Garipliklere Düşkünlüğümün Kısa Tarihi 1

‘GARİPLİKLERE DÜŞKÜNLÜĞÜMÜN KISA TARİHİ 1 başlığı altında okuyacağınız yazımı, XMAG dergisinin ilk sayısı için yazdım. Meraklıları için yazının orijinalinin linki şöyle efenim: xmag.space

İncelerseniz seveceğinizi düşünüyorum. Ayrıyeten: Tüm emeği geçenlere, bendeniz de dahil, bol bol okuyucu diliyorum.  Nice yayınlara…’

Her zamanki gibi yazmalara doyamadığımdan, orijinal metine bir girizgah ekledim. Birazdan dergideki halini okumaya başlayacağınız yazımın sonunda bahsettiğim Nurdan Gürbilek’in ‘Benden Önce Bir Başkası’ adlı kitabında da anlattığı gibi, sanatın her dalında, kendinden sonraki yazarlara ilham kaynağı olmuş yazarlar var: Yaratıcılığı büyüten o bambaşka kafaları çözen, yepyeni ve bambaşka kafaların ataları…   İnsanların dışarıdan göründükleri gibi olmadıklarını, derinlerindeki mezbelelik ve bataklıklarında saklı gerçekleri, bir tül perdesi gibi bulutlandıran sahte görüntü ve  detayların itici güçleriyle hayatlarını nasıl sürdürdüklerini, kararlarını verirken nelerce tetiklendiklerini anlayan, çözen, bağlayan ve dahası kanata kanata iyileştiren bu öncü sanat insanlarını, saygıyla selamlıyorum.

Ayırdında olalım ya da olmayalım, merhemi kişişel tarihimizde saklı bir temeli var, yapıp ettiğimiz her şeyin. Yediğimiz her haltın.. Hatta, aile köklerimize. Daha da ileriye gidersek, insanlık tarihine kadar gidiyor mesele… Farkındalık dediğimiz de, neyi neden yaptığımızı, zayıflıklıklarımızı, gücümüzü, irademizi nasıl ortaya koyduğumuzun ayırdında olarak, yola devam edebilme dirayetine sahip olmak sanırım. Bunun için insanın kendisi ve davranışları hakkında kafa yorması gerekiyor. İçindeki volkan püskürmeden sakinleşerek başkalarını kıyma makinesi gibi ezip geçmeden önce bi’soluklanıp kendini anlamaya çalışması falan. Ha bazen de başkalarına zarar verdiğimizi sanırken kendimizi nasıl harcadığımızı da göremeyiz ya! O başka bir konu.

Neyse, işte sanatçı denilen varlık da –havalı görünüyor diye bu işe soyunan ve bir sosyal zümreye ait olduğundan dolayı gazlanan arkadaşlar benim için bu tanıma dahil değil- içlerindeki, Almanca’da doppelganger adı verilen kötü gölgeleri ile tanışmış ve yüzleşmiş olanlardan, yani her türden insanlık halinin dibine kadar bata çıka ilerleyen, duran, kasan, kesen, yuvarlananlardan çıkıyor haliyle. Konfor alanının minnoş rahatlığında tatlış hafta sonu kaçamakları ile hiçbir şeyi zorlamadan mutlu mesut takılırken zor zira derinleşebilmek. Biraz başka başka hislerle hemhal olmak gerekiyor. Üstünde sallandığın salıncağın sallanma hızından ipinin kopuvermesi, küt diye yeri boylamak, yere yapışmışken bir de salıncağın selesinden kıçına şaplak yiyip tekrar yeri öpmek: Hayatın şakası bol. Dolayısı da örnekler de bol. İşin gerçeği bu bulantı veren hislerle başetmeye çalışırken kimi kulağını kesiyor, kimi karısının alnına bir elma koyup vuruyor, öteki cebinde taşlarla dereye dalıyor. Çünkü insanın kendisi ile hesaplaşırken, bir yandan içindeki kötü gölgeyi tüm çıplaklığı ile görürken öte yandan da dünyada olan bitenlere ve sıradanlıklara ve dayatılan genel geçer her şeye tahammül edebilmesi çok zor!  Derinleştikçe devreler yanıyor, yanarken de: Çığlık, kusmuk, neşe topu, hırs yumağı, vesvese düğümü tadında pek çok farklı anlayış ve disiplinde sanat eserleri olarak  dönüşerek dışavurulmaları son derece tabii  ve gerekli de oluyor.  Yoksa: Gümmm! Pat! Çat! Dan! Haşırt! Bu yüzden garip görülen ne varsa, sanatçıların içlerinden püsküren çığlıklar olarak görüldüğünde, Edvard Munch’ın Çığlık tablosunda da net olarak resimlediği gibi, yakın hissetmemek ve içinde aynı coşkuyla o feryadı dışa vurmamak… Bazen renklerle, bazen yazıyla, bazen müzikle… Listeyi siz tamamlayın: Yaşarken ölmek demek! Hülasa, gariplikleri ve dahi müssebbibi olanları pek severim. Onlarsız bir dünya çok sıkıcı olurdu. Kom :)

GARİPLİKLERE DÜŞKÜNLÜĞÜMÜN KISA TARİHİ 1

Animasyonları neden bu kadar seviyorum diye düşündüm geçen hafta. O kadar yazı, çizi işi arasında  bir animasyon projesi gelince içimde hissettiğim ‘Hohoyt’ başlıklı his belki de bunu düşünmeme neden oldu. Animasyonların o hayalgücünün sınırsız dışavurumunu sağlayan teknik olanakları küçüklüğümden beri cezbedici gelmiştir. Sanırım bu cezbolma hali genetik de, zira üniversite yıllarımda yazın bir İzmir tatilinde annem, ben ve erkek kardeşimi televizyonda huşu içinde çizgi film seyrederken basan teyzemin, ailece çatlaksınız siz başka film mi kalmadı, diyerek televizyonu kapamasından sonra çıkan patırtıya bakarsak: Aha işte kanıtlar…

Animasyonlara gelmeden, uzun bir yol izliyor aslında çizerler. Anormal gibi görünen şeylerin aslında normal görünenin gerçek yansıması olduğunu  anlamamıza hizmet eden temel sanat dallarından biri tabii ki resim: Tüm çizgilerin atası!

İllüstrasyonlar da, dünyayı renk ve çizgilerle tanımlayan ve böyle çalışan kafaların devamı.  Bilim kurgu kitaplarının kapakları, çizgi romanlar, 1884 yılında doğan karikatürist Frank Rudolph Paul mesela bu isimlerin en afili eskilerinden.

2015 Art Basel Hong Kong’da tekrar sergilenen eserleri ile 1936 Tokyo doğumlu  Keiichi Taanami…

Christian Rex van Minnen, Glazed and Confused ismiyle 2014 yılında Kopenhag’da açtığı sergideki işleri… Evde salona koyar mısınız bilemem ama baktıkça kendine baktıran çalışmalardan.

Mesela: Miss Van & Olek… Mayıs 2014’te Londra’da StolenSpace Galeri’deki sergisi.

Ve son keşiflerimden (bazıları ay sen onu yeni mi şey ettin diyebilir! Desinler, değişememmmm desinlerrrr konuyu saptırmayalım…) : Nicola Alessandrini…

Tüm bu isimlerin sayıları oldukça fazla büyük büyük ataları da var: 1450 yılı dolaylarında doğduğu düşünülen  yaşamıyla ilgili pek bilgi olmasa da  hayatı boyunca doğduğu şehrin dışına çıkmadığı sanılan, dedesi, babası ve iki amcası dahil herkesin ressam olduğu bir aileye mensup Hollandalı ressam Hieronymus Bosch mesela.

Gerçeküstü bir yaklaşımla, çirkin ve gülünç anlatım şekilleri ile çizdiği ve insanlığın kötülüğünü, küçük akıllılığını nefis detaylar eşliğinde, nefret ve acı  alaycılıkla bir arada ortaya döktüğü fantastik görünümlü şahane resimlerinden, ben ve yüz binlercesi gibi,  zamanın İspanya Kralı Felippe II’nin de bulunduğu pek çok insan etkilemiş.  Hatta Kral Felipe II, Escorial Sarayı’ndaki yatak odasına ‘Başlıca Kötü Huylar’ tablosunu asacak kadar ressamın hayranıymış. Yolunuz düşerse: ‘Deliliğin Tedavisi’ ve ‘Saman Arabası’ ile ‘Zevkler Bahçesi’ resimleri Madrit’teki Prado Müzesi’nde… Son eserlerinden biri olduğu sanılan ‘Müsrif Çocuk’ ise Rotterdam’daki Boymans Müzesi’nde bizleri bekliyor.

Bosch’un resimlerindeki, fantastik düşünce dünyası ve rüyalar cehenneminden gelme canavarların bolluğu, Pieter Huys’dan Jan de Cock ve Pieter Brugel’e ve hatta günümüzdeki pek çok sanatçıya esin kaynağı olmuş… Tıpkı Nurdan Gürbilek’in edebiyattaki esinlenme ve etkilenmeleri anlatmak için yazdığı ‘Benden Önce Bir Başkası’ kitabında olduğu gibi,  resimden illüstrasyona gelene dek bir çok sanatçı birbirinden etkileniyor haliyle. Pastij eskisi gibi bir öğrenme şekli olarak kabul ediliyor mu resimde emin değilim ama esinlenme kati surette , ilerici kafaları geliştiren ve daha iyi eserler ortaya koymalarını sağlayan bir etkilenme biçimi, diye düşünüyorum.

Bu arada, şimdi de bir internet dergisi okuyor olsanız da, buralarda okuduğunuz gördüğünüz her şeye bence hemen inanmayın. Gidin, görün, gezin, bakın, anlayın öyle üretin derim en bilmiş hallerimden birini takınarak. Mesela bir internet sitesinde romantik ressam diye adlandırılığını duyunca kıs kıs güldüğüm 1757’li William Blake! Aslında ondan da bahsetmeyi isterdim ancak ilk seferlik burada noktayı koyalım. Sonrasında kafamız nereye götürecek ve neler yazacağım, hep birlikte bakarız…

Yazmalara doyamayan yazardan 1 not: Bu tarz eserleri koymak için evin altına dehlizlerden yapılma bir sergi salonu açmak istiyorum. Alice Harikalar Diyarı’ndaki gibi tavşan deliğinden geçilerek gidilebilen. Sadece uyanıkken de rüya görebilmeyi başaran zihinlerin giriş şifresini bildiği…

Frank Rudolph Paul

Frank Rudolph Paul

Frank Rudolph Paul

Frank Rudolph Paul

Keiichi Taanami

Keiichi Taanami

Christian Rex van Minnen

Christian Rex van Minnen

Miss Van & Olek

Miss Van & Olek

Nicola Alessandrini

Nicola Alessandrini

Hieronymus Bosch

Hieronymus Bosch

Hieronymus Bosch

Hieronymus Bosch

William Blake

William Blake

David Munch - The Scream / Çığlık

David Munch – The Scream / Çığlık

not2: Bu yazıda hediye şarkı yok. Neden mi?  Siz olsanız hangi şarkıyı bu yazıya uygun görürdünüz, merak ediyorum? Bana yazar mısınız :) vildan.cetin@gmail.com

Reklamlar

About Vildan Çetin

instagram: _vildancetin_ beynelhayat velmemat... writer; published 2 books from sacred life trilogy: the origin, the voice. trtcocuk cartoon serial ciciki's script&jingle, tik&tak cartoon series, neşeliçocuklar youtube, advertiser, brand strategist, content developer, youtuber, documentary
Bu yazı taze diş macunu içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s