Eskiden Kaybolmak Daha Kolaydı!

Eskiden kaybolmak daha kolaydı. Evden uzamak, nerede olduğunu kesinkes bilmesi gerekenlere bir süreliğine yerini söylememek, ordayım derken buradan çıkmak, buradayken orada olmak, şehrin herhangi bir deliğine sığınmışken bunu sadece kendine saklamak… daha kolaydı. Aklına nereden geldi şimdi bu kaybolmalarca mecazlar, derseniz; tam ortasından başlayarak hikayenin anlatayım. Liseyi yeni bitirmiştim. Annemler Antalya’ya gitmişti. Ben ise evde, İzmir’de kalmıştım. 18 yaşındaydım: Ne işim var aile ile tatilde, havalarına ilk giriş yaşlarımda yani. Daha da önemlisi bizimkiler orada tam olarak tatilde de değildi. Babamlar Konyaaltı’nda lunapark kurmuştu. Maaile, tatil kıvamlı çalışma halini destekleyici takılıyorlardı. Sonuna kadar inat etmiş ve evde kalmıştım: Kafamı dinleyip kitap okuyacaktım. Hehehe!!! Tabii ki amacım farklıydı. Sınıfımı takdirle geçmiş, bir deterjan firmasının promosyon kampanyasında bir haftalık iş kapmış ve cebimi doldurmuştum. Hem çalışkan, hem paralı, hem de 18 yaşındaydım. Ve yeni tanıştığım o zamanki kankalarım Bodrum’da günlerini gün ediyorlardı. Tabiatıyla ben de onların yanına Bodrum’a gidecektim: Hem de kaçak olarak! Ve gittim de… Hem de üç günlüğüne diye gidip bir haftaya yakın kaldım.

Bir not: O zamanlar cep telefonları, bırakın başrolü, filmlerde figüran bile değildi. Nereden bulsundu annem beni! Nereden bilsindi neredeyim! Kendilerini her gün kaldıkları otelden arayacak ve dakika dakika tekmil verecektim. Kitaplar işte! Hele son okuduğum, nasıl güzel nasıl özel: Kafamı kaldıramıyorum. Ha evden ararsa da, bir gün bakkala, öteki gün bir sınıf arkadaşıma, ertesi gün kitapçıya… Allaaannn işine bak, sürekli evdeyim ama annem arayınca denk gelemiyoruz! Oluyor yani bazen öyle şeyler. Hala!

Şimdi bu yazıyı yazmak nereden aklıma geldi başa dönüyorum. Geçtiğimiz bayram öncesinde, yine İzmir’e gitmiştim. İstanbul’da üniversiteyi kazandığımdan beri zırt pırt gidip geldiğimden kanıksadığım bu ziyaretimde de; yeğenler, kuzenler, çocukluk arkadaşları vs. ekseninde gülmeler, eğlenmeler ve gezmecelerle bir iki gün İzmir’de kalacak ve annemle Bodrum’a gidecektik. Siz plan yaparsınız, kader itina ile bozar! Siz bir şeye alışırsınız, hemen müdahale eder, vazgeçmek zorunda bırakır. Ve bunları yaparken kahkahalarla güler ya, işte ondan oldu: Hiç ummadığım bir karşılaşmanın, sarsıcı anısıyla mide bulantıları içinde Bodrum’a gitmek zorunda kaldım. Kafam, kalbim ki varlığını unutmuştum, allak bullak annemle takılmaya başladık. İşte bu yazıyı da orada yazmaya başladım. Bodrum’da Berk Balık’ta Halikarnas’ın enkazına karşı, annemle başbaşa yemek yerken.

Yazının başında bahsettiğim ilk kaçak tatilimin en güzel anılarını yaşadığım Halikarnas yıkılmıştı. Paramparça önümde duruyordu. Sadece beyaz merdivenleri geride kalmıştı. O yaşımda, dünya durdukça eğlencenin sonsuza dek süreceği tek mekan gibi gelmişti Halikarnas bana. Fantastik bir yerdi. Beyaz bir holden içeri giriliyor, zarif bir şekilde kıvrılan merdivenlerden aşağı dans pistine iniliyordu. Her yer bembeyazdı. Çok ama çok başka bir yerdi: Müzikler, danslar, dansçılar, gelenler, gidenler… Dedim ya, Star Wars izleyenler bilir, başka bir gezegende gibiydi orası. Ve o kapıdan giren herkesi büyüsü altına alan bir havası vardı. Biz orada, İlkay, ben ve Gönül çok ama çok eğlenmiştik. İlk kez bir tatilde yanımda kitap yoktuJ İlk kez bir tatilde, canım ne zaman isterse otelime o zaman dönmüş ve ilk kez kumsalda sabahlamıştım.

Üç gün kalır, kimseye sezdirmeden eve dönerim, kafasıyla gitmiştim Bodrum’a, İlk bir kaç gün planım tıkır tıkır işlemişti. Düzenli olarak annemleri otelden aramış, onları ne çok özlediğimle ilgili abartılı zırvalıkları, sevimli ifadelerle sıralarken ne denli zeki olduğumu düşünüp kendimi pek beğenmiştim. Beşinci günün sonunda annem mevzuuya uyanmıştı. Zira hiç olmadığım kadar tatlı ve özlem doluydum. Üstelik nedense annemin aramalarının hiçbirinde evde değildim! Gece yarısı aramalarını dahi cevaplandırmamıştım. Son iki gecedir özellikle geç saatlerde arıyordu. Basılmıştm! Annem yıllar sonra olaya nasıl uyandığını anlatırken, küçükken de ‘hadi yat artık sabah uyanamıyorsun’ diye kızdığımda ve kontrol için odana tekrar geldiğimde, eğer hala uyumadıysan, horlama sesleri çıkarırdın, dedi: Normalde hiç horlamazken, hor hor diye garip sesler duyunca, uyumadığını şıp diye anlardım. Heyhat, sevimlilik bir insana bu kadar yaramaz! Yani onları sık sık aramasaydım ve tatlı nağmeler yapmasaydım, bu işte bir gariplik olduğunu annem asla anlayamayacaktı.

Sıkı bir fırçanın ardından, ağzımdan baklayı çıkarmıştım. Arkadaşlarımın parası bitmiş, pardon paraları çalınmıştı ve ben de onlara para getirmiştim. Bu yüzden Bodrum’daydım. Yoksa Allah korusun!!! Ne işim vardı yani… Uzatmayayım, tırıs tırıs aldığım biletle eski bir otobüsle Bodrum’dan Antalya’ya doğru, arkadaşlarımla karşılıklı ağlak bakışlar atarak yola koyulmuştum: Üstümde tiril tiril bir askılı bluz, altımda şort, şıpıdık terliklerle… Sanırım en üşüdüğüm seyahatti. Toroslardan geçerken bir ara donarak öleceğim sanmıştım. Evet canım, o zamanlar buralar cidden dutluktu! Antalya’da bilinen kişiliğime dönmem pek vakit almamıştı. Kitap okuyor, denize giriyor, sonra tekrar kitap okuyor ve kitap okuma aralarında aslında, bir kaç gün önce yaşadıklarımı hayal ediyordum. Amma eğlenmiştik be! Dilimde hep aynı şarkı vardı, hani Akrep Nalan’ın söylediği:

Halikarnas’ta geçen yaz rastladım sana,

Ne güzel bir geceydi o sanki bir rüya.

Şimdi sensiz bembeyaz Bodrum akşamında,

Dans eder gibiyim sanki kollarında… *

Ve yıllar sonra, tıpkı Şamdan gibi Halikarnas da tarihe gömülmüştü. İlk gençliğimin en güzel anılarını geride bırakarak. Çok yeni anıların sarsıntısı içinde, hüzünle bakıyordum Halikarnas’ın enkazına. Konfiçyus’un çok sevdiği bir sözü aklıma gelmişti: Her şey yükselir ve sona erer. Hayat galiba bu cümleden ibaretti. Her şey yükseliyor ve sonra eriyordu.

Annem İzmir’e döndükten sonra Berk Balık’a bu kez de ahretliğim  Şehnaz’la gittik. Derin sohbetlere daldık, ruh tanışıklığından başladık, ışıktan çıktık. Ben anlattım, o dinledi. O anlattı, ben dinledim. Derin mevzuulara girip çıkarken: Kah güldük, kah hüzünlendik. Kendimizi yine pek beğendik. Tatlı kadınlardık vesselam. Kalktık sonra, tıngır mıngır ve pek neşeli dans etmeye gittik. Serde serserilik olunca yaş bir sayıydı zira bizim gibiler için.

Günler sonra bir plajdaydık. Arkadaşımızdan birinin yanına  bir arkadaşı geldi. Duydun mu dedi, Berk Balık’ın sahibi Mustafa kendini asmış. Hepimiz duyduk. Hepimiz durduk. Hepimiz kendimizin sandalına bindik: Bir indik bir çıktık. Bazen de dalgalı bir denizdi zira hayat! Fırtınalardan sonra güneş açıyordu elbet. Ancak bazen insan o fırtınalarla savaşacak gücü kendinde bulamıyor ve salıyordu aklıyla birlikte bedenini denize: Sonsuzluğa… Ve olan oluyordu.

O son seyahatimden sonra şimdi tekrar İzmir’deyim. Bir şehre kaçıncı gelişin olursa olsun, hatta orada doğmuş olsan bile, bazen de ilk kez gelmiş gibi hissedersin. İlk kez gelmişsin gibi hissettiğin o şehirde, yollara, İzban duraklarına, yanından geçen otomobillerin içlerine, insanların yüzlerine daha dikkatli bakarsın: Kaybolmuş gibisindir. Bir insanın kendinde kaybolması, kaybolmaların en şaşkınlık verenidir: Zira daha önce varlığından haberdar olmadığın kuytularında gizlenenleri keşfedince, başka başka kapılardan bakarak kendinle tekrar tanışırsın. Hiç ummadığın bir karşılaşmanın, zaman geçtikçe eksikliği derinleşen anısına dalmış, içinde garip bir ürperti hep indiğin durakta indiğinde, daha ileriye giderek başka bir durakta daha inebilme ihtimalinin varlığına yüz çevirip yoluna devam ederken, o hiç sevmediğin şehri sevmenin mümkün olduğunu ilk kez anlayıp şaşırırsın. Masallar dışında, kaybolanın kendine geri geldiği bir yer var mı? İhtimaller arasında kaybolmak, aileden kaçak gidilen bir tatilde ortadan kaybolmak kadar eğlenceli olsaydı keşke!

————————————————————————————-

Bodrum’dan ve özellikle Halikarnas’tan bahsedip yüce insan Cevat Şakir Kabağaçlı’yı, namı diğer Halikarnas Balıkçısı’nı anmadan olmaz, değil mi!? Ne yazmış mavi sürgüne vurgun şair: İnsan insanın kurduymuş. Şimdi kendime soruyorum: Gitmek mi, kalmak mı? Nereye gitmek, nerede kalmak. Sıradan bir insan gibi kalmak. Aya, yıldızlara bakmak. Denizin mavisini görmek. Onun verdiği nimetleri paylaşmak.**

Goethe, Faust’ta diyor ki: İnsanın gücü şairde zuhur eder! Şahidim: Bence de öyle. Madem yazımın sonu şaire vardı. Cevat Şakir’in o herkesin bildiği şahane şiiri ile bitireyim bu geceyi de!

Yokuş başına geldiğinde

Bodrum’u göreceksin

Sanma ki sen

Geldiğin gibi gideceksin

Senden öncekiler de

Böyleydiler

Akıllarını hep Bodrum’da

Bırakıp gittiler…

Bodrum Halikarnas Gece Kulübü

Bodrum Halikarnas Gece Kulübü

Bodrum Halikarnas Gece Kulübü Yıkılmış Hali

Bodrum Halikarnas Gece Kulübü Yıkılmış Hali

Berk Balık'tan Gece Bodrum Halikarnas Gece Kulübünün Yıkılmış Hali

Berk Balık’tan Gece Bodrum Halikarnas Gece Kulübünün Yıkılmış Hali

*https://www.youtube.com/watch?v=NA3P-1ud5A0

**http://dipnotkitap.net/OYKU_ve_NOVELLA/Halikarnas.htm

About Vildan Çetin

instagram: _vildancetin_ beynelhayat velmemat... writer; published 2 books from sacred life trilogy: the origin, the voice. trtcocuk cartoon serial ciciki's script&jingle, tik&tak cartoon series, neşeliçocuklar youtube, advertiser, brand strategist, content developer, youtuber, documentary
Bu yazı taze diş macunu içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s