Erkeklerin Hikayeleri!

Bazı filmler, kitaplar vardır. Kadınlardan bahsedermiş, kadınların hikayelerini anlatırmış gibi yapan. Ancak öyle bir yere doğru sürükler ki kendini hikaye, anlarsın ki o hikayeyi hikaye yapan, anlam ve değer katan aslında oradaki erkek karakterdir. İyi ya da kötü, o karakterin varlığı eseri anlamlı kılar. Zihne çakar: Okuyan ya da izleyenin kişisel tarihini aydınlatan anı şimşekleriyle. Ve eğer insanın büyük emeklerle elde ettiği özel bir hikayesi varsa: Ona sahip çıkmalıdır! Kadını erkeği fark etmez.

Bu yazıyı yazmayı aklıma getiren, Milena Agus’un, ‘Mal The Pietra’ adlı romanından Nicole Garcia’nın uyarlayıp yönettiği 2016 tarihli ‘Mal de pierres’ isimli filmi oldu. Ancak yıllar önce okuduğumda, aynı hisleri duymama sebep olan bir eser daha var: benim Necati Cumalı’nın ‘Ay Büyürken Uyuyamam’ diye hatırladığım ancak editörüm Yasemin Giden’in uyarısı üzerine ismini ‘Uzun Bir Gece’ olarak doğrusu ile düzelttiğim öyküsü. (15-20 sene önce okumuş olmalıyım. Zira ben biraz farklı hatırlıyorum. Yazının sonunda neresini farklı hatırladığımı yazacağım)

Hikayeyi anlatacağım. Filmi değil. Onu seyredersiniz bir ara eminim. Hikaye, öykü, Urla’da geçiyor. Ya da öyle küçük bir yerde. Hikayenin yazıldığı zamanı düşünürseniz, şimdiki gibi afili değil Urla tipi mini sahil kasabaları. Son derece mütevazı, sıkışık ve herkesin birbirini an be an kolladığı, bildiği hayatlar var. Hele ki oranın yerlisi, köylüsü isen.

Bu hikayede kahramanımız, evli bir kadın. Sade, sakin kocasından da, onunla yaşadığı hayattan da çok sıkılan. Ev hayatının rutinlerinden bunalmış. Ancak öyle bir anlatımı var ki Cumalı’nın, kadının sıkılmışlığını bir yere kadar anlarken, bir yerden sonra, ee sana da rahat batıyor kızım, demeye başlıyorsunuz. Kahramanımız kadın, sıkıcı bulduğu hayatının yanında kocasını da beğenmiyor. Günümüz kelimeleriyle yazayım hislerini: Zavallı adamı gömüyor da gömüyor. Beş yüz yıl yanınızda yatsa, elinizi değdirmezsiniz, o kadar fena adam. Hem sıkıcı, hem çirkin, hem de beceriksiz… Uzatmayayım. Ta ta taaamm. Sahneye yakışıklı oğlan giriyor. Siz deyin James Dean, ben diyeyim o adını biliyor! Neyse, konumuza dönersek: Motorunu bağırta bağırta kapısının önünden geçtikçe, kadının yüreciği bir ağzına bir kalbine inip çıkıyor. Zamanla olan oluyor. Önce uzaktan bakışmalar utanmalar, sonra (bizlerin halk arasında mercimeğin fırınlanması olarak da tabir ettiğimiz) bir ilişki başlıyor aralarında. Efenim, yeni yakışıklı ve pek delikanlı oğlanı bulan kadın, zaten evdeki adamı da beğenmediğinden, iyice arızaya geçiyor. Oğlanla İzmir’e kaçmaya karar veriyorlar. Şimdi semti çok hatırlamıyorum, Eski İzmir civarlarında bir yerlerde birlikte yaşamaya başlıyorlar. İlk zamanlarda haliyle hayat şahane. Bildiğin Fellini filmi. Seks, drugs ve… Yani hepsi nereye kadar mirim. Zaman geçtikçe, oğlan kadından sıkılıyor. Kadın da için için eski hayatındaki düzeni, güvenli ortamı aramaya başlıyor. Tahmin edileceği üzere, bizim velet bir süre sonra eve gelmemeye başlıyor. Nihayetinde hiç gelmemeye başlıyor. Kadını bir güzel, hayalleri ile başbaşa bırakıp terk ediyor. Hayatında ilk defa köyünden çıkmış kadın, dımdızlak ortada kalmıyor mu! Kalıyor. Malumunuz: Kocasından, başka bir adama kaçtığı için, ailesine de gidemez. Ne bir mesleği var ne de sığınacak yeri. İzmir’de yol bilmez, iz bilmez. (Hoş, annemi tanısa 100 yıl bizde kalırdı, kimse de git demezdi, ama tanımıyor.) Ve ne yapıyor biliyor musunuz? O sıkıldığı, beğenmediği adamla yaşadığı eve Urla’ya geri dönüyor. Eve giriyor ortalığı toparlıyor. Sanki hiçbir şey olmamış gibi, akşam yemeğini hazırlıyor. Adam da, akşam her zamanki saatinde eve geliyor.

Ve napıyor dersiniz:

A-Kadını, beni aleme rezil ettin, kahveye gidecek yüzüm kalmadı orospu vs. diyerek bir güzel dövüyor.

B-Seni dövmeye değmez diyerek, kolundan tuttuğu gibi evden atıyor. Zaten yeni hatunu bulmuş bile, haftaya düğün var

C-Müthiş bir kavgaya tutuşuyorlar. Ortalık kan gölü. Sen onu yaptın, ben bunu…

D-Adam kadının sofrayı hazırladığını görünce, hiçbir şey olmamış gibi ellerini yıkayıp tek soru sormadan, her zamanki sessizliğiyle yemeğe oturuyor.

Siz karar verin, aleni boynuzlu koca ne yapmıştır? Hangi şık sizinki? Seçtiniz mi?

Yok o değil doğru yanıt. Hikayedeki doğru: D şıkkı. Şimdi sizce bu hikayenin yıldızı kim? Ateşli motorlu, afili genç James Dean mi, yoksa karısına duyduğu büyük aşk yüzünden, konu komşunun ne diyeceğine aldırmadan onu olduğu gibi geri kabul eden koca mı? Sizce kadını gerçekten seven, hikayedeki gerçek erkek kim? İşte bu minvalde devam edersek, Mal de pierres de çok ilginç bir film. Seyretmenizi öneririm.

Zira zannedildiği gibi hep kadınlar fedakarlık yapmaz. Siz duyduklarınıza kanmayın. Karısı 20 yıl kanserden yatalak yatar, seviyorsa gerçekten başında bekler. Erkekler vardır, kadını sevmiyordur aslında ama dışarıdan harika görünen bir hayatın işareti olduğu için, kendisi bin tane fındığı aynı anda kırarken kadına göz açtırmaz. Erkekler vardır, gerçekten severse asla unutmaz. Bekler. Sabreder. Gerekirse korur. Gözetir. Üstüne titrer. Baktı kadın inat, uzaktan sever. Kimseyi kırmadan dökmeden, aşıksa yaşamasını bilir.

Ha bir de hep kadınlar ağlamaz. Siz genelin fikirlere kapılmayın. Erkekler de ağlar. Hem de çok feci. Nadiren görünen gözyaşları ile ve genellikle içlerine akıtarak. Ya da kadehlere tuttuklarını döke saça akıtarak… Ha daha da şahanesi, kendini şiire vurarak…

Ve hep erkekler aldatmaz. Kadınlar da aldatır. Aldatmak için de illaki biriyle yatağa girmek gerekmez. En fenası işte budur ya. Ruhun yalanları ile kandırılmak. Kim bunlara rağmen hala sevmeye devam ediyor ve bekliyorsa, gerçek seven de kazanan da odur. Bu alemde değeri bilinmezse, başka alemde bilinir. O alemin dünyası da dümdüzdür.

Terbiyeli ve gayet düşünceli bir insan olduğumdan filmi anlatmadım. Spoiler* vermedim farkındaysanız sürprizi gitmesin, diye. Ama filmin sonundaki cümleyi yazmadan edemeyeceğim: Yaşamanı istedim.

Filmi seyrettiğinizde ne demek istediğini anlayacaksınız. Hal böyle iken yazımı, Necati Cumalı’nın en sevdiğim şiirlerinden ‘Şarkılar’ın son dizesi ile bitirmem şart oldu sanırım: Aşk yaşayanlar içindir!**

*Spoiler: Görsel ve yazılı yayınlarda, hikayenin olay örgüsü ile ilgili sızdırılan bilgi.

  

**

ŞARKILAR

Ağladığını istemem ben ölürsem

Beni en sevdiğin halinle hatırla

Uzak bir yerde çalıştığımı düşün

Hayatta olduğuma inan

Bir gün gelir kendiliğinden

Geçer bütün üzüntün

Her yeni gelen günü

Yeni bir ümitle beklemeli

Her yeni gün

Yeni havalarla gelir

Gece, yağan yağmurla uyursun

Sabah bir de bakarsın odan güneşli

Her gelen vapuru, treni

Yeni bir ümitle beklemeli

Her gelen vapur, tren

Yeni insanlarla gelir

Ben esmerdim güzelim

Bu sefer sarışını seversin

Aşk yaşayanlar içindir.

 

***

Öykü aklımda, kadınla kaçan adam birlikte ev tutmuş gibi kalmıştı. Ancak aslında, sadece bir gece kalıyor kadınla motorlu genç. Hepimizin hayatında hatırası silinmez 1 uzun gece vardır: Saatlere ömrün sığdığı, yıllarca aradığını bulduğun ve aynı zamanda kaybettiğin ‘uzun 1 gece!’

Meraklısına: Yazar, şair, (avukat) Necati Cumalı’nın şiirlerini buradan okuyabilirsiniz.

http://www.leblebitozu.com/bilmeniz-gereken-20-necati-cumali-siiri/

 

Reklamlar

About Vildan Çetin

instagram: _vildancetin_ beynelhayat velmemat... writer; published 2 books from sacred life trilogy: the origin, the voice. trtcocuk cartoon serial ciciki's script&jingle, tik&tak cartoon series, neşeliçocuklar youtube, advertiser, brand strategist, content developer, youtuber, documentary
Bu yazı taze diş macunu içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s