Şekerci Dükkanında Unutulmuş Çocuk!

Bir yazı yazmıştım kendimce önemli bir konuda: Çok manidar bir başlığı bile vardı ve fakat sonra bir şey oldu… Kararsız kaldım yazı hakkında; ki şu narin (ve ihtilaçlı!) bünyemin neredeyse kendinden en emin olduğu konudur: Âfâki ve hususiyetle enfüsi hislerimin aksi. Bir nevi tekamül aynası: Yazdıklarım. Falan:) Kendi kendime dedim ki ‘yok ben fikrimi değiştirdim. O yazı orada demlensin. Şu anda tutturma üstüne yazmak istiyorum. İnat etme, illa ki sahip olma, illa ele geçirme ve itaat dürtüsüyle ilgili yazmalıyım’ böyle bir his işte yazmak. Duygular, fikirler, olaylar, insanlar gelir geçer. Sadece bazıları yazma isteği uyandırır. Ve illa ki çok önemli olmasına ya da günler geceler geçirmenize de gerek yoktur. Yazmak istersiniz. Tıpki bir bağımlı gibi: Duramazsınız. Yazma keşi… keşmekeşi, en büyük bağımlılık! ve, deva napezir cinsinden bir hastalık! Varsın benim de defom bu olsun. Hakiki tarafından halis mulis, hesapsız kitapsız seven, her hale razı zaten! Derdimize deva, sevgimize layık olanlar da öylesi değil mi zaten hey dostlar: Zira ‘Sevgilinin yaptığı her şey, sevgilidir*’… Stratejistleri, ince hesap uzmanlarını şöyle kenara alalım. Kumlarında oynamaya devam etsinler:)

Kes tim: Bu da başka bir yazı konusu çünkü. Yazıma hiç bölmemişimcesine dönersek: Valla itiraf edeyim ki benim için yazması konuşmasından bin kat kolay. Konuşurken, hele ki inandığım/güvendiğim bir dost meclisinde değilsem, demek istediğimi doğru dedim mi diye  bir şüphe oluyor içimde: Hele bu aralar! Zira, canı çok sıkılan ve tatminsizlik denizlerinde boğuldu boğulacak kimileri,  son derece samimi sözleri bile oraya buraya çekmekte pek mahir olabiliyor, yalnız ve güzel ülkemde. Neyse bu konu da can sıkıcı. En güzeli yazmak hakkında yazmaya devam edeyim.

Yazarken daha netim sanki. Kelimelerin yazıya dökülmüş halini, o alfabeyi bilmesem de, seyretmeyi oldum olası seviyorum. İçinden ‘Ay çen kaligrafi mi şeviyonnnn’ diyenleri de seviyorum mesela: Bir nevi harflere duyulan derin aşk benimki! Stendhal Sendromu gibi başdönmeli, ağız suyu akmalı bir his uyandırıyor harflere bakmak. Öte yandan Hipergrafi (Hypergraphia) yani yazma hastalığına, “şakak lobu epilepsisi” yol açıyormuş, ya hani… Doğarken pattadanak kendimi yerde bulduğumda, şaka yapmıyorum; bildiğiniz yere düşmüşüm ve ıngaa bile dememişim ölü doğdum sanmışlar, işte o ilk çarpma noktası kesinlikle: Şakak lobumda tezahür etmiş olmalı. Yoksa ne o sayfalarca yaz dur. Çık sokağa coş, ve gez dur, varken… Belki de kelimelerin aslında saklı kehanetsel anlamlar içerdiğini bildiği için iç benliğim, Yunanlılar buna ‘Cledon/Cleomansi’ derlermiş, sevme ayarım bozulmuştur.

Ya ben yine nereden nereye getirdim metni. Aklım almıyor. Yeminle kitaplarım, senaryolarım vs böyle engebeli arazi gibi değil. Bu blogdaki metinler resmen tepecik ve kuyular arasına sıkışmış patikalardan oluşuyor. Allahtan bloğumun adı ‘Taze Diş Macunu’ da; aklımdan ne geçerse yazmam gayet normal. Neyse daha fazla uzatmadan; tutturma ve kendini pek beğenme ve kendinden emin olma ve aşağılık kompleksinin zıt tezahürleri arasındaki derin psikolojik bağlantıyı irdeleyeceğim o harikulade:) yazıma döneyim. (Burada bi’ton gülme emojisi var!)

Ne kutlu kişidir o ki bir çocuk ruhuna sahip olmasına rağmen şekerci dükkanında saatler geçirip tek bir şekere dahi elini sürmeden çıkan… der mi şim! Şahsen ben(deniz ve cennet kuşu), kesin iki ara bir derede 3-5’ini ağzıma atardım. Hem ‘ayy ben nası bi’çocuk ruhluyumdurrrr anlatamamlarcaya’ sizi boğup, hem de şekerci dükkanına girip eli boş çıkanları da samimi bulmuyorum. Metafor yani şeker de dükkan gibi. Anladınız zaten siz onu:) Ne yalan söyleyeyim: Bilakis ürkütücü geliyorlar. Ajda Pekkan’ın televizyonda bebek taklidi yapması kadar ürkütücü! O ne hakimiyettir karşimmmm!!!! İnanın, (biz entelektüellerin bildiği ismi ile) Bhagwan Shree Rajneesh (ve genelin tanıdığı mahlasıyla) Osho bile sevmez böylelerini! Heheheh… O ne nefse, arzulara diklenmedir: Hepinizi alt ederim, inadım inat malum bölgem iki kanat, vücudum taş ama bakkkk six pack’lerime tripleri falan. Bişey diim mi; Bu tipler adam bile keser, kılı kıpırdamaz. Kibir ve hırs kardeşlerin bir arada hangi kafada takıldıkları (alfayım ben, saksı değilim, peşimden geldin geldin gelmedin bittin tükendin diye aleni böbürlenen safsalak minnoşlar dışında) zor anlaşılır bir şeydir zira: İşte bu yüzden kimseyi hafife almayanlar, yani politikacılar: Afferin onlara (ürpertili bir nida ile: bırrrr)….!!!

Bu kadar bilmişlikten sonra ani bir frenle şekerci dükkanı bahsimize dönersek: Annenizlesiniz, baba, hala, teyze falan da olur, Amerika’dakiler gibi devasa şahane bir şekerci dükkanına girdiniz. Ebeveyn kimse artık yanınızdaki, dedi ki; Sakın bir şey isteme, elleme, tutturma, ağlama…  Bilmem ne teyzenlere götürmek için 1 kg ortaya karışık şeker alıp hemen çıkacağız. Sonra ebeveyniniz bir arkadaşını gördü. Lak lak etmeye başladılar. Konuya kulak misafiri olan dükkan sahibi de dayanamadı konuşmaya dahil oldu. Sohbet uzadıkça uzuyor. Konuşmacılar, dedi ve kodunun diplerinde oksijenleri tükenmiş, azot narkozu altında kendilerinden geçmişler. Sohbet o kadar tatlış ki sizin ebeveyn, elindeki şeker paketini unuttu, hatta sizi bile unuttu. 5 bilemedin 6 yaşındasınız.  Dükkanda kimse yok. Herkes kendi derdinde. Dolanmaya başlıyorsunuz. O raf senin bu raf benim. Şekerler! Ah o şekerler: Hepsi rengarenk hepsi leziz, görünümlerinden belli içlerindeki cana can katacak şölen falan:) Naaaparsınız? Valla ben, dediğim gibi önce çaktırmamaya çalışarak ve ardından sal gitsin diyerek avuç avuç dalarak biri kulağımdan tutana dek yer, hatta şeker komasına girerdim.  Çocuğum ve 5 yaşındayım başka ne yapabilirim ki! Tersini yapanlar var ama! (ki biz bu blogda ama bağlacını kullananları hiç sevmeyiz bilirsiniz!) Ve çocukken bile kurallara sıkı sıkıya uyanlar falan. Kuralları biliyorsunuz diye uymak zorunda değilsiniz ki! Gevşeyelim, rahat olalım yahu biraz. Bakın T. S. Eliot ne diyor: Kuralları bilmeden ihlal etmek  hiç de akıllıca değildir:)

Elleme dendiğinde ellemeyenler, dokunma dendiğinde dokunmayanlar, süper cici bebeler:) Yasak ne varsa gizlice yapan, saman altından su yürütme ve 3kağıt profesyonelleri; işte bunlar milletçe bizi bitirenler. Yani geleceğin pek gizli itinalı sapıkları. Kendilerini, zaaflarını, duygularını falan gizlemeyi fena halde başaran çok tehlikeli, görüldüğü yerde anında vurulup ortadan kaldırılması şart olan tipler: Karizması bir gıdım çizilse intikamı acı olanlar! Heyytt beee… Nasıl oluyor da oluyor ve bu insanlar bu kadar kastırmaktan falan hiç sıkılmıyor, cidden anlayamıyorum. Bana göre insan dediğin duygulardan yapılmış bir varlıktır: Mesela siz hiç gülen kedi gördünüz mü? Haaaaaa… O benim kedimmmm. Adı da kuzey: Cidden gülüyor di mi? (yani değil mi) Ayrıca konuşuyor ve laftan da, halden de anlıyor. Bu başka bir yazı konusu biliyorsunuz.

Konuyu bağlayamadım araya kedi bahsi girince. Zira yanımda ve gırgır mırmır sevgi istiyor. Ayy hiç sevmem öyle kedi medi!!! Diyenler varsa. Bakkkk! Bi buraya bakkkk…

Yok böyle olmayacak. En iyisi ben her şeyi ; kafam dahil bırakıp gideyim. Şöyle uzak bir yere. Yazı falan yazar, hiç olmadı yola bakarım. Duvar da olur. En güzeli denize bakmak: Ki pek severim. Açıkçası hepsi aptal bir tutturmadan iyidir: Düşündükçe daha da saçmalaşan bir konuda.

Şimdi nedense aklıma geldi. House of Cards’ın ilk bölümünün 17. dakikası olmalı, bir replik var: Seviyorum bu kadını, hem de bir köpek balığının kanı sevmesinden çok, diyor ana karakter.  Ancak önemli olan ve tüm diziyi seyretmeme neden bu replik değil. Bu replikten bir önceki sahnede geçen konuşmalar.

Yine ne alakası varsa, pire misali düşünceler bilmem kaç şeritli zihin otobanımda zıp zıp, başka bir şey aklıma geldi bunu yazarken. İncil’de Matta 7’de bir bölüm…  Yıllar önce duymuş ve pek inandırıcı bulmamış, sonra mevzuunun yani sistemin nasıl işlediğini kenarından köşesinde anlamaya başladığımda hee dediğim ama hala hımmm da diyemediğim: “Dileyin, size verilecek; arayın, bulacaksınız; kapıyı çalın, size açılacaktır. Çünkü her dileyen alır, arayan bulur, kapı çalana açılır.’  Tuttur tuttura bildiğin kadar diyor galiba:) Ya da bana öyle geldi. Not: Ciddiye alan olmasın diye söyliim: Şaka tabii ki bu son yorumum. Ancak bu cümleye son derece ciddi bir havada Nalan Bekiroğlu’ndan şahane bir alıntıyla bir şerh koymak istiyorum: Ne kadar yazabilirsin mısralara, kaderin sana yazmadığını, demiş Bekiroğlu. Yani, inat ısrar ve tekrar (deneme) gerektiren işler olarak gördüğüm: bilim, sanat, edebiyat gibi konular dışında, özel hayatlarımızda zararı faydasından çok ve hatta ömür törpüsü haline dönüşme ihtimali pek yüksek aptalca bazı hislerde tutturmak iyi bir şey değil mirim. Ama kiralık katil tipi kutuplarda donmuş buzluk gibi davranmak da, cool görüneceğim diye hiçbir şeyi takmıyor havasında kendine gizlice eziyet etmek de pek fena!  Orta yol iyidir. Bunu bilir bunu söylerim! Duygunun azı da, azgını da kafaya zarar zira. Belki de en güzeli ve rahatı ‘Emronulduğu gibi dosdoğru olmak’tır. (Hûd, 112)  Evet haklısınız. Kafam çok karışık! Allahtan bu yeni bir şey değil :) Bünye alışık.

*Mawâidu’l – İrfan / İrfan Sofraları, Niyazî-i Mısrî, Yeni Ufuklar Neşriyat, Sf: 133

**Şimdi bu durduramaz kendini, 50 centten Candy Shop’ı da koyar diyenleriniz: Evet haklısınız.  10000 puan kazandınız! Normalde cânım-süper-şahane okuyucularıma şarkı hediye etmek adetimdir lakin bu kez içimden böyle bir video eklemek geldi:) Zira o şarkıdaki şekerler benim bildiğim şekerlerden değil pek…

***https://youtu.be/VoDFwidkE7w

****Zamanın birinde şekerci dükkanında unutulmuş ve gerekeni yapmış herkese hediye şekerlerim:)

Şekerci Dükkanında Unutulmuş Çocuk Olmak!

Şekerci Dükkanında Unutulmuş Çocuk Olmak!

About Vildan Çetin

instagram: _vildancetin_ beynelhayat velmemat... writer; published 2 books from sacred life trilogy: the origin, the voice. trtcocuk cartoon serial ciciki's script&jingle, tik&tak cartoon series, neşeliçocuklar youtube, advertiser, brand strategist, content developer, youtuber, documentary
Bu yazı taze diş macunu içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

2 Responses to Şekerci Dükkanında Unutulmuş Çocuk!

  1. Her yazın, okuyana yeni ufuklar ve farklı bakış açıları kazandırıyor.
    Ne güzel bir yazarsın. :)
    Çok selam ve sevgilerimle…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s