrajlayarak fotoğrafladım. Giyilmemiş hallerini de koydum. Ana! Daha Letgo’ya ilk ayakkabıyı koydum zırt mesaj geldi: Mermerler satılık mı? Mesaja bakıyorum. Yanlış geldi herhalde, diyorum kendi kendime. Sonra ikinci ve üçüncüler de dökülmeye başlayınca anladım durumu: Benim bu güne dek horladığım canım ayaklarım birilerinin pek hoşuna gidiyordu!!!! Ancak nedense Dolap uygulamasındaki kadınlar bu duruma karşı son derece ilgisizdi. Ya like ediyor ya da, feci indirimler isteyerek satın almaya geçiyorlardı.

Şimdi geliyoruz, olayları tetikleyen en ilgi çekici ayakkabıma: Bir loafer! Baktım ki çıplak tene giyince manyak manyak mesajlar alıyorum. Sadece ayakkabıyı çekip Dolap’a yükledim. Diğer ürünlerime hemen onay veren Dolap’takilerden mesaj geldi: Erkek ürünleri satmıyoruz. İyi de bu kadın ayakkabısı yazdım. O halde tekrar fotoğraflayın mesajını alınca, ya dedim bileğin bi’tık üstü olsa da bu hormon ayarları bozuk, tatmin edilmemiş ihtiyaçları ile nereyi titeceklerini şaşırmış Türkiyeli canlar çıplak ayak bileğine bile bi’heyecan yapıyor, çorap giyeyim de etim falan belli olmasın. Dolap’takiler kadın ayağı olduğunu anlasın diye de, puantiyeli bir çorap giydim. Dolap bu fotoğrafarla ürünüme onay verdi. Letgo ise Pat la dı! Ciddiyim!

Sona bu sonsuz seksi fotoğrafları koyacağım!

Erkek tipi loafer’larımın içine giydiğim puantiyeli ince çoraplar tam bir fetiş öznesiydi birileri için ki mesajlar yağmaya başladı: Çoraplar satılık mı? Ağzımdaki çayı püskürttüm. Yeminle! İlkinde… Sonra alıştım. Bir erkek arkadaşıma gösterdim ‘evet satılık. 250 tl yaz’ dedi. Aynen yazdım. Yanıt 150 vermişliğim var ama 250 çokmuş. Şok şok şok!!! Yoo yetmez. Bu şok dalgası meğersem hafifmiş. Tsunami öncesi hafif denemeler gibisinden düşünün.

Bu tarz mesajları engelleyerek, bloklayarak Letgo maceram sürerken ilgincin de ilginci başka kardeşlerimiz de peydahlandı. Fakat iyi niyet yer yapmış ya bünyede, hala bir hevesim var: iyilik üstüne! E haliyle yanlış anlaşılmalar komedyam da devam ediyordu. İlk mesajları direkt yanlış tarafından anlayarak cevapladığımda bodoslamam yetmemiş gibi, şöyle bir yazışmaya dahil oldum.

Soru: Daha eski ayakkabılarınız var mı?

Ben ne anlıyorum: Eyvah! Çok fakir biri. Alacak parası yok.

Benim yanıt: İsminizden cinsiyetinizi anlamadım ama numaranızı söylerseniz, ücretsiz de verebilirim.

Tam içimden, oh nihayet bir iyilik daha yapacağım, diyorum ki bir başkasından en manyağından bir mesaj daha geliyor. Yanlış anlamazsanız, ben kullanılmış iç çamaşırları ile ilgileniyorum. Mümkünse satın alabilirim. Ben! Ben! Ben! Böyle bir ben ben diye sayıklamalar. Gözlerim en yağlısından  iki adet boyoz gibi açılmış halde, direkt blokladım ve yetinmedim şikayet ettim: Oha yani!!!

Bu tsunami dalgasının ardından, fakir sanıp ayakkabı vermeye çalıştığım ağbi de, eski ayakkabı/terlik fetişi çıkmadı mı? Gülsem mi ağlasam mı? Tam bunları hazmetmeye çalışıyorum, bu kez de bir hemcinsim yazmış. Adı Selin. Ekran fotosu aldım sona ekleyeceğim: Ayakların güzel değil canımmm!!! Aaa manyağa bak üşenmemiş bunu yazmış derken, başka bir kadından, adı da Tubiş, bir mesaj: Ya bu ne insan bunu koymaya utanır. Panzer teyze ayakkabısı bu! Kahkaha atmışım, arkadaşlarım öyle dedi. Kız Tubiş, o ayakkabıyı Dolap’ta beğenen beğenene paran yetmiyorsa söyle hediye edeyim yazacaktım, vazgeçtim. Bu şahane anları siz cânım okuyucularım ile paylaşmak varken, değerli vaktimi Tubiş ablanın hiç tanımadığı benden, nedeninin ne olduğunu asla bilmediğim sinirini çıkardığı mesaja yanıt vererek neden harcayayım kiJ

Burada bir şerh düşmek istiyorum. Kadın kıskançlığı malum.  Bin çeşidini gördüm. Yaşadım. Yaşıyorum. Artık hiç şaşırmıyorum. Gülüp geçilecek olanları kibarca siliyorum, azılıları ve iflah olmazları da rabbimin şanslı kuluymuşum ki kendini gösterdi tesellisi ile hayatımdam savuşturuyorum. Fakat öte yandan mükemmel dostlukları ile hayranlığımı kazanan hemcinslerim de öyle çok ki! Onlara duyduğum minnet ve hayranlık olmasaydı gönül rahatlığı ile tüm hemcinslerimi gömerek: Tubiş ve Selin hanımlar nezdinde: Hanımmmm hanımmmm ‘Fremdscham’ duyuyorum siz böyle yaptıkça falan diyecektim. Fremdscham da ne demek mi? Almancada başkası adına utanç duymak anlamına geliyormuş. Adamlara bak yaz yaz bitmeyecek bir duygusu almışlar, presleyip bir kelimeye sığdırmışlar.

Kocana, kaynana, görümcene kızdın… Sevdiğin çocuk seni almıyo…. istediğin gibi giyinince mahalledeki kahvenin önünden geçerken ‘bilmem kimin kızı yollu olmuş’ derler diye korkuyosun… Dayıngiller zengin oldu, kuzenin her gün alışverişte…. Yan masadaki kaknem terfi aldı sen yerinde sayıyorsun…. Örnek tonla. Zaman kısıtlı! (Yani çalışmak için de yazmam gerekiyor, demek istiyorum.)

Tubiş ve Selin tipi hemşirelerimin,  zavallı Pınar Altuğ kendinden epi topu 10 yaş küçük biriyle evlendiği için nasıl sonsuz bir hınç ve hiddetle saldırdıklarıp günah keçisi muamelesi yaptıklarını düşününce, bilekten görünen şahane ayaklarım ve ayakkabılarım hakkındaki yorumlara aslında hiç şaşırmamam hatta masum bile bulmam gerekiyor galiba! Allah’tan instagram fenomeni, influencer, bilmem kaç bin kişinin izlediği ünlü münlü biri değilim. Ağbilerim ablalarım kapalı kapılar ardında saklanan sahte kimliklerle tanıdık tanımadık herkese saldıran bu troll kardeşlerimizle nasıl başa çıkardım ki?

Ver  avukata kessin hesabını diyeceksiniz de; Ben üşenirim yahu! 

Öte yandan anladım ki, toplumumuz muhafazakarlaşıyor sananlar çok yanılıyor. Bizim toplumumuz ikiyüzlülükte tavan yapmanın, takiyyenin, yalakalığın kitabını yazacak kadar zavallılaşıyor. Özellikle cinsel konularda tatmin olamadıkça erkekli-kadınlı çevrelerine saldırıyorlar. Sorsan herkes namus abidesi ahshahshshsh…. Sapıklar da zaten uzaylılar tarafından gönderilmiş düzen bozucu varlıklar. Edebiyat kitaplarındaki ensest ve pedofili hikayelerini okuyunca hemen yoldan çıkan iğrenç cehennem zebanileri: Katiyen bizden değiller.

Sapıklık derken yanlış anlaşılmak da istemem. Çocuklara, yaşlılara, hayvanlara ve bitkilere zarar vermeyen, iki yetişkinin rızasıyla yaşanan ne varsa umurumda bile olmaz.

Yazımızın ana fikrine dönersek:

Fetiş unsuru olarak eski ayakkabı ve terlik isteyen ağbimiz, aynı zamanda benden onun efendisi olmamı da istiyordu. Israr gırla. Bana siz yüce birisiniz ve size hizmet etmek istiyorum. Bana görev verin ne olursunuz. En basit işlerinizi bile yapmaya razıyım falan yazıyordu. Bu tipte hayali karakterleri, evde veya başka güvenli bir alanda, masa başında üretmek başka, canlı kanlı tanımak başkaymış inanın. Ben bunları düşünürken, fetiş ağbimiz ‘hizmet etme’ taleplerini yazmaya da devam ediyordu sabah akşam. Ay canım yaaa, ben cidden üşenirim, bir de mükemmelliyetçilik problemim yüzünden hasbelkader bir şey istedim ve eksik yaptın diyelim, olay olur, işin tadı kaçar, dominatriks’e bağlarım Alimallah diyemedim haliyle. Ama ne yaptım: İki terlik ve 2 ayakkabıyı güzelce paketleyip gönderdim. Yanıtı ne oldu biliyor musunuz? Bunlar kokmuyor! Bu kez kahkaha atmadım ama gülmekten kendimi yere attım. Devamında da şunu yazmış: Başkasına vereceğim izminizle. Bu arada nasıl temiz bir Türkçeyle yazıyor, inanamazsınız. De’ler da’lar ki’ler olması gereken yerde. Maalesef iki a ile! Ve hatta soru eki mi ayrı! Şaheser yani. İnsan kıyamıyor üzmeye. Kibarca dedim ki: Ben sözümü tuttum. İstediklerinizi gönderdim. Onlar artık sizin. Dilediğinizi yapabilirsiniz. Ama bir daha bana yazmayın! Ve yazmadı da! Yaa fetişistin bile kalitelisi olmalı insanın hayatında cânım!

İşte böyle günlük: İlahi bir mesaj olarak Netflix’in tavsiyeleri içinde Bonding’in ilk sırada yer almasına ne diyorsun? İyi ki Lucifer seyrettik yani! Hemen de yaftayı yapıştır Netflix! Ben sana yapacağımı biliyorum. Yazın bunu da!

Romantik bir şiir alıntısıyla bitireyim yazımı da şanıma zeval gelmesin, deli bu ya kendi kendine konuşuyor gibi yazmış demesinler:

‘…biz başka severdik.

o sebepten başka sevemedik!

Nazım Hikmet Ran

 

*http://mevzubilgi.blogspot.com/2011/09/ozcan-sandkcoglu-kimdir.html?m=

 

 

 

About Vildan Çetin

instagram: _vildancetin_ beynelhayat velmemat... writer; published 2 books from sacred life trilogy: the origin, the voice. trtcocuk cartoon serial ciciki's script&jingle, tik&tak cartoon series, neşeliçocuklar youtube, advertiser, brand strategist, content developer, youtuber, documentary
Bu yazı taze diş macunu içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s