Partinin Kraliçesi!..

Yedi yaşındaydım. İlkokul birinci sınıfa gidiyordum. Sınıfın en güzel ve havalı kızlarından Sema’nın doğum günü vardı. Yurt dışından Türkiye’ye yeni taşınmışlardı. Fransız oyuncuları gibi küt kesimli, kahküllü saçları ve havalı duruşu ile hepimizi ezip geçmiş, sınıfın popüler çocuğu İsa’nın kantolarda eşi olmayı başarmıştı. Üstelik okula geldiği sırt çantasının eşi benzeri hiçbirimizde yoktu. Belki Türkiye’de sınırları içinde, hatta dünyada bile yoktu!!!! Eminim partisi de kendisi gibi çok havalı olacaktı. Ben de davetliler arasındaydım. Görünürde partiye gitmemem için hiçbir neden yoktu: Bir şey hariç! Yaşım erdikten sonra, hem serseri, hem yakışıklı, hem de herkesin babasından farklı biri olduğu için daha çok seveceğim babamın işleri yolunda değildi. İşin aslı babam da evde değildi. Gitmişti. Annem ve üç kardeşimle başbaşaydık ve Sema’nın doğum gününe götüreceğim hediyeyi alacak paramız yoktu. Evde suratsız bir şekilde oturuyordum. Annem tüm iyi niyetiyle, paramız olduğunda Sema’ya çok güzel bir hediye alarak durumu telafi edeceğini söylüyor, haydi şimdi git, diye ısrar ediyordu. Gitmeyecektim. Hediyesiz o partiye gidemezdim. Arkadaşlarımla oynarken masaya gelen o harika pastadan yiyip limonatadan içemezdim. Çünkü hediye, o davetin bir karşılığıydı benim için.

Ancak insan dediğin, zorlukları çözmek için programlanan ve böyle böyle yükselen bir varlık değil midir?

Tüm zor anlarda olduğu gibi, Makedonya’nın bağrından kopup gelmiş bir cin yavrusu olan annemin aklıma yine şahane bir fikir gelmişti. Babam, Balıkesir’de lunapark kurduklarında birbirinden güzel ve farklı şekillerde kolonyalar almıştı. Dizi dizi, tütün, esmer, lavanta, limon kolonyaları. Lakin, elinde olunca har vurup harman savurma adeti ailemde genetik olduğundan, o kolonyalardan bir tanesi bile evde yoktu. Babam getirir getirmez hediyeler sahiplerine verilmişti: Biri hariç: İnce ve kibar bir minaresi ile minyatür bir cami şeklinde olanı! Şeklini ve kokusunu çok sevdim diye babam bu şişeyi düşündüğü kişiye değil, bana hediye etmişti. İçi doluyken odamın baş köşesinde duran şişeyi, içi boşalınca bir yerlere atıp unutmuştum. Artık annemin aklına nereden geldiyse, şişeyi çekmecelerin birinden çıkardı. Güzelce tozunu aldıktan sonra, bunu al, bakkala git ve doldurt, dedi ve ekledi, içini doldurup paketleyince çok güzel bir hediye olur arkadaşın için. Kolonyadan hediye mi olurdu? Bence olmazdı! Ama annem ısrarla olacağını söylüyordu. Sporun istisnai bir dalı olarak inadı seçen ben bakkala gitmeyince, annem bir koşu gitmiş ve şişeyi doldurtmuştu. Sarımtrak renkli kolonya ile dolan şişe, birden ilk eve geldiği günkü kadar gözüme güzel görünmeye başlamıştı. Annem evdeki defter kaplama kağıtlarından biri ile kolonya şişemi güzelce paketledi. Hediye önerisine burun kıvıran ben değilmişim gibi, paketi sevinç ve heyecanla elime alıp doğum günü evine doğru yola koyuldum. Partiye oldukça geç kalsam da artık bir hediyem vardı: Hem de çok güzel bir hediye. Ağzım kulaklarımdaydı. Arkadaşlarımla eğlenirken masaya gelecek o pastayı yemeyi, limonatadan içmeyi hak etmiştim.

Eğlence, dans, arkadaşlar, pasta, limonata: Hala da en sevdiklerim. İnsan biraz değişse ya! Bu beşli ile çeşitli hayal kombinasyonları kurarken o müthiş doğum günü partisinin olduğu eve varmıştım bile. Tam yolun başındayken Sema balkondan dışarı çıktı. Çıkmasıyla da içeri doğru beklenmedik bir çığlık savurarak, Vildan geliyor, diye bağırması bir olmuştu. Tüm sınıf arkadaşlarım balkona çıkıp sevinç nidaları ile gelişimi kutluyordu. Sema’nın annesi de gürültüyü duyunca dışarı çıkmıştı. Evin kapısından girerken, minnoş bir sitemle, neden geciktiğimi, biraz daha gecikseydim evimize gelip beni soracağını, çünkü Sema ve arkadaşlarımın ben gelmeden pastayı kesmek istemedikleri söyledi. Hasta olduğumu düşünmüşlerdi. Zira o zamanlar, okuldaki ota boka maydanoz olup çocuklarının öz kişikliklerinin gelişimine engel olacak atarlanmalar eşliğinde diğer velilere binlerce mesaj atan ve bunu çocuğuyla ilgilenmek sanan annelerin oluşturduğu whatsup grupları yoktu! Hatta annelerin birbirlerinden haberleri bile yoktu. (Bu hastalıklı durum başka bir yazı konusu olduğu için, fren yapıp esas konuya geçiyorum. ) Ben elimdeki paketi büyük bir gururla Sema’ya uzatırken, içimden çok havalı bir hediyem olduğunu, Sema ve diğer kızların beni daha çok seveceğini, doğum günlerinin aranan kızı olacağımı düşünüyordum ki, Sema paketimi açmadan annesine uzattı. Bana sarıldı. Sonra da diğerleri sarıldı. Diğer kızlar da hediyemle ilgilenmemişti. Hediyemi alan kadın, sıradan bir şeymiş gibi, koltuğun yanındaki sehpaya bırakmıştı. Sema, heyecanla ayaklarını yere vurarak, e Vildan da geldiğine göre pastayı kesebiliriz derken, annesi kek ve kurabiyelerle dolu masaya doğum günü pastasını getirmişti bile.

O gün o partiye gelen herkesin hediyesi ben gelmeden çok önce açılmıştı. Herkes hediye olarak kimin ne getirdiğini biliyordu: Benimki hariç! Bu çok büyük bir dersti. Partinin kraliçesi olmak için illaki en büyük ya da en pahalı hediyeyi getirmeye, en pahalı ya da en şık giysiyi giymeye, partinin en güzel, en uzun, en ince, en iyi okullarda okumuş, en yakışıklı sevgiliye sahip kızı olmaya gerek yoktu. Önemli olan oradaki insanların sizin için hissettikleriydi. Sizin çevrenize yaydığınız enerjinin çeşidiydi insanların sevgisini kazanmanıza neden olan. Zira, zoraki maddi bağ ve çıkarların ittirmesiyle kurulan ilişkiler bir gün geliyor mutlaka çöküyordu.

O günden bu güne, partinin kraliçesi nasıl olunur, biliyorum. Kendin olduğun müddetçe partiler de bitmez davetler de sevenler de sevilenler de! Üstelik her partide sadece bir kraliçe de olmaz. Bazen tüm kadınlar aynı anda partinin kraliçesidir. Yürekleri aynı güzellik, açıklık ve samimiyetle atan, zeki ve koca yürekli kadınların kraliçelik tacını kimse elinden alamaz. Bu bilgi ve his ile, hayatımda dost olarak daima güçlü ve akıllı kadınları seçtim. Tabii ki, iyi yüreklilik, merhamet ve halden anlama, öncelikli şartımdır. Umarım edindiğim dostlarım da, her katta bu duygularla benden razıdır.

Bu yazıyı yazmak nereden aklına geldi derseniz!.. Şahsi sebeplerden ötürü kendimi ferahfeza, özgür ve kadınlığının gerçekten farkında hissettiğim bu ilk doğum günüm için bir yazı yazmaya karar vermeme sevgili yakın dostum Madonna vesile oldu. Evet kürk mantosu olmayan! Ne o şaşırmış gibisin okuyucu! Olamaz mı yani? Madonna ile arkadaş olamaz mıyız? Şaka şaka. Tanışsak kesin de! Şimdi kalk taa oralara git. Korumalar arasında kurtul tanış. İki laflık bir randevu kap. O arada derdini anlat. E ne anlayacaksa kadıncağız, zor iş yani. Neyse konumuza dönelim. Madonna’nın ‘Billboard Woman of the Year 2016’* ödüllerinde bir konuşması vardı. Çok önemli ve etkileyici bir konuşmaydı. Hayatını ve geldiği noktaya ulaşırken yaşadığı güçlükleri anlatırken gözyaşlarını tutmakta zorlanan Madonna, konuşmasının sonlarında bir yerde güçlü kadınlarla arkadaş olun, diyordu. Seçimi kaybeden Cliton için ise, kadınları sevmiyor bu yüzden kaybetti, diyerek devam ediyordu: Hey güçlü ve akıllı kadınlar birbirinize destek olun. Böylece daha güçlü ve kendiniz olabilirsiniz. (Tam çevirisi bu olmasa da, özeti bu manaya gelen bir konuşmaydı.) Bak dedim ya bak şu Allah’ın işine, ta Amerika’da yakın bir dostum varmış da haberim yokmuş.

Uzun lafın kısası, adına bu şarkıda parti dediğimiz aslında hayatın ta kendisi!

Siz siz olun, ister kraliçe, ister kral, ister anne, ister müzmin bekar, ister Batman, ister Joker, canınız çok çekti boşveren, şansınız yaver gitti kazanan, olmadı kaybeden, elden bu kadarı geldi tutunamayan; canınız ne isterse o ve kendi hayatınızın sahibi olun: Ama en önemlisi kendiniz ne olmak istiyorsanız o olarak. Başka birileri istedi, başkaları size öyle beğeniyor, öyle kabul görüyorsunuz diye değil.

Partinin tüm kraliçeleri: İyi ki doğdunuz!

* https://www.youtube.com/watch?v=c6Xgbh2E0NM

herkesin prenses olsun diye programlandığı yerde, canım ne isterse o olmamı destekleyen tüm sevenlerime (annem ve rahmetli babama minnet önceliğiyle) teşekkür ederim... iyi ki doğmuşum:) neredeyse herkesin standartlara uygun olsun diye programlandığı yerde, canım ne isterse o olmamı destekleyen tüm sevenlerime (annem ve rahmetli babama minnet önceliğiyle) teşekkür ederim… iyi ki doğmuşum:)

Bakalım beni tanıyabilecek misiniz? Haydi, Sema’yı tarif edeyim size. Kısa, koyu renk saçlı, üstünde okulumuzun kırmızılı bando kıyafeti, yanında önlüklü bir kız var. Ben ise mavi önlüklüyüm. Neden mi? Bir rontlarda ve kordayım. İki ve en önemlisi: Karşıyaka’da anıtın oradan başlayan 23 Nisan geçit töreninde tüm okul kafilesinin en önünde bayrağı taşıyan öğrenciyim:) Okulu peşimden sürüklüyordum desem yalan değil yani😁

Reklamlar

About Vildan Çetin

instagram: _vildancetin_ beynelhayat velmemat... writer; published 2 books from sacred life trilogy: the origin, the voice. trtcocuk cartoon serial ciciki's script&jingle, tik&tak cartoon series, neşeliçocuklar youtube, advertiser, brand strategist, content developer, youtuber, documentary
Bu yazı taze diş macunu içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s