Vildan Hanımın Acıklı Velakin Gayet Eğlenceli Hayatı!

Bavulum akşamdan hazırdı. Yatağa öyle gittim. Çocuk gibiydim: Yine. Heyecandan yerimde duramıyordum. Uludağ’a gidecek, kendimi karlara atacaktım. Hohoytlarcaaa teyteycelerceee sevinmeler. Ay ne abartılı bir şeysin sen be, diyenleriniz çok olacaktır. Nee bağrıyonuz be küçücük kıza demeden açıkliim: Bendeniz cennet kuşu kışı pek severim, yağmurlu puslu havalara bayılırım. Ne de olsa, Ocak doğumlu bir kış çocuğuyum. Hele de kar varsa, değmeyin keyfime. Ve hatta yazdan bile çok severim diyeceğim ki abartı mertebesine siz daha bir şey diyemeden kısa yoldan salaklığı da ekleyivereyim…

Sabah uyandım. Saat daha 07. Benim için son derece yüksek irtifada bir fantastik durum. 10’a doğru kalkmam yeterli yola koyulmak için. Her zamanki gibi, telefonun ‘bedtime/uyku vakti/yatma zamanı’ siz ne derseniz işte o uygulamasını kurdum. Bu uygulamayı seviyorum. Çünkü kaçta yatarsam yatayım 8 saati yerime hesaplıyor. 8 saat uyumasam da bu bilgiyle kafamı yastığa koyup karanlıkta ve haliyle boş gözlerle tavana bakmaya başlamak hoşuma gidiyor. Telefonumu tekrar kapattım ve tekrar yattım. 10 binden geriye saymaya başladım. Hem beyin jimnastiği hem de uykuya dalma aktivitesi… 9999 9998 9997 9996 9995 9994 zzzzzzzzzz……………….

Ve de yeminle, alarm falan çalmadan içgüdülerimle kendi kendime uyandım. Oh oh maaşallah uykumu da almışım! Geriniyorum kedi gibi. Miyaawwlı mırlamalı. Sabahları hiç olmadığım usülde; sevgi doluyum. İçimden de diyorum ki, nasıl bir heyecanki bu, alarmı beklemeden kendi kendine uyanabildin. Mutluyum yani Sebastiyan. Telefonu açtım. Mesajlar, aramalar!!!! Noooluyo be derken gözüm saate takıldı 13:00 yazıyor. Valla billah! Hani Amerikalıların 1 pm dedikleri saat!!!! Oha yani!!! Fakat alarm! Ben alarmı… derken jeton düştü, kullandığım uygulamada alarm cumartesi ve pazar günleri çalışmıyordu. Normal alarmı kurmam lazımdı. Tee Allaaaam durumlarından biri. Son sürat hazırlandım. Uçak kaçırmalarımdan dolayı bu halimi sıradan bulan canlarıma durumu yolda açıklayabilirdim nasılsa. Otobüse binmeyeli ne kadar zaman geçmiş diye düşünürken kahve elimde evden fırladım. Saat 14’e geliyordu. Cihangir Gümüşsuyu arası 10 dakika ya tutar ya tutmazdı. Seçtiğim güzergahı beğenmeyen taksiciden zılgıt yerken, adamı haklı çıkarmak üzere önümüze her türlü engel çıktı. Terse girip duran arabalar, mal indiren kamyonlar, çöp arabası vs! Bilgisayar oyunu gibi hepsini aşıp Kamil Koç’un ofisine vardığımda 14:20’ye geliyordu saat.

Not: Taksiciye iyi seneler dedim. Cevap bile vermedi. Sonra kimse demesin ‘Neden uber çağrıyosun!’

Sanırım herkes, nereye gidecekse Bolu ve Trabzon dahil, Bursa üstünden gitmeye karar vermişti. 15’te kalkan ve Alibeyköy’den 15:20’de hareket edecek otobüsteki tek boş yeri aldım. Yolculuk güzeldi. Yanımda, minik kızıyla yolculuk eden zarif bir Türkmen kadın vardı. Marmaris’e gidiyormuş. Uçaklarda yer bulamamış. Onlar eşiyle yıllardır buradaymış. Küçük kızını ilk kez getirmiş ve artık onlarla yaşayacakmış. Lafladık. Ufaklık huysuzlanıyordu. Bir süre sonra bu huysuz minnak kustu ama o da olsundu! Zira; orta kulaktaki suyun bilmem ne olmasından dolayı benzer bir genetik maraza (motion sickness/hareket hastalığı) maaile sahip olduğumuzdan hazır kolluk kuvveti kıvamında neler olabileceğini az çok tahminle kadıncağıza yardım ettim. Arada da, kendimle gurur falan duyarken, yeni gelen yılda ‘o her şeyin şahane olacağı’ masumane yenilik ruhunu düşündüm; son derece romantik göz kırpışlar eşliğinde. (Ay hepiniz çok biliyorsunuz! Tabii ki bir gecede hiçbir şey değişmeyecek ve hayat güllük gülistanlık olmayacak ama ama da…. umut da mı etmeyelim! Ya olursa? Ya değişirse? Ya bu kez göl maya tutarsa? iklim değişir Akdeniz olursa… Yok bunu başa saralım. Şu ortamda, bol karlı kara iklimi lazım bünyeye…)

Bunları otobüste yazıyorum. Küçük kız uyuyor. Anne de daldı. Onlar uyumadan teleferiği aradım. 20’ye kadar çalışıyormuş. Otobüs bu seyirde giderse kesin yetişirim. Demek ki: Gece Bursa’dan Uludağ’a teleferikle gideceğim. Ah ne harika bir hayatım var. Geç kalmam bile bir işe yarıyor falan diye kendi kendime düşünüyorum. Gülümsüyorum da. Böyle tatlış, müstehzi bir kıvrım var dudağımın kenarında. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Bursa’da Zaman* şiiri aklıma geliyor:

Bursa’da bir eski cami avlusu,

Küçük şadırvanda şakırdıyan su;

Orhan zamanından kalma bir duvar…

Onunla bir yaşta ihtiyar çınar

Eliyor dört yana sakin bir günü.

Bir rüyadan arta kalmanın hüznü

İçinde gülüyor bana derinden.

Yüzlerce çeşmenin serinliğinden

Ovanın yeşili göğün mavisi

Ve mimarîlerin en ilâhisi.

Böyle romantiğimdir de! Bu kez kirpiklerimi kırpıştırıyor muydum? Hatırlayamıyorum: Ziraaaaaaa… Bir çocuk ağlamaya başladı! Annneeeee evimijeeeee gidelimmm. Lütfeeenn anneeeeeejimmm… Otobüs teyakkuzda. Meğersem altına bez bağlamış annesi yolda tuvaleti gelir, diye. Bizimki gururlu; yap mı yor muş. Ben de olsam yapmaz, inat ederdim. Heheheheehe… O yüzden kendisine saygım sonsuz. Koskoca otobüs alakasız bir benzin istasyonunda durdu. 7’de Bursa otogarında olacaktık. Bebeye tuvaleti yaptırıldı geldiler. Bir teyzoş da midesini bozmuş, otobüsten inmiş otoparkın kenarında böğürüyor. Yolcuların yarısı fırsat bu fırsat kendini aşağı attı. Sigara içiyorlar. Yahu epi topu 3 saatlik yol. Bu ne çeşit bir bağımlılık yarabbim! Otobüs otobüs değil, afet çadırı. Muavin herkeşleri toparlayıp otobüse tıkana dek: Saat: 18:57 oldu mu?!  Oy oy anam:) Teleferik. Vardı hani. Ben de binecek ve şehrin ışıklarına bakarken, Ahmet beyefendinin meşhur şiirinin devamını okuyacak, hatta beyefendiciğimizin ‘5 Şehir’ kitabını tekrar okumayı düşünecektim, gelişen Bursa’yı ve modernizmin bünyemize yaptığı etkileri ah ah nidalarıyla ayıplayarak. Ve şehrin ışıkları göz kırparken yeni yıla, ben de kaderime yazılan ‘beyaz karlı prensle’ tanışmak için dağa doğru ilerleyecektim. Fakat ben var galiba kaçırmak teleferiği!.. Zira bebenin tuvaleti! Bir anneannenin bozulan midesi… Sigara gailesi…. Derken… Yarım saatten fazla bir benzin istasyonunda esir kaldık! Ne alaka tabiiki de aklıma Kemal Tahir’in o nefis üçlemesinden Esir Şehrin İnsanları geldi. (Kesin okuyun. Hem de 3 kitabı birden)

Yazımızın ana fikrine dönersek: O gül gibi teleferiği kaçırdım. Hayallerim çöp, kar prensi çokoprens oldu! Konfor alanının dışına çıktığında: Sudan çıkmış balık, eşekten düşmüş köylü, seyirci patlaması yapacak diye pek umut bağladığı dizisi 4. bölümde final yapmış yazar kıvamına gelen kaç kişiyiz!!! Evet, bin kunduz: Teleferiği kaçırdım, demiş miydim! Hem de bir veledin inadı yüzünden de demiştim galiba. Empatinin kökeni sempati olmalı. Ve esas maceranın o zaman başladığını anladım. Madem teleferiğe binemiyordum, pekiyi ben nasıl gidecektim Uludağ’a. Daha önce İstanbul’dan direkt araçla gelmiştim hep. Kalakaldım mı Bursa otogarında! Duydum ne dediğinizi. Yok cicim, dolmuş da yok o saatte, başka herhangi bir toplu taşıma olmadığı gibi. Uludağ’a sağsalim gitmek için binmeniz gereken taksi durağı Çekirge’de. Adı da; Uludağ taksi… Ve oraya gittim. Bindim. Yol 1 saat sürdü… Sonra mı???? Hehehehe… Orası başka sayıda. Sonra uzun yazıyorsun diye fırça atıyor bazıları.  Merak edin. Der mi şim.

Lakin şunu yazmadan da edemeyeceğimLSuratıma doğru o telesiyaj demirini fırlatıp ben yere düşerken ‘iyi misin’ diye bile sormadan vınlayıp ortamdan kayarak uzaklaşan denyo!!!! Sana da erkek diyen olabilir, lakin suratıma saatlerce tuttuğum buzların bana verdiği yetkiye dayanarak zatına bir ek getirmek istiyorum: Müsvedde! İnsan, taş olsa öyle biri yerde kıvranırken nadim olur ve yanına gelip hiç olmazsa bir ‘geçmiş olsun’ der. Seni karmaların şahı Allah’a havale ediyorum. Nasıl olsa o alır havanı!

Evet, bu haklı isyanımın ardından… Esas konuya dönersek; Hayat böyle işte. Sen plan yaparsın, o hiç oralı olmaz. Zira sizin için daha ilginç ve şaşırtmacalı planları vardır. Ve dahi acılı olduğu kadar da eğlenceli olabilir akabinde olaylar zinciri. Bu sene kendim ve tüm dostlarım, okurlarım ve hatta haydi büyüklük bende kalsın, sevmeyenlerim için bile eğlencesi ve keyifi bol bir sene diliyorum. Bereket, şans, sağlık ve huzur… Ekstra şahanelikler istiyorsak zaten bizim çabamıza bırakıldığını hepimiz biliyoruz!

 

 

Bursa’da Zaman*

Bursa’da bir eski cami avlusu,

Küçük şadırvanda şakırdıyan su;

Orhan zamanından kalma bir duvar…

Onunla bir yaşta ihtiyar çınar

Eliyor dört yana sakin bir günü.

Bir rüyadan arta kalmanın hüznü

İçinde gülüyor bana derinden.

Yüzlerce çeşmenin serinliğinden

Ovanın yeşili göğün mavisi

Ve mimarîlerin en ilâhisi.

 

Bir zafer müjdesi burda her isim:

Sanki tek bir anda gün, saat, mevsim

Yaşıyor sihrini geçmiş zamanın

Hâlâ bu taşlarda gülen rüyanın.

Güvercin bakışlı sessizlik bile

Çınlıyor bir sonsuz devam vehmiyle.

Gümüşlü bir fecrin zafer aynası,

Muradiye, sabrın acı meyvası,

Ömrünün timsali beyaz Nilüfer,

Türbeler, camiler, eski bahçeler,

Şanlı hikâyesi binlerce erin

Sesi nabzım olmuş hengâmelerin

Nakleder yâdını gelen geçene.

 

Bu hayâle uyur Bursa her gece,

Her şafak onunla uyanır, güler

Gümüş aydınlıkta serviler, güller

Serin hülyasıyla çeşmelerinin.

Başındayım sanki bir mucizenin,

Su sesi ve kanat şakırtılarından

Billûr bir âvize Bursa’da zaman.

 

Yeşil türbesini gezdik dün akşam,

Duyduk bir musikî gibi zamandan

Çinilere sinmiş Kur’an sesini.

Fetih günlerinin saf neşesini

Aydınlanmış buldum tebessümünle.

 

İsterdim bu eski yerde seninle

Başbaşa uyumak son uykumuzu,

Bu hayâl içinde… Ve ufkumuzu

Çepçevre kaplasın bu ziya, bu renk,

Havayı dolduran uhrevî âhenk..

Bir ilâh uykusu olur elbette

Ölüm bu tılsımlı ebediyette,

Belki de rüyâsı bu cetlerin,

Beyaz bahçesinde su seslerinin.

 

Ahmet Hamdi Tanpınar

 

 

 

 

Reklamlar

About Vildan Çetin

instagram: _vildancetin_ beynelhayat velmemat... writer; published 2 books from sacred life trilogy: the origin, the voice. trtcocuk cartoon serial ciciki's script&jingle, tik&tak cartoon series, neşeliçocuklar youtube, advertiser, brand strategist, content developer, youtuber, documentary
Bu yazı taze diş macunu içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s