İtirafçı Kişilik Bozukluğu!

Perişanım. Kendimi terk edilmiş ve çaresiz hissediyorum. Evdeki boşluğu onun dışında hiçbir şey dolduramaz gibi geliyor. Mubi, Netflix ve çeşitli kaçak sitelerdeki filmler, diziler ve hatta kitaplar… şimdi anlıyorum ki onun yeri başkaymış. O evde yokken eksiğim. Hatta yokum. Hatta bir hiçim! Ne mi oldu? Çarşamba akşamı bilgisayarım bozuldu! Aniden ooooooooowwwwww diye bir sesle gürleyerek yavaşladı ve ne yaparsam yapayım düzelmedi. Onu aldım, çantasına özenle yerleştirdim. Çantası eskimişti. O an dikkatimi çekti. İyileş eve dön, ilk işim bu eski çantanın yerine yenisini almak olacak, dedim fermuarı şefkatle kapatırken. Artı bilgisayara gittim. Orada kalmasına lüzum olmayabilirdi. Bir heveslendim. Evet yaaaa; hemen tamir edip geri verebilirlerdi. Velakin: Bırakmanız lazım dedi teknisyen. Üstüne su dökülmüş. Hard diskte sıkıntı var. Böyle saydı durdu. Biz size haber vereceğiz dedi.

Hayır asla katıyen bilgisayarıma su dökmemiştim! E tuşlardaki bu şişlik ne o zaman, diye sordu bilmiş bilmiş. İçini açmışlarmış. Apple testlerinden geçirmişlermiş. Allaaaammmm bensiz bu acıya nasıl dayandı acaba? Falan diye saçmalamayacağım tabii ki! Yoksa saçmalasam mı? İyi gelir mi? Beklesem hemen tamir olmaz mı diye çocuğu bir süre esir aldımsa da!! Hı hı. Hasta illaki yatacak, dediler. Elim boş eve döndüm… Evet ben bir bağımlıyım. Üstlelik gram pişmanlık duymuyor ve onu çok özlüyorum. Teknolojinin içine doğmadım, sonradan ele geçirilen kuşaktanım evet ama ama… Ben bir Kova burcuyum. Ve teknolojiyi seviyorum. Dünyadaki elit en zenginlerin bugünlerde kovadan çıkması size de son derece manidar gelmiyor mu? Linkini ekliyorum. Hehehe… Ne bu hava yaa… Neden? diye hala soranlarınıza ithafen:) * (İtirafçı kişilik bozukluğu, başlığı altında tezahür eden, halden hale savrulan çaresizlikler bütünü…)

Neyse! O günden beri evde ne yapacağımı bilemez halde dolanıyorum. Boşluktayım. Perşembe Şehnaz’ı seyretmeye gittim Les Ottomans’a… Cuma, cumartesi ve pazar… Sokakta hiçbir teselli bulamadım. Kadehlerde bulamadığım gibi :) Evdeydim. Dizilerce, filmlercee, kitaplarca veee yemelere doyamamalarcaaa! İçtiklerimi saysam hele: Ku sar sı nız! Çay üstüne acılı şalgam sonra süt… Ne varsa yani! Hiçbir şey bilgisayarımın yerini tutmuyor. Nasıl bir bağımlılık bu ya rabbi!!!

Daima uzun yazmamdan şikayet eden kuzenim, ‘Aşk tesadüfleri sever’ başlıklı yazımı okuyunca ‘ilk defa daha uzun olsun yazın istedim, dedi. Ben de içimden; Aşk şekerim, aşktan bahsedince akan sular duruyor değil mi? İnsan çağlayarak coşmak istiyor demiştim kendi kendime. Alakası yokmuş. Uzun yazıyormuşum zira o ipeksi tuşlara dokunmak… Onlardan çıkan tıkır mıkırlı ve kendi içinde ahenkli seslerin büyüsü, öylesine uzun yazmaya nedenmiş… iyi de ben neredeyse 13-14 yaşımdan beri durmadan yazıyorum. Sayısını unuttuğum günlüğüm, aldığım deli dolu notlarla dolu defterlerim, karakterler için çalıştığım kelimeleri not ettiğim başka başka defterlerim… Hepsini elimle yazmışken! Bu bağımlılık halinin nedeni ne? Hatta bu yazıyı da büyük boy bir telefonun notlar kısmına yazıyorum. Yine de ev eksik. Bilgisayarım yok…. Onun için bir şiir yazdım. Neden güldünüz ki? Anlamadım şu an! Sonuçta kedisi için çeşit çeşit şarkılar bestelemiş biriyim! En acıklısını yıllar evvel evden çıkmak için yırtınan kedimin sıkıntısını fark ettiğimde bestelemiştim. Sözlerinin ilk dizesi şöyleydi: Kedinin bileeeee sıkıldığııı bir insanım bennnn…..

Kedim şu anda perdenin arkasında saklanıyor. Balıkları pişirip onunla paylaşınca barışacağız. Dün gece o evde yokken tüm somonu yedim. Çünkü evde bilgisayarı olmayan biriyim ben ve yeme ayarım bozuldu bu yüzden. Bu her zamanki kapısından yani pencereden eve geldi. Çevreyi; özellikle mutfağı kokladı kokladı. Bir süre orada sessizce durdu. Bense çaresizce açıklama yapmaya çalıyordum. Ne bileyim geleceğini. Gelmeyek sanmıştım. Bazen Barbara’ya gidiyor ve 2 gün eve gelmiyor. (not: Barbara kedim Kuzey’in 2. evi. O Fransız kızcağızı da kafalamış hain!) Yalan hepsi yalan! Doğrusu şu ki geleceğini tahmin ediyordum. Çünkü nadiren günlerce ortadan kayboluyordu. Gerçek şuydu ki: O somonu hop diye mideye indirmiştim. Hem de bir an dahi kedimin payı olduğunu aklıma getirmeden. Çünkü çünkü aklım bilgisayarımdaydı!!! Üüüü – Burada yazar ağlamaklıdır.

Efendim konumuza dönersek. Bu bilmiş kedi, ağır adımlarla mutfaktan çıktı. Yanıma kadar yürüdü. Koltukta yayılmış organik kabak tatlısını iştahı bölünmüş bir şekilde sehpaya bırakıp bırakmama ikirciliği ile elinde tutan bana döndü ve en manalı bakışlarından birini atarken ‘Miyawww’ dedi, demek balık yedin ve bana ayırmadın. Ona durumumu açıklamaya çalıştım. Hiç oralı olmadı ve perdenin arkasına gitti ve onu göremeyeceğim bir şekilde saklanarak yattı.

Bozulan bir bilgisayarın ettikleri bununla da kalsa iyi! Pazar kalktım, kahvaltı falan kesmiyor hala kenef gibiyim. Bu korkunç durumdan çıkayım ve kedim için balık alayım diyerek Karaköy’e yürüyeyim, dedim. Normalde pazarları evdeyimdir. Neden? Bilgisayarım da evdedir ve yazı yazma ihtimalim vardır. Ayrıca pazarları sokaklar çok kalabalık olur. Çevre il ve ilçelerden ve dahi ülkelerden gelenler kahvaltıcılardır, kahve dükkanlarıdır basarlar buraları. Hele ki hava güzelse; istila kesindir. Buralar hiç çekilmez mirim.

Efenim, balık pazarı pek sevdiğim Akın Balık’ın orada. Ancak bir süredir o bölgeye gıcık oluyorum. Zira eskiden 1,5 – 2 sene önce yani Akın’ın ilerisinde çok tatlış kır kahvesi havasında gizli vahalar vardı. Eski otomobil lastiklerini rengarenk boyayarak saksı yapan, ahşap sandalyeli bu kır kahvesinin ilerisinde Akın’ın en en eski hali gibi salaş bir kaç balık restoranı… Ve tatata şimdi oralara beton döküldü. Hadi bir atraksiyon yapılsa neyse, betonlar döküldüğü gibi duruyor. Rezillik sizin anlayacağınız. Partisi önemli değil, beton döken belediye hangisi ise benden ona oy yok. Evde koltukta yatıyordum. Bu aklıma gelince Karaköy’e gitmekten vazgeçtim. Mutfaklarında nereden alındığı belli olmayan malzemelerle, pis mi temiz mi anlaşılmayan yemekleri fahiş fiyatlarla kakalayan mekanlar da aklıma gelince amann dedim, evde ton balığı var nasılsa, yarısıyla makarna yap kalanını da kedine ver. Senin acın zaten kendine yetiyor!!!

Bu yazıyı yazmaya başladım. Cidden elim uyuşmuştu ki telefonum çaldı. Arayan arkadaşım ne yapıyorsun deyince: Yazı yazıyorum ve konusu da şöyle şöyle dedim. O da dedi ki; bence depresyonunun sebebi bilgisayarın değil. Gün boyunca ay bilmem ne yengeçte. Haliyle yengeç, hem en psikopat (bknz: FBI’ın psikopat katil araştırması) hem de needy (needy ağlak değil çevirince ama bende öyle ses veriyor: Ağlak, kendine dönük ve talepkâr)! Ve sözlerine şöyle devam etti: Kaça patlayacak bu tamir sen onu söyle esas!!!

Hehehee… Sorunum var deme günlük. Teknoloji bağımlılığı bizi hayattan nasıl koparttı alt metinli bir yazı yazayım derken esas sorunu kaçırma: Bu tamir sana kaça patlar? Dolar almış başını giderken… Ve dahi ay da tüm gün boyunca yengeç burcundayken… Dur şu çikolatayı da yiyeyim en iyisi…. Şiştiniz mi? Vallahi ben de öyle…

Halime gülenlere gelince: Allah size de verir görürsünüz gününüzü. Hı! diyorum.

*https://www.marketwatch.com/story/5-strange-facts-about-billionaires-2016-03-15

Ruh halim!

https://www.instagram.com/p/Bqlab12BHLa/?utm_source=ig_share_sheet&igshid=25sh91gz3kl2

Reklamlar

About Vildan Çetin

instagram: _vildancetin_ beynelhayat velmemat... writer; published 2 books from sacred life trilogy: the origin, the voice. trtcocuk cartoon serial ciciki's script&jingle, tik&tak cartoon series, neşeliçocuklar youtube, advertiser, brand strategist, content developer, youtuber, documentary
Bu yazı taze diş macunu içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s