Son Derece Kişisel Bir Yazı!

Samimi söylüyorum, romantik bir şeyler yazmak istiyordum.

İzmir’de İzban’a binmeyi sevmemin bir sebebi de Naldöken ve Turan arasındaki bir kısım yolun denize sıfır olması, diye yazıma başlayacak ve iki derin soluk alıp: Hele yağmur yağıyorsa körfeze ve o zarif dansları ile pek ihtilaçlı nice günümü güzelleştiren palmiyeler de varsa manzaranın bir yerinde, diye devam edecek ve araya bir iki espiri sıkıştırayım da okuyucu sıkılmasın kaygısıyla: Ah ah pek tatlış ve minnoş ben, nasıl da mütevazıyımdır, duyan da Hawai’deyim falan sanacak, yazacaktım kendi kendime (küçük burjuva kaygılarım çerçevesinde) gülerek. Bir süre sonra yahu acaba böyle de çok mu hafifledi, sığlaştı metin, hislerimi anlatan cümleler tam da bunlar değil aslında diye kaygılanacak ve: Ancak o anlar: Bir anlık derin, çok derin nefes alma anları demek istiyorum, her şeye değiyor,  diyerek ortamı toparlayacak, anların değer ve önemine değinecek, hatta yetinmeyerek; dahi hayatımıza muhteşem katkılarını dahiyanece örneklerle sıralayacaktım ki yazım derinlerde bir yerlere de (zülfüyare) dokunsun.

Heyhat!!! Hayat izin vermedi… 

İşini doğru dürüst yapmayan, yapsa bile adam kayırma konusunda ipin ucunu kaçırmış cânım ülkemin insanları sayesinde sinirim tepeme çıktı, baktım ineceği de yok, nihayetinde bambaşka bir ruh haliyle sarıldım kaleme (klavyeme)!

Tecrübeyle sabittir; Ege Üniversitesi Hastanesi sistem ve kafa olarak geri kalmış bir hastanedir. İzmirliler hop oturup hop kalkmayın. Hemen atara bağlamayın ve okuyun pliz! Hastanenin demodesi olur mu diye de gürlemeyin! Evet: Olur! Hele çağı yakalayamayanı, sınıfta kalanı süper olur. Teknolojiyi geçtim; Uzman insan kalitesi, teknolojinin de üstünde bir değer sağlık sektöründe. O konuda da mı bir olmamışlık olur: Olur valla. Bu hastane bir üniversite hastanesi olmasına rağmen kesinlikle taşralılıktan kurtulamıyor. Bu 5 sene önce de böyleydi şimdi de böyle. Neden mi?

İlk tecrübemi anlatayım. 4-5 sene önceydi.  Annemi diş hekimliği fakültesine götürmüştük, hem de tavsiyeyle. Adının başındaki doçent ünvanı ile taçlı bir doktor hemcinsime (Muhtemelen bugün sarsılması imkansız profesörlük tahtında kurulmaktadır kendileri). Bu pek neşeli doçent hanım, annemin ağzına iki baktı, bir düşündü ve direkt bilmem kaç adet diş için ‘hepsini implant yapalım’ dedi. Ne bir test istedi. Ne bir iki ek randevu bekledi. Ve bizi, üniversiteye implant tedarik eden birlikte çalıştığı bir adama yönlendirdi. İşin ilginci, bu yönlendirme anından 10 dakika sonra Hakan bey isimli bu adam kantinde bizi bekliyordu.

Hatırlamak bile sinir katsayısımı tavana çıkarıyor: Haydi diyelim bu implantçı ağbiden para/tatil/hediye vs almıyorsun; masumsun tavsiyende! Bre şuursuz: Kalp, şeker, tansiyon ve vertigosu olan birine implant yapmanın (hem de tüm ağıza) binbir türlü test gerektirdiğini, neredeyse açık kalp ameliyatı kadar ciddi bir iş olduğunu bilmiyor musun? Allah’tan bu doçent hanımı, ikinci kez implant için gittiğimiz profesörü uyardı: Bu iş böyle olmaz diye!!! Ve çilemiz şöyle devam etti: Biz gittik geldik. Öyle oldu, böyle oldu. Amerika’da seminer vardı gidip geldiler. Aylarca yaşlı bir insanı dişsiz bekletti. Haydi bekledik. Kader yani!!!! Randevu verdiği gün hastaneye gittik ki; Kendilerinin toplantısı varmış!!!! Aaa yaniii… Ulan haber versene. Her türlü iletişim bilgilerimize sahipsin. Ve nasıl lakayt bir ortam, baba maba deniyor proflara…  O kadar okul okudum, hiçbir hocama baba falan diyecek kadar el ense laubaliliğinde olmadım. Ha diyelim ki olmak istedim, onlar direkt ayar verirdi o ayrı!…

Bu prof namzeti dişçi kadına isyan edince ne yaptı dersiniz,  vicdanı geçtimmmm, görev sorumluluğu, Hipokrat ağabeye verilen söz falan hoppp çöp! Baktı ki ‘Biz hiç eğlenceli değiliz aksine son derece ciddiyiz taleplerimizde’, bırakın özürü falan, oralı bile olmadı. Yoğunum sizi tedavi edemeyeceğim diye mail yani e-posta atarak annemin tedavisini carttt sesiyle ortada bıraktı. Hem de herhangi bir meslektaşına katıyen yönlendirme yapmadan. Biz kaldık mı 4. sınıftan bir öğrenciye. Muhtemelen bu kadın, o bölümdekilere gidip ‘Ben çoç üçüldüm. Yaçlı kadının kızı bana ııı yaptı. Baç gözlerime nasıl üüüü yapıyoo’ falan dedi. Ve bu yüzden çile bülbülüm çile!

Hastalar da pek fena canım lafa gelince.

Gelelim çocuğun yaptığı dişlere; annem bırakın çiğnemeyi ağzını kapayamıyordu. Şikayetlerimizi dinleyen kimse yoktu! Ciddiyim yaa… Koskoca Egeeee Üniversitesi’ndeyiz. Sorun ne? Bize yapılan kötü muameleye tavır göstermişiz. Kadına mail attım ve defim ki ‘Pervasız şımarıklığınızın peşini bırakmayacağım’. Taa bakanlığa kadar şikayet ettim. Sonra bir ton tatsız detay. Hasta hakkını nasıl arayacak? Bir adres soruyorum? Hele ki neredeyse kast sistemi ile iş gören devlet üniversitesi hastanelerinde. Ve özellikle bozacı ile şıracının aynı ipte oynadığı bölümlerde. Ve en sonunda gittik, en özelinden bir doktora yaptırdık. Para var huzur var karşimmmmm durumları!!!

Son tecrübemizin ise dumanı hala beynimde tütüyor: Bakın bir isim veriyorum: Doktor Fatih Orkun Kundaktepe. Gaziosmanpaşa Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde de görev yapıyor. Gidin arkadaşlar. Sade, sakin, bilgili, ilgili. İnsan gibi doktor. Bir de onun komşusu dahiliyeci var, eski usül: Hastayı azarlayarak muamele eden doktorların ekolünden. Agresif bir adam. Sizi bakanlığa şikayet edeceğim deyince de geri adım atan falan. Eski Türkiye olayı.  Fatih Bey biz dahil giden herkesle harika bir şekilde ilgilense de, diğerlerine nisbeten pek cillop bu hastanede de herkes işini hakkıyla yapmıyor tabii ki! anneme midesi için 1.5 ay önce endoskopi yapıldı. Ardından da İzmir’de özel bir hastanede Emar. Ancak iki tahlil arasında dağlar kadar fark var. Dolayısı madem İzmir’desiniz,  en temizi Ege Üniversitesi’ne gidin dediler. Tanıdıklar aracılığı ile bir profesör bulduk. Parası neyse verdik. 1,5 ay içinde 2. endoskopiyi yaptırdık.

İşlem bitti. Annemi dinlenmeye almışlar. Ben mal gibi başındayım haliyle. Elimde telefon Dergilik uygulamasından bir şeyler okuyorum. Yarım saat ayılmasını bekledim. Prof’un hemşiresi girdi çıktı. Oradayım yani: 1.80 cm’lik halimle. Neyse, bu dedi ki annenizi uyandırmanız lazım. Gidin artık. Aynen bu kelimelerle: ‘haydi haydi evde uyusun’ :) Atıyorsam namerdim. Haliyle ite kaka uyandırdım. Hazırladım falan. Gitmeden de sordum: Pekiyi sonuçlar, bundan sonra ne yapacağız? 6 nolu bilgi işleme gidin oradan kağıtları alın, dedi. O kadar mı diyerek sorumu yeniledim. Evet, dedi. Şaşırdım. Ama burası üniversite. Adı büyük. Kafası gidik. Zira Taksim’deki hastanede endoskopiden sonra kağıtla, onla bunla falan uğraşmıyorsunuz. Test için odaya giriyorsunuz. İşlem tamam. İki haftaya her şey e-nabız’da görülebiliyor.

Neyse, gittim 6 nolu bilgi işleme aldım belgeleri. Doktoru aradım. Açmadı. Annem fena. Açlıktan şeker tavan. Bir şeyler yedirdim. Mesaj da attım doktora. Bu arada kağıtları okudum. İlk endoskopiden bir farkı yok sonucun. Parça da alındı. Esas onun sonucu önemli. O da iki hafta sonra çıkacak. Ha bakın neyi atlıyorum: Akşama 19’da uçağım var. Yani bu işleri ucu ucuna hallediyorum. Doktoru bekledim yarım saat falan baktım ses seda yok. E annem de iyice kötüledi, ev yoluna koyulduk. Eve vardık varıyoruz, ‘Kim aramış uygulamasından’ mesaj geldi. Doktor aramış. Sürekli arıyorum meşgül. İzban’dan tam indim, bu kez de doktor aradı.

Efendim  diyor ki ‘Ayşegül hanım; hemşire olan yani, size parçaları alıp test için teslim edin demiş olmalı, ben de diyorum ki demedi. On saat gözünün önünde oturdum ve hatta bundan sonra ne yapacağımızı ben sordum. Sadece sonuçları alın dedi 6 nolu gişeden. Profu, Ayşegül’ü nasıl koruyor: İm ren dim!!!!!! Demiyor ki kusura bakmayın hemşire hanım sizi eksik bilgilendirmiş. Doğru yönlendirme yapmamış. Diyor ki, geri gelin, parçaları alın. Test için teslim edin. Ama uçak, ben var gecikme, e geldik de eve!!! Burası Türkiye bebem!!! Tite tite geri döneceksin. Eksik bilgi veren hemşire totosunu yayarken sen onun yüzünden uçağını kaçıracaksın belki de: Yoksa test çöp!!!! Kalktım gittim.

Mideden alınan parçayı almaya gittiğimde anladım ki, meğersem ben bu Ayşegül’ü hiç görmemişim. Kadın yanımıza bile uğramamış.  Bize ‘Haydi canım gidin’ diyen hemşire, kimse kim! Nasıl bir kafaysa… Ayşegül’e de belli ki prof bir iki kelam etmiş. Suratsızca ‘benim hatam’ dedi. Utanmasa bulsaydın beni. Ne gidiyosun ki? İnat et. Israrcı ol davanda diye fırça atacak. Prof da bozuk. Bin kunduz yani sayın seyirciler!!!! Haaa maç bitti sanıyorsunuz değil mi? Yok değil.

Ben bu parçayı aldım. Nasıl verdiklerini de fotoğraf olarak koyacağım. Taaaaaa başka bir binada, 3 ayrı kişiye sorarak patolojiye ulaştım. Sıra numarası aldım. Bekliyorum. Şimdi bu bekliyorum kelimesi var ya, siz onu kafanıza göre çoğaltın. Bekliyooooooo yapın, bekliyorrrrrrr yapın. Pekliyoorrrlardıı beklemelerce yapın. Yani öyle. Hasta bakıcılar geliyor ellerinde 100 tane test numunesi, tanıdıkları geliyor zırttt araya alınıyorlar falan bekliyoruz. Kalabalıklaşıyoruz. Kalabalalıklaştıkça da sinirler geriliyor. Çünkü asla ve de asla yeni bir hastaya sıra gelmiyor. Öte yandan adı üstünde bir hastanedeyiz. Herkesin hastası, acelesi, sıkıntısı var. Sadece patoloji kayıtlarını yapanların yok. Zira 4 kişi çalışması gereken yerde, çay may içme arası derken daima 2  kişi var.

Sanırım yarım saat 45 dakika arası bekledim. Neden? Elimdeki korkunç görünümlü tüpü teslim etmek için. İşlemlerim yapıldı ve kabuldeki kadınlardan biri çığıran bir sesle dedi ki: Makine bozuldu. Herkes tekrar sıra alsın. O anda mucize bu olmalı dedim. Ben, evet şanslı bennnnn, kaderime bin teşekkür babında şükrana denk hızlı adımlarla şakır şakır yağan yağmura kendimi atarken, zombileşen hasta ve yakınları veznedeki kadınları öldürmeden çiğ çiğ yemeye başlamıştı.  İşte böyle bir haber duymuş ya da okumuşsanız ben oradaydım! Tekrar İzban’a bindim ve Bayraklı-Turan arasından geçerken denize bakmayı unuttum ama dedim ki: Yazayım ben ya! Hiç kimse okumazsa, bu ülkede hiçbir şey yolunda gitmezse, hiçbir şey olamazsak tembelliğimizden ma-ülke; bari bana terapi olur! Sizin kulağınıza da küpe!!!

Şu koskoca ve gayet fani bloğumda bir adet de yağmur sever Vildan Hanımların fotoğrafı olmasın mı? @_vildancetin_ #vildançetin #Como #İtalya

sadece bu fotoğraf: @ibrahimcalisto instagram hesabından

ege üniversitesi gatroentroloji ege üniversitesi gastroentroloji

 

Reklamlar

About Vildan Çetin

instagram: _vildancetin_ beynelhayat velmemat... writer; published 2 books from sacred life trilogy: the origin, the voice. trtcocuk cartoon serial ciciki's script&jingle, tik&tak cartoon series, neşeliçocuklar youtube, advertiser, brand strategist, content developer, youtuber, documentary
Bu yazı taze diş macunu içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s