Yazma Sıkıntısı!

İçim şişti! İnstagram hesabıma koyduğum fotoğrafın aslında ne denli manidar olduğunu cümle aleme anlatmak için bloğuma  ‘En Kolay Mükemmel Bozulur’ başlığı ile bir yazı yazmak istiyordum. Daha da fenası, bundan önce de ‘Tutumluluk ve Kökler’ konusunda bir yazıya giriş yapıp yarım bırakmıştım. Geçen gün kendime, hadi dedim, ne bu tembellik. Otur yaz. Pek çok yazarın üretken olmak adına önerdiği yöntem: Çalakalem de olsa yazmak, değil mi? Bazıları bunları roman diye falan yayınlıyor ama olsun! Sen onlardan olma. Şu zavallı bloğun için olmasa bile, sırf yazma kasın gücünü kaybetmesin diye, yaz. Aklına ne geliyorsa, Allah ne ilham ettiyse. Sadece yaz gitsin. Hem bloğunun adına da bu tavır yakışır. Nasıl diş macunundan çıkanlar geri ittirilemiyorsa sen de çalakalem akan satırlarda yazdıklarına saygı duy, falan! Ve yazıyı yazdım…

Teee Allaaaaahım! Nasıl berbat oldu anlatamam. Tüylenmiş kazak gibi, yok bu benzetme olmadı! Hımmm mesela; yayları bozuk yatak gibi… Bu benzetme de sıradan ve daha fenası yetersiz kaldı hislerimi anlatmaya! Mesela mesela; kanatları kesik kuşlar, yosunsuz taşlar, acısız hayatlar, freni patlamış arabalar, ampülleri yanmış avizeler, son kullanma tarihi geçmiş kahveler, üç gün önce yağmış karlar, kusmuklu yollar……. Böyle benzetmeler geliyor aklıma ki hepsi yavan. Yani be ğen me dim yazdığımı. Sıkıntılı bir şekilde evde dolanmaya başladım. Bilgisayarım son derece formda, sorunsuz ve açık bekliyor. Ağzı açık. Sanki dişleri var. Şu kelimeleri yolla da öğütelim güzelim, der gibi. Dipsiz bir karanlık kuyu. Karanlık kuyudan çok kara delik. İçine ne atsam yutacak. Ne yazsam olmayacak. Ürkütücü bir havada bana bakıyor. Yazmazsam yani onu beslemezsem kelimelerle beni öğütecek.

Böyle saçma şeyleri daha fazla düşünmemek için her zamanki manidar çözümler aklıma geldi. İlki yemek yemek. İkincisi lavabo ovmak. Neyse….

Akşam yemeğimi yedim. Ama ne yemek! Normal yemek hazırlama süremi katlayarak bir ton saçma şey ekledim menüye. Sehpayı kurdum. Zira yemek masası savaş alanı gibiydi: Kitaplar, defterler, notlar… Örtüyü geçtim tabak koyacak yer yok dağınıklıktan. Yaptıklarıma mal müdürü gibi melul melul bakarken birden silkelenip; Çok yapmışım yahu dedim. Pek tatlış bir komşuma mesaj attım. Yemek yaptım ama ayarı kaçtı, çok oldu galiba gelsene diye. Karşıdayım yetişemem dedi. Kaçırdın ziyafeti bebeğim dedim, telefonu kapatırken.  Kendi kendime de, ben de keçileri kaçıracağım bu gidişle dedim ki durumumun farkında değilim sanılmasın! Yemeklerin hepsini yedim. Yetinmedim, koca bir bardak acılı şalgam suyunu içtim. Üstüne meyve/tatlı dahil, neler yiyip içtiğimi ise yazmıyorum. Çay falan hikayede yan karakter bile değil ama onu da içtim. 3 ince belli bardak. Anlayın yani!

Faydalı bir şeyler yapayım derken film izlemeye karar verdim. Oskara aday, Venedik’ten altını kapmış pek bi’şahane Roma’nın yarısını seyrettikten sonra devam etmek istemedim. Hakkı verilerek seyredilmesi gereken filmlerdendi zira. Napiiimmm diye kara kara düşünürken. Çlink etti anahtarın sesi. Sahi ya; Netflix’te ilk fantastik Türk dizisi yayına girmişti değil mi? Hakan Muhafız’a bakayım dedim. Daha ilk bölümde şaşkınlıktan bir yerlerim boyoz gibi açıldı! Gözlerim yani! Yılmadım 2. ve 3. bölümleri de izledim. Önyargılı olmayalım diye. Hikayesi zayıf, karakter analizi sıfır ve izleyiciyi aptal yerine koyan diziye ve pek fena Hakan karakterine bu kez sadece gülmedim. Açtım Netflix’in instagram sayfasını yorum yazdım. Dedim ki: Heyyy ulu Netfliksçiler, diyelim ki size bir bebe emanet ediliyor. Bu bebe ileride İstanbul’u kurtaracak. Soyu sopu pek şaşalı. İnanılmaz derecede insanüstü özellikleri falan var, hiç mi iki satır bir şey öğretmez emanet edildiği, baba dediği adam ona? Hiç mi geleceğe hazırlayacak bir eğitim vermez? El kadar bebeye, sen ileride süper güçlere sahip olacaksın vs deme tabii ki; ama bir emek ver di mi! Okula gönder, tarih bilsin. Osmanlıca bilsin. Biraz entelektüel olsun. Bu Hakan ne yapıyor. Halı taşıyor. Babasından zılgıt yiyor. Dükkan açma hayalleri kuruyor. Babası öldürülüp olan biten anlatılınca da zırıl zırıl… Kızdan dayağı yiyor. Lakin esas karakterde olması gereken özelliklerin hepsi kızımız Zeynep’te var. O zihniyet ve tavırda bir kızın tipsiz ve itici hocasıyla neden düşüp kalktığını anlamasak da (hey senaristler bir zemin lazım di mi böyle şahanelikler ekleyecekseniz de!) hadi diyoruz gençtir yapmıştır bir hata! Kız yani Zeynep: Doktora öğrencisi. Asistan falan. Hakan, dövüşmeyi bu kızdan öğreniyor. Ama çok komik bir öğrenme süreci bu! Bir de Leyla var. Baygın bakışlı. Hoşça bir kız. Valla Çağatay yağlı buzağı gibi soyununca, kız demiştir ki bu mu yani!!!! Çağatay’da memeler falan 95d!  İnsan biraz spor yapar. Sıfır tüy. Ulan Türk erkeği misin? Ecnebi diyarlarından kaçan bir kedi yavrusu mu belli değil. Ecnebi diyarları demişken: Tee bilmem kaç yapımı Holiday / Tatil filminde, LA’li ve pek problemli lakin havalı, hatta snob hanım kızımız Cameron Diaz’ı mest eden, 2 çocuklu editör rolündeki Jude Law’ın  vücudu bile ona yüzbin basarken… (Arada sıkılınca eski romantik filmleri izlediğim anlaşılmıştır umarım. E herkese filmde de olsa bir Mr. Darcy lazım değil mi? Not: Matthew MacFadyen ağbimiz de pek hoş görünüyordu filmde. Sonradan o da pörtlemiş:) Unutmadan: Pride and Prejudice bir Jane Austin uyarlamasıdır ve  şahane oyuncu Emma Thompson filmin senaristlerindendir. Neyse… Kendimi boğuyorum. Siz cânım okuyucularımı detaylara boğmiim bari. Hakan Muhafız bahsimize dönersek:

E bunu mu yazdın tam olarak diye soranlarınız için Netflix’e yazdığım yorumu aynen kopyalıyorum buraya:

‘netflix, bari sen yapma! hakan muhafız nasıl saçma bir dizi olmuş? fantastik edebiyatta bile ana karakter için gerçeklik algısını pekiştiren bir zeminde tüm kişilik modifikasyonları düzenlenir. hakan karakteri, onu yetiştirenler ulvi görevinin gayet farkında olduğu halde bildiğin mahallenin cahil ve bıçkın delikanlısı. diyeceksiniz ki ‘canımcım gömleği giyince kurşun geçirmez vs oluyor ya!’ … ee sonra? bu çocukçağızın bir entelektüel altyapısı olsa fena olmaz mıydı? yanında büyüdüğü ve baba dediği amcamız ırgat gibi halı servisi yaptıracağına ve her boş bulduğu yerde kalayı basacağına ilerideki ulvi görevi için üç beş kelam öğreteydi ya!!! isyankar bir tip olsun istediniz diyelim, hiç olmadı üniversitede asistanlıktan atılaydı ya bunun nedeni de kötü adama karşı çıkması olaydı. sonra, koskoca adam bebe gibi zeynep’in karşısında ağlamayaydı! kız iki hamlede yere sermeyeydi. antikahraman desek o da değil. bir garip hakancık…. ilk bölümde nakavt! istanbul’u biz kurtarırız icabında🙈 (not: gömlek animasyonu da hı hı… bu ülkede game of trons’a iş yapan animasyoncular varken…. üstelik)’ 

Milletin rahatlamak için sahte hesaplardan hönkürme tipinde verdikleri ayarı bendeniz cennetkuşu işte böyle ayan beyan ortalığa dökülerek yazdığım için de ayrıca kendimi tebrik ediyorum.

Yazma sıkıntısı böyle manyak bir şey. Yazamadıkça, yazsanız bile beğenmedikçe ayar düğmeniz feci bozuluyor. Yavrum kaç kişi okuyacak bloğunda yazdıklarını? diye düşünenler için yatak odasındaki çekmecede silah saklıyorum ve hatta evde piton yılanı besliyorum bilmiş olun! Evet: Epi topu bir blog yazısına böyle takabildiğime göre… Herhangi bir kreatif işim istediğim gibi olmayınca kafayı yediğim ve olur olmaz şeylere sardığım net olarak anlaşılmıştır umarım. Telefon açmadan önce ‘müsait misin, ariim mi’ babında mesaj atmakta fayda var benim gibi tiplere. Adam öldürebilirim Alimallah telefonda bile!…

Şaka şaka!!!! Şiddete karşıyız. Tabii ki!..

Meraklısına Not: Disgrafi adı verilen ve çocuklarda yazma güçlüğünü ifaden eden bir hastalık var. En sona bu problemle ilgili kısa bir metin ekleyeceğim.

aşğhfşjkhyşzşghyğdşzeeverybody needs a mr. darcy!

Disgrafi, yazı ve genel olarak yazılı anlatımda güçlüklere neden olan bir durumdur. Bu terim, dis (“bozukluk”) ve grafi (“harf biçimlerinin el ile yazılması”) şeklindeki Yunanca kelimelerden gelir. Disgrafi, beyin temelli bir sorundur ve asla bir çocuğun tembel olmasının sonucu değildir.

Disgrafi (yazı yazma güçlüğü) olan birçok çocuk için, sadecekalemi tutup belli bir çizgi üzerine harfleri yerleştirmek zor gelir. Yazıları oldukça karışık olan bu çocuklar, kâğıt üzerine düşüncelerini aktarmada sorun yaşarlar. Bu ve diğer yazma görevleri – fikir ve düşüncelerini organize ederek daha sonra ifade etme gibi – hepsi birden yazılı bir şekilde anlatım yapmalarının önündeki engellerdir.

Daha detaylı bilgi için: https://acikmavi.org/acikmavi-detay.php?r=disgrafi-yazi-yazma-guclugu-nedir-1318

Reklamlar

About Vildan Çetin

instagram: _vildancetin_ beynelhayat velmemat... writer; published 2 books from sacred life trilogy: the origin, the voice. trtcocuk cartoon serial ciciki's script&jingle, tik&tak cartoon series, neşeliçocuklar youtube, advertiser, brand strategist, content developer, youtuber, documentary
Bu yazı taze diş macunu içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s