Herkesin Sabahı Kendine: İyi Sabahlar Türkiyemmmmm!!!!!

Saat kaçta, nerede ve nasıl uyanıyorsannn: İyi sabahlar Türkiyem. Ki bu yazı sabaha karşı 04’te yayına girmiştir. Neden mi? Deli mi titti cicim, demeyin. Hemen anlatıyorum. Konu şu:

Güünaaaaydınnnn….

Bunu 08.35’te yazmış. Öyle dedi. Evde kahve içiyormuş. Kahveye gelene dek bin ton iş var sabah yapılacak. Tahminen 07’de falan uyanmış olmalı.

Bu cici mesajı gördüğümde, midem bulanmasın diye müsliyi ağzıma tıkıştırırken kahve içiyor ve 12’deki pilates dersine yetişmeye çalışıyordum. Tayt nerede, çoraplar karışmış, tam kapıdan çıkıcam mat’ımı unutmuşum. Ay gözlüğüm…. diye panik halleri yaşarken yani. Derse güç bela yetiştim. En sakin ve yatarak olanından bir pilates seansının ardından ev. Duş, epostalar, işleri planlamaca falan… Nihayet dandik müsli değil efendi gibi bir kahvaltı etmişim. Oh! Evet şimdi mesajlara yanıt verebilirim dee, sabahın köründe ‘günaydıınnnnnnnn’ yazan  birine ne yazmak lazım. Haydi kolaysa bul. Düşünüyorum: Sana da günaydın cicim, yazsam olmaz. İyiyim yaa ne olsun iş güç desem ne alaka!!! Sonunda ne yazacağımı buluyorum: Napıyosun?

Ya işte böyle! Cidden bir çeşit malım ben. Daha da fenası cool’luk müessesesi ile uzaktan yakından alakam yok. Bir saat geçti geçmedi yanıt verdi. Hemen gördüm ve saniyesinde yanıt verdim. Sonraki her defasında, o 10-15-20 dakika ara falan verse de, hiç kastırmadım, her mesajına dakika sektirmeden zırt diye yazdım. Ve tam da içinden bu hatunun kafa nasıl bir şey diyordu sanırım, bombayı patlattım: Yaaa artık ergen gibi yazmasak olur mu? Ben sevmiyorum yazışmayı. Arayayım mı? Zira afyonum patlamış ve kendime gelmiştim. Hayat güzeldi ve dahi her çeşit kuşun dileği şekilde uçmasında hiçbirrr sakınca yoktu.

(Buraya çok değerli bir not düşüyorum. Bunu iyi belleyin. 20 yaş civarı herkes blok yazı yazıyor whatsup’da. Örnek mi? Şöyle, ne diyecekse tek metinde yazıyor bu cinsler. 1 cümle yaz gönder, sonra 1 cümle daha yaz gönder, 30’lu ve Allah göstermesin 40’lı yaşlardakilere ait bir stil… :) Hehehehe….

Neyse aradı beni bu sağolsun.

Sana ‘Günaydın’ mesajı attım ama 11’e doğru mesajım ulaştı. Merak ettim yanıt vermeyince, iyi misin her şey yolunda mı, dedi. Sevimli de sesi. Cidden merak etmiş bile olabilir. Demek; hala yazmadı kahpeeeee, vurun! iç sesiyle fodullananlardan değil: Belli.

Aa öyle mi dedim, mesleki deformasyon sebebiyeti ile düzensiz sabah uyanışlarımdan mütevellit…. Yani epifiz bezinin dinmez ihtiyaçları da araya giriyor tabiii ki de… Falan diye tam anlatmaya başlayacağım, bu konuşma akşama doğru azalınca yağmur saatlerinde yapılmıyor bu arada dikkatinizi çekerim. Saat 20:00 olmuş olacak.

Şimdi net hatırlamıyorum nasıl oldu, cümlemi ortasında kesti, bir şeyler anlatıyor. Nazik ve eğlenceli biri. Güzel okullara gitmiş ha… Geleceği parlak. Annem, Ayşegül tarzı ablalar bayılır bu tiplere. Sen kaçta uyandın bakiim, diye sordum bir ara. 06:30’da uyanmış. Çünkü bazı sabahlar koşuyormuş… 7 km. Yeni günün enerjisi ile boş sokaklardaki temiz havayı içine çekerek coşmayı ay pardon koşmayı çok seviyormuş. Arada da kampa gidiyor ve çadır kuruyormuş. Hahahahhha.. Böyle şeyler anlatıyor. Bense içimden: Kahvaltıda ekmek de yemiyordur bu şimdi falan diye düşünüyorum. Ne çadır mı? Ölsem kalmam ne o be fakirler gibi falan diye düşünüyorum. Bir yandan da anlattıkları karşısında ohaaaaannes çayırlarında yuvarlanıyorum… Fark etmiyor bile.  Hala anlatıyor. Bu arada ben de falan filanlı bi’ton alternatif gelecek kuruyorum!..

Canım sen bi’daaa beni arama olur mu dedim: Benden sana bi’halt olmaz. Olsa olsa katilin olurum. Zira diyelim ki çıkmaya başladık, tatlı minnoş bir ilişki kurduk, eh bir süre sonra türlü manyak engeli aşıp yanımda uyandığına göre yakınlık derecemiz de iyice ilerledi ve dolayısı ile defolarımı yakınen bilen biri oldun ve; velakin, haddini aşıp boş bulunup bir sabahın köründe beni uyandırdın.  Bu sona da zaten hazırlıklısındır. Gülüyor. İnanmadı tabii ki, yani bu devirde onun gibi bir cevheri bulmuşum ve sırf sabah uyanma saatlerimiz, yani hayat ritmimiz uymuyor diye, daha efendi gibi yemeğe çıkmadan kapının önüne koyuyorum. Üstelik tahmini en az 300 kızla takılmış biri. Ekmek yemiyorsa, 6 pack yani baklavalı karın gibi ileride Alaçatı’da minnoş yazlık, Yunan adları’nda coşmacalarcaaaaa eğlenmeler de garanti… Bu durdu. İçinden şaka mı yapıyor yoksa deli mi diye ayırd etmeye çalışıyor o sessizlik anında farkındayım. Hiç kaçar mı hemen son bombamı da patlattım: Ayrıca çok kaslı erkek de sevmem dedim. Hele zargana gibi zayıfları asla. Ne o kız gibi!!! Kafayı vücuduna takmış. Valla şaka yapıyorum sandı. Bu devirde onun gibi birini bulmuşum havaya giriyorum. Allah çarpar be!!!!!! Demiş miydim?

Valla bana göre tek iyi tarafı instagrama abidik gubidik fotoğraflar koymuyordu. Efenim: Facebook’un şifrelerini bile unutmuş. Pek gösteriş budalası değil aslına bakacak olursanız. Şu sabah kalkma sorunsalımız olmayaydı; eyiydi yani! Napalım; sevgili olmasak da arkadaş oluruz en kötü…

Hehehehe… Bir mesajla ilişki nasıl bitirilir anlattım işte! Kulaklarını açan, detayları doğru yorumlayanlar tüyoları kaptı…

ve fekat; Canım hepsini geçiyorum, ne bu neşe*, sabahın köründe? Serdar Ortaç’ın bir şarkısı var: Ne buuu neşee… Beni deli eden bu tavır, falan diyor. Ciddiyim sabah neşeli uyanmak? Nasıl bir kafa? Alarm çalar çalmaz, hoopp yastıktan kafa kalkar ve son derece hayattan memnun bir ifade ile hafifçe gerinerek yataktan çıkılır ve…  Duş ve giyinme ve tatlış düşünceler ve kahveler çaylar kahvaltılarcaaaaa mutluluklar memnuniyetler. İşe coşmacalı koşmacalar. Öğlen yemeğinde ne yesek ya da nerede tarzı derin düşüncelemeler… ceeee… Şahanelikler!!!

Mesleki deformasyon diye bir şey var! Evet bu doğru ama ben küçükken de uyku konusunda berbattım be günlük! Alakasız saatlerde uyur, geç bi saatte uyanır mesela sabaha karşı oturur ders çalışırdım. Ajans cenahlarında mesailerin kaçta başlayıp bittiği muammasının akabinde, diğer işlerimde ise misal: Saat 03’te gelen dış ses metinler, sesçi tarafından okunmadan önce kontrol etmek gibi ekstra gıcıklıklarla uğraşıyordum ki yayında kemençe görünürken bunu keman diye yazan editör yüzünden bölüm batmasın. Yıl 2017. TRT1 Ana Kuzusu Yarışma Programı… Ben süpervizörünüz.

Bunu geçtim 2018’e geldik. Çok meşakkatli bir belgesel yazdım yazıyorum: Yayına hazır olunca paylaşırım…. Gün içinde okunması ve  ayıklanması gereken o kadar çok bilgi var ki: Kafayı yiyorum. Gece oluyor bilmem kaç. Haydi biraz da kafa dağıtmalık bir şeyler seyret falan. Şaşıyor haliyle saatler. Bana tipten, 6 baklavalı karından önce bu tempoya dayanacak tatlış kalpli bir ağbi lazım. Ha öte yandan bir de şu gibi durumlar var. Kendi doğum gününe en geç giden kişi olmak gibisinden. Allahtan dostlarım biliyor ki kapris değil bunlar mecburiyet.

Yeri gelmişken bir anımı anlatayım hemen. Tik&Tak’ı yazıyorum e-bebek için, stüdyoda seslendirme var. Tüm seslendirilecek bölümleri gönderdim. Rahatım derken son dakika düzeltme geldi. Yapma da göreyim!!! Millet seni bekliyor. Neyse bu arada çok yakın dostlarım Karaköy’de yemekteler. Normalde hep birlikte olacağız. Dedim ki soryyyy/üzgünüm :) gelemiyorum. Affedin. Aralarında kankalarımdan Ayşegül de var Kitaplarımda kötü kahramanın adı Ayşegül diye, değiştirtmeye çalışan minnoş eski bankacılardan. Morali de çok bozuk. Bu yüzden toplanılıyor. Neyse yakınlarım keyiften değil mecburiyetten yemeğe katılamadığımı bildiklerinden üstelemiyorlar. Bunlar olurken de biri aradı, sana çok yakınım bir şeyler yiyelim mi, diye. Nasıl bir şanssa adamdaki, ne zaman arasa zamanlamamız uymuyor falan. Dedim ki bu gece beni affet, asla sokağa falan çıkamam. İşim başımdan aşkın. Neyse… Saat 23:00-23:30 gibi işim bitti. Onaylar gitti geldi. Rahatladım. Bişey seyredeyim sonra da yatarım kafasındayım. Ayşegül aradı. Ee madem işin bitti, biz bilmemnereye gidiyoruz oraya gel, bari bir şeyler içelim birlikte. Yanımda olmana çok ihtiyacım var. Lanet olsun içimdeki bu dost sevgisine geliyorum, dedim. Üstümdeki tişörtün altına bir etek giydim bir de meşhur kırmızı rujumu sürdüm gittikleri mekana vardım. Biz tam içki falan söyledik bu beni yemeğe davet eden arkadaş mekanda belirmez mi! Uzaktan el ettim. Oralı falan olmadı. Bir süre geçti, biz elimizde içkiler sallanıyoruz yanımıza geldi veeeee bana bağırmaya başladı: Yalancı yalancıı diye!!! Hani dışarı çıkmayacaktın. Ben var anlamamak gerizekalıyı lakin herkes şok tabii. Sevgilim falan olsa, ilk oradaki kankalarım bilecek kim olduğunu. Haliyle ne diyeceklerini ne yapacaklarını şaşırdı herkes. Evet tanıdıkları biri ama ne alaka? Bu ne samimiyet! Ne bu neşe di mi…. Kahpeee şrak! Ama ama Kenannn o benim ağabeyimdi ve kör ve ilk kez sokağa çıkmak istedi ve ben ona kı ya madım. Efekt: Kız ağlama sesi. Erkek utanmış. Uzun süre dalgasını geçiler mi, siz karar verin :)

Haa öte yandan bendeniz cennnetkuşu daima en en en geç yatan cenahta olmuyorum tabii… Bir de tescilli partici gece kuşları var. Mesela üst komşum. Aman sabahlar olmasın styla… Bi şekil hayat! Yaaaa eğlensinler, biz heder olduk iş güç, hayat gailesi, ev kredisi falan derken bari onlar keyiflerine baksınlar diye düşünüyorum. Bunu ona da söyledim. Ve ilk taşındığında tanış faslı esnasında dedim ki: Tek bir ricam var. Ben tahmini 02:30-03:00 arası arka tarafa yatağa geçiyorum.  Aman noolursun o tarafta gürültü yapmayınız. Sabah da erken uyanırsan, apartmanda yalıtım yok Allah rızası için aklında bulunsun. Süper bir yanıtla konuyu bağladı ve  Ya zaten ben de 06’da falan anca uyuyorum hiç sorun değil, dedi. Haliyle geç uyanıyorum. Mutluyduk bir süre…..

Muhtemelen düne kadar yalnız olan bu ağbimiz bir sevgili yaptı ve kız sabah işe giden bir tip. Ve ve ve de topuklularla sabahın köründe oradan oraya koşmak gibi de bir eğlencesi var. Gece partilemekten sabah uyanamama halleri yani!  Bu yetmezmiş gibi geçen akşam bunlar yine partiliyor, ben de yatak odamda uyumaya çalışıyorum, 03 civarına geldik, beynim deliniyor: Biri bir hatun, ya da bir kaçı!!! How many u are??? Topuklarla bir oraya bir buraya…. Yani insanın ayağıda mı ağırmaz yahu! Şöyle bi ayağından atıp o stilettoları yere basmakta mı istemez? Şekil yapıcam diye saatlerce eziyet çekmek nasıl bir kafa! İnstagram’a bir adet eğlenen ve dahasıyla çok şık ve hatta zenginlemerceee bir fotoğraf koymak için ödenen bedellere değiyorsa… üş 3 bej 5 fazladan follower için neylere değiyorsa ve dahi: Artık kimler kimler çatlatılacaksa :) Sabır sabır ya sabır, adlı güzide Göksel** şarkısını yatakta mırıldanarak 03:39’a falan ulaştım. 04’e az var. Topuklularla ben dertleşiyoruz artık öyle bir yakınlık oluştu aramızda… Dayanamadım ki hiç yapmam, mesaj attım ve pek de kibarım haa yanlış olmasın: Arka tarafa ayakkabıyla geçilmese ne güzel olurdu, yazdım. Offfffff… Atara atar, gidere gider, like’a like neslini bi tık alttan yakaladığımdan haliyle yanılıyorum bazen. Zira yan komşum geçtiğimiz yaz nadiren bahçede yemekli bir sohbete kalkıştığımız  bir gecede daha saat 01’e gelmeden pencereye çıkıp ‘Canım benim sabah uçağım var, daha az ses yapsanız’ dediğinde anında tüm masayı içeri taşıdığımızdan, benzer bir nezaket bekliyorum.

Peki, kusura bakmayin, tuvalet orada malesef, yazdı. Ve üstelik maalesef tek a ile… Bilgi Üniversitesi masterlı bu arkadaş. Ve üstüne de ekledi, Cikarttiriyorum ayakkabilari… Ne diim bilemedim. Allaha havale ederken, haydi büyüklük bende kalsın diyerek: teşekkür ederim çok naziksiniz trxyz bey, yazdım…

Herkesin yaşam şekli, yaşamdan zevk alma halleri farklı farklı. Kimi sabahın köründe uyanıp koşunca hayat daha anlamlı oluyor, kimi cumartesileri üşenmeden organik pazara Feriköy’e gidince, kimi rakı balıklı bir gecede, kimi sordum sarı çiçeğe…. Bence en önemlisi yaşam şeklimiz ne olursa olsun empati kurabilmekte. Sempati de oluyor o zaman arada. S harfi huyu gereği yumuşakça da olduğundan. Tıssslamayın hemen! Evet yılan gibi kıvrık da ama biz her insana olduğu gibi her harfe de iyi tarafından bakan cenahta geziniyoruz.

Demem şu ki : Senin, ben almiim ve dahi alana da mani olmiim hallerin, hayattan keyif alma şeklin benim yaşam kalitemi düşürüyorsa orada bir duracaksın. Sevgili olmayı geçtim, bu tiplerle arkadaşlık bile etmek sonunda anti-patik hallerde yaşamı iyice zorlaştırmaktan öteye gitmiyor.

Aslına bakacak olursanız siyaseti sevmiyorum ama: İstanbul’daki Suudi büyükelçiliği’ne girdiktan sonra sırra kadem basan bizdeki adıyla Cemal Kaşıkçı, uluslararası namıyla Khashoggi Alman vatandaşıymış. Ota boka atara geçen Almanya’dan neden tık yok ve dahi neden İngilizlerin de sesi çıkmıyor. Rusya ıslık çalıyor. Sadece Amerika’dan ses geliyor. Onlar da yaptırım maptırım derken pazarlıklarda alacaklarını alınca Suudilerden sesleri keserler yakında… Suudiler zaten bize gıcık Katar aşkımızdan diye döktürücem falan!!! Siyaset yazmiim diyorum zira görünene ve gösterilene asla ve katiyen inanılmaması gerektiğini biliyorum o işlerde!!! Fakat ha bire haberler haberler!!!

Fakat yine de Alman Vakıfları kitabını okuyun derim Necip Hablemitoğlu’nun. Bir de; diken.com.tr den Minez Bayülgen’in*** Hüsnü Mahalli ile bu konuda yaptığı röportajı… Linkini veriyorum.

Linki ararken komik de bir haber gördüm: İskandinav tarz-ı hayat çok ‘cool’: Yeni trend ‘külotlu sarhoşluk’ başlığı ile, cidden eğlenceli, sıkılırsanız onu okursunuz.

Danimarka, ‘hygge’yle, muhteşem bir yaşam standartı ve bolluk içindeki hayatıyla meşhur ya hani:  ‘Lagom’ da İsveç dilinde kusursuz denge, ne çok fazla ne çok az anlamına geliyor ya hanii!!!

Finlandiya’nın komşularına nispet bulduğu ve babam Erkete Ahmet’i  nur içinde yatsın diye anmama sebep olan rahatlama şekli de : ne lagom ne de hygge. Bayıldım bu ‘Kalsarikänni’ye diye konuyu bağlayabilirim artık sanırım. Kalsarikänni’nin anlamı ‘evde yalnız**** iç çamaşırlarla içki içmek.’ Ay aklıma bir anım geldi… Sinsirellalarcaaa :) Ve pek hoş!!! Ahhh ne günlerrrr günlerrr daha yaşanacak hepsi doyaa doyaaa***** (Ajda Pekkan’dan gelsin bu kez de) Yazarım belki bir gün onu da… Neyse!

Bitti nihayet yazı. Evet haklısınız fazla çalışmaktan fabrika ayarlarım bozulmuş olabilir ama saksı değilim ben******: İnsanım insannnn…. Üüüüüü……

Aman sabahlar olmasın! Aman sabahlar olmasın!

*Serdar Ortaç’tan geliyorrreeee:

https://youtu.be/VfDGDpNkQps

*** Sıradaki sanatçımız Göksellll:

https://youtu.be/BtpD2_S1iY0

***http://www.diken.com.tr/gazeteci-mahalli-suudiler-turkiyedeki-musluman-kardesleri-oldururuz-diyor/

**** Koskoca diken.com.tr ye ayıp ki ne ayıp: ‘evde yanlız iç çamaşırlarla içki içmek.’ yazmışlar. Yanlız değil yalnız yazılır o kelime. Neden mi? Zira yalın olmaktan gelir. Yanlış olan da yanlı olmaktan. Hehehehehehh….

http://www.diken.com.tr/iskandinav-tarz-i-hayat-cok-cool-ama-artik-yeni-trend-finlerin-kulotlu-rahatligi/

***** Veee Ajdaaaaaa Pekkann:

https://youtu.be/TIrY2UsJCLw

Senin sabahın sana… Benimki bana minnoş!

****** Erol Büyükburç toprağın bol olsun. Nur içine yat…

Reklamlar

About Vildan Çetin

instagram: _vildancetin_ beynelhayat velmemat... writer; published 2 books from sacred life trilogy: the origin, the voice. trtcocuk cartoon serial ciciki's script&jingle, tik&tak cartoon series, neşeliçocuklar youtube, advertiser, brand strategist, content developer, youtuber, documentary
Bu yazı taze diş macunu içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s