Hatır Gönül Meseleleri!

İlginç şeyler oluyor. Hiç ummadığım şekilde bazı insanlar, duyarlı tavırları ile beni şaşırtıyor. Bazıları da ‘Hımmm!!!! Sen ve sevgili egon, bu yolda devam edin. Pek havalı gördüm seni; sizi’, dedirtiyor.

Duyarlı tavır meselesine gelmeden, egom ile konuştuğum o çok değerli ilk anı anlatmak istiyorum. Ego insanı zirveye de çıkarır, dibe de vurdurur eğer gerekli uzlaşmayı sağlayacak tanışıklığınız yoksa. Zira yaş bir sayı değil bazen: Tecrübe ile eşitse…. Evet sayın seyirciler, ego denen sevimli pislikle yıllar önce konuşmuşluğum vardır. Yıllar önce demek, şimdi buradan bakınca bir kaç yüzyıl önce gibi gelse de on yıl falan olmuştur herhalde. Konu şu: Bir çocuğa feci bayılıyorum. Fakat ego, ah o ego! Zavallı çocuk ne teklif etse, bir kulp bulup red ediyorum. Hı! Hem zeki, hem popüler, hem de güzelim: Nasıl hemen evet deyip peşine takılayım!!! Değil mi? Naz şart. Fakat aslında feci yanığım. Detaylarda kendimi boğ boğ bir haller oluyorum bari siz sevgili okuyanlarımı boğmayayım. Sadede geleyim derhal:)))

Günlerden bir gün evdeyim. Pejmürde halde takılıyorum: Eski, pazardan alınma gri bir eşofman, yağlı saçlar falan! Aman da aman pek fena yani. Bir kız arkadaşım aradı. Canı feci sıkkın. Bir şeyler atıştırmak istiyor. Dertleşmek ana fikir, yemek bahanesi. Evden bunalmış. Dışarı çıkalım, dedi. Detayları atlıyorum.

Günlerden pazardı. Çok iyi hatırlıyorum. Zira iç sesim diyordu ki, kim çıkar ki pazar pazar sokağa? Hiççç gerek yok makyaja, üst baş değiştirmeye, çık git işte! Alt tarafı bir yemek… Efenim, o haleti ruhiye ve ev hali ile arkadaşımın kuyruğuna takıldık ve Etiler’de bir yere gittik. Pislik yiyeceğiz: Buffola wings’tir, cips’tir, kızarmış şeyler tabağıdır, biradır: Of yaaa. Şahane şeyler yani. Tü kaka ama arada yemek, içmek gerekenlerden. Neyse. Ağzımda buffala wings. Kemiriyorum. Oh iyi ki gelmişiz de diyorum bir yandan kendi kendime. Ağzımın kenarları sostan bıyıklı. Arada bir çaktırmadan dilimle kenardaki sosları yalıyorum falan. Keyfim gıcır yani. Bir anda ne göreyim: Bizim esas oğlan kapıda. Yanında da bir kız!!!! Lan! Kız bir içim su. Allaaaaaammmm… Ölsem daha iyi. Yani kız sadece güzel değil: Bildiğin huri. Bildiğin Viktorya Siktir et, pardon Victoria Secret kızı. Böyleeee en incesinden uçuş uçuş pudra rengi bir deri ceket, zarif beyaz bir t-shirt, minnoş babetler falan: Abla yı kı lı yor!!!! Bir de birbirlerine nasıl yakışmışlar. Ölsem daha iyi, demiş miydim?….

Bense ağzımın kenarları soslu, kirli eşofman, yağlı saçlar. Hay Allah! Puf diye yok olsam, yerin dibine girsem. Cidden garsona seslenip: Canım burada delik melik bi yer var mı saklanacak diyesim var. Öte yandan da, iç sesim korkudan tir tir titreyerek, görmez kızım seni, sen neredesin onlar nerede: taaaa kapının oradalar, hem burası kocaman yer, nereden görecek, falan diye teselli veriyor. Bildiğin FB-GS derbisinde gözüne stadyum ışıkları tutulmuş tavşan gibiyim. Kafam allak bullak. Bu ikisi, iki elf yani, içeri girdi. Masalarına geçecekler. Süzüm süzümler adiler!!! Ölücem kıskançlıktan. Neyse, biz de; egomla ben yani, yarın öteki gün durumu düzeltir alırız şu herifin havasını falan derken, ne oldu dersiniz. Benimki yanıma geldi. Naber Vildan, dedi. Vallahi yeminle: Elimde bir adet buffalo wingsle ben… Gülsek mi ağlasak mı? Ne dedim, hatırlamıyorum. Muhtemelen içimden: Biz burada birbirine bu kadar yakışan çiftlerden, hele ki sizin gibi hem havalı, hem pek zenginlerden hiç hoşlanmayız falan gibi bir şeyler saçmalamış olmalıyım. Dışarıdan da, öhöm şey, ah evet, pazar yani, cool… Yani ben… Sanırım o cins cümleler. Dahasına kafam basmamıştır.

Neyse, bin parça olmuş egom ve ben eve vardığımızda, ne yapacağımı bilemiyordum. Hadi ben bir süre sonra durumu toparlardım da, ya egom?! Ya o efsane varlık, o nasıl handle edecekti durumu. (hehehehehhehe: yani bununla nasıl başa çıkacaktı demek istiyorum) Evet egomla o gün oturup dertleştik. Ona dedim ki: Hey ego, valla senden güzeli, zekisi, şıkı, zarifi olacak ve hatta bunların hiçbirine sahip olmasa da, birileri yarışta zırt diye seni sollayacak, bunlarla baş etmeyi öğren. Sakin ol. Gevşeee… Ne bileyim, al bi kitap oku. Dizi seyret. Yola bak. Oluyor yani…

İşteee sevgili okur, o günden beri ben ve egom barıştık. Egomu ilk kez o gün teselli ettim. Yani bu olaylar oldu. Oluyor. Olacak. Daha önceki yazılarımda da yazdığım gibi: Güvendiğin dağlara karlar yağacak, kah gelecek o dağlarda güneş açacak, çiçekler saracak her yanı. Kah yağmur bastıracak. Seller olacak. Hayat böyle bir şey. En iyisi her halinden zevk almaya bakmak:)))

Gelelim beni şaşırtanlara. Yukarıda anlattığım anekdot ve dahası sayesinde, ego nedir biliyorum. Egosu yüzünden saçmalayan birini gördüm mü de ‘aha, kıpırdama, gördüm seni’ diyorum. Kendim yapıyorsam, ‘alooo yine coştun’ falan diye ayar veriyorum. Lakin bazı insanlar var, egolarıyla nasıl bir barış halindelerse artık, alakasız bir yerde sade tavırları ve samimiyetleri ile şaşırtıyor, özgüvenleri ile gülümsetebiliyorlar. Meseleye nihayet gelebildim. Allaaamm yaaa biri de bana konuya direkt girebilmeyi öğretse!!!

Efenim hiç yapmam yapmam, geçenlerde şöyle afili bir fotoğraf koydum whatsup’a. Olay da şöyle gelişti. Bir arkadaşımın doğum gününde bööööyle kapıdan giriyorum, pat yakalamışlar, allaaam nasıl hoş, nasıl tatlış ve havalı. Pek beğendim. Kendi kendime sevgiyle, rabbim neler yaratmış hissiyle bakıp bakıp duruyorum, çeken arkadaşım dedi ki, instagram’ın face’in kapalı madem, bunu whatsup’a koysana, valla pek güzel. Ay dedim neden olmasın. Hoş yani!!!! Ve koydum da… Fakat baktım baktım. Bu ben miyim? Ruh halim şu sıralar bu fotoğraftaki mesajları, alt metinleri vesaire kaldıracak durumda mı? Valla değil! Kadınım evet. Makyaj, bakım, giysi, ayakkabı değiştiriyor herkes gibi beni de. Ancak şu anda ruhuma uyan bir fotoğraf, görüntü değil orada duran. Baktım rahat etmiyor gönlüm, bugün değiştirdim. Böyle son derece naif, makyajsız, şu sıralar kendimi rahat hissettiğim hali yansıtan bir fotoğraf koydum. Geçen sene çekmiştim evde çalışmaktan bunaldığım bir günde. Evet ağzımda buffalo wings sosu yoktu ama bir o kadar kendi halinde bir fotoğraftı. Hoşuma da gitti. Ve kendimce alt metni olan bir yazı yazdım fotoğrafa. En baştaki cümleler şöyle: No filter… No make up. İşteeee konumuz da bu. Burada make up derken aslında makyajdan bahsetmiyordum, kendim gibi olmaktan bahsediyordum ve bunu nedense, fotoğraflarıma neden baktı diye de sorgulamayacağım bir kişi fark etti. Egoyu megoyu alt etmiş olmalı ki, hatun şimdi ne der ne düşünür, havaya girer mi, acaba bu saatte cevap verir mi gibisinden soruları takmama olgunluk ve cesaretinde ki, gece yarısı whatsup’tan mesaj attı:

-Slmm

-Profil fotona takıldım;)

Anlattığım durumdan ötürü ben ş o k haliyle. Hemen atladım. Lan bi’cool ol di mi ergenler gibi:))) Cevap verme. Yok! Anında cevabı yapıştırdım.

-neden

-bir öncekiyle çok farklı

Yanıtı şuydu:

-No make up

-Demişsin

Yıllar sonra, ilk kez egoma döndüm dedim ki: Sevgili egom buna ne diyorsun? Yani seni çok az tanıyan biri bu denli derin bir şeyi, bir alt metni şıp diye görebiliyor ve çekinmeden yazabiliyor da, çok daha yakın insanlar neden anlamıyor ya da derdini sormuyor, ne oluyor yahu, ne bu haller, ne bu atarlar falan demiyor, belki de derdine deva olacak iki kelamı çok görüyor. Hata nerede? Seçimlerinde mi? Bakış açında mı? Egoda ses (tıs!) yok. Zira bazı halleri ego bile tanımlayamıyor (bence). Biz de onlara başka adlar veriyoruz. Neyse yazdık konuştuk arkadaşımla. Mısır’a gitmiş. Çöllerde yatmış. Kızıldeniz kenarında çadırda uyumuş (ben asla uyuyamazdım çadırda falan. Yoksa uyur muydum!!!! Neyse. Başka yazı konusu.). Yazdı son dönemde hayatında olan biteni tüm samimiyetiyle. Ve şöyle bir soru sordu.

-Bir filiz kendinin ağaç olduğunu ne zaman anlar?

Ve, baktı ki ben konuyu çözemiyorum, yanıt verdi.

-Kendini birileri gömdüğü zaman.

Ben de ona sordum: Ya kendini görmüyorsa?

Ve o:

O, hiçbir zaman olmayacak,

yazdı.

İlginç bir yazışmaydı. Konuşmamız şu sorusuyla bitti.

Biz nasıl daha güzel mutsuz oluruz!

Soruya bak, hızaya gel. Şimdi düşün dur. Yine de, insanın hatırını soranların, bir şekilde önemseyenlerinin olması güzel. Zor yerinden sorsalar da hayatın.

Hemen ölmesek de olur yani!..

Hem kedi de severiz:)))

no filter... no make up!!! no filter… no make up!!![/captioun]

*Bu sözler de hediyesi olsun gönlümün…

‘İnsanın sığınabileceği tek yerin kendisi olduğunu düşünüyorum bazen. İçimden tekrarlıyorum sonra: ‘Bazı kuşların yuvaları kanatlarıdır.’

.Farid Farjad

**Şarkı hediye etmesem olmaz ama!! di mi?

Reklamlar

About Vildan Çetin

instagram: _vildancetin_ beynelhayat velmemat... writer; published 2 books from sacred life trilogy: the origin, the voice. trtcocuk cartoon serial ciciki's script&jingle, tik&tak cartoon series, neşeliçocuklar youtube, advertiser, brand strategist, content developer, youtuber, documentary
Bu yazı taze diş macunu içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s