Cinayet Romanı Yazanlar mı Daha İyi Katil Olur? Okuyucuları mı?

Hillsider’ın kış için hazırlanan 85.  sayısında, ‘CİNAYET ROMANI YAZANLAR MI DAHA İYİ KATİL OLUR? OKUYUCULARI MI?’  başlıklı bir yazı yazdım. Sorular sorarken eğlendiren bir yazı oldu.  Umarım severek okursunuz. 

CİNAYET ROMANI YAZANLAR MI DAHA İYİ KATİL OLUR? OKUYUCULARI MI?

Arama motorlarındaki genel yaklaşıma bakarsanız, neredeyse cinayet romanı diye bir kategori yok, polisiye var. Arama çubuğuna ‘Cinayet Romanı’ yazdığınızda sadece bir link görüyorsunuz. Diğer tüm linkler polisiye başlığı altındaki kitapları işaretliyor. Öyle ki bu tarz kitapları hangi başlıkla ararsanız arayın hepsinde aynı sonuçlar karşınıza çıkıyor. Neden polisiye değil de cinayet romanı, bu ayrım nereden çıktı, diyebilirsiniz. Haklısınız da! Kendimce şöyle açıklayabilirim. Bir cinayetin, güvenlik güçlerinin (polis, fbi, cia, m6…) ya da olay örgüsüne bir yerinden müdahil herhangi bir kişinin aydınlatma, çözme evresini anlatmayan kitaplar da var. Ölenin öldüğüyle kaldığı kitaplar bunlar. Unutulmak, çözülmemiş de olsa, açılarak üstüne üç beş not alınmış bir dosyanın dahi olmaması acı haliyle. Ancak bu tarz kitaplarda önemli olan son vuruş anına kadar geçen olaylar. Kim çözmüş nasıl çözmüş değil. Özetlersek, cinayeti anlatan yazarlarla, cinayetin nasıl çözüldüğünü anlatanlar farklı. Tarihsel akışa baktığımızda, suç ve suçlularla ilgili romanları, Gaston Leroux’un Sarı Odanın Esrarı ile başlatanların yanında, Edgar Allan Poe Morg Sokağı Cinayeti’ni ilk örnek olarak kabul edenler de var. Polisiyenin ilk roman örneği ise 1862 yılında Charles Felix takma adıyla yayınlanan The Nothing Hill Mystery.

Birini öldürmeye karar vermek, bunu uygulamak, şeytanı planlarla veya anlık bir kararla avını ağına düşürmek (ölümcül kazalar da olmuyor değil ama onlar bizim ilgi alanımıza nadiren giriyor.), avla yüzyüze gelindiğinde son hamleyi yapmak, av ve avcının ayrı ayrı duygusal iniş çıkışları, gerilimleri, yaptıkları eylemi rasyonelize ediş şekilleri vs. işte tüm bu aşamalar beni, cinayetin nasıl çözüldüğünden veya kimin çözdüğünden daha çok ilgilendiriyor. Örneğin Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’da anlattığı gibi: Raskolnikov’un hukuk fakültesinde okuyan başarılı bir öğrenci iken maddi imkansızlıklarla baş edememesi yüzünden üniversiteyi bırakmak zorunda kalması. Bu manevi yıkımın ardından, fakirlikten dolayı işlediği cinayet. Bu cinayetin, ruh alemine verdiği taşınması imkansız ağırlık ve tedavisi olmayan bir suçluluk duygusu. Bir insanı öldürmüş olmanın iç hesaplaşmasının paralelinde yaşam mücadelesinin tüketiciliği. Ve usta yazarın bu halden hale geçişi anlatışındaki şiirsel denilebilecek tekniğin okuyucu üzerinden yarattığı bulantı. Üstelik bir önceki sayıda okuyabileceğiniz, ‘Yazarlar mı Daha Delidir, Kahramanları mı?’ başlıklı yazımda kısaca anlattığım gibi, kumar sevdası yüzünden borç harç içindeki yazarın parasını alabilmek için yayıncıya kitap yetiştirme gerilimini bilmeden bu bulantı haline dahil olan okuyucunun saflığı. Masa başında oturmuş hayalgücü sayesinde, ki tartışılan bir konudur sadece hayalgücünün iyi bir ürün ortaya koymak için yetip yetmeyeceği, yazarlar kendi hayatlarından ve çevrelerinden beslenmeden yazamazlar mı, sorusu edebiyatta sıkça tartışılan konulardandır, bir el sanatı ustası gibi ince ince işleyerek birini öldürmek nasıl bir ruh halini gerektirir. Yazarların hayatları az çok biliniyor pekiyi ya bu türde kitapları tutku ile okuyanların karakterleri nasıldır? İç dünyalarında neler gizlidir? İş uygulamaya geldiğinde okuyucu mu daha cevvaldir yoksa yazar mı sorusunu aklıma getiriyor.

 

Belki de, kendisi için ileride ihtiyaç duyabileceği kanıtları yaratıyordu.

Değişik bir şey yapıp yazının başında anlatmam gerekeni şimdi anlatayım. Bu yazıyı yazmak nereden aklıma geldi? Bir iki ay önce, uzun bir uçak yolculuğunda yan koltuğumda son derece mazbut görünümlü bir kadın oturuyordu. Kadının elinde son dönemin en popüler polisiye romanlarından biri vardı. Son sayfaları okuyordu. Ben ise, maalesef genetik olarak hareket hastalığından müzdarip olduğumdan mide bulantısı içindeydim elimi oynatmaya mecalim yoktu. Kadının gözlerinin pinpon topu hızıyla satırları taramasını hasetle izliyordum. Kadın kafasını bir kez dahi kaldırmadan romanı bitirdi. Kapağını kapatıp, sonu mutlu biten aşk romanlarından birini okumuş gibi huzurlu bir ifade ile göğsüne koydu. Derin bir nefes aldı. Sağına dönüp yüzüme dahi bakmadan, dergilerin olduğu gözden bir başka polisiye kitabı çıkardı. İçimden, ben de kendimi kitap kurdu adlederim bu ne yahu, derken yiyecek servisi başlamıştı. Yiyecekleri alma aşamalarında, hareketlerini yakından izleme fırsatı bulmuştum. Kadının ilginç bir tarafı yoktu. Zarif bir havası vardı. Elimi uzatacakken bana uzatılan paketi hostesten aldı. Buyurun, dedi verdi. Sonra kendininkini aldı. Masasına itinayla yerleştirdi. İçki içmiyordu. Soda istedi. Belli ki bir yandan yemeğini yiyecek bir yandan da kitap okuyacaktı. Düzeneğini hazırdı. Ancak durum bir anda değişti. Kadının elindeki çataldan üstüme sıçrayan zeytinyağlı barbunya sayesinde, konuşmaya başladık. Üç çocuğu vardı. Ev hanımıydı. Çocuklarından birini yaz okulundan almaya gidiyordu. Diğer çocuklar eşi ile birlikte başka bir uçakta gelecekti. Prensip olarak tüm aile asla aynı uçağa binmiyordu. Kesinlikle polisiye roman müptelasıydı. İki romanım olduğu ve yazarak hayatımı kazandığımı duyunca, okuduğu yazarların ve kitapların adlarını bir çırpıda saymaya başladı. Popüler edebiyat kültürüne son derece mesafeli biri olarak ben kem küm ederken, kadın onlarca yazar ve kitabın adını sıralamıştı bile. İşte bu yazının konusu o gün aklıma geldi. Yüzlerce polisiye, yani cinayet romanı okuyan bu kadın, acaba cinayet işleyebilir miydi? Haydi yaptı, diyelim, yakalanır mıydı? Yakalanmadı diyelim, vicdan azabı duyar mıydı? Belki de uçağa binmeden önce kocası ve çocuklarını öldürmüştü. Bana anlattıkları da tamamen hayal ürünüydü. Belki de, kendisi için ileride ihtiyaç duyabileceği kanıtları yaratıyordu. Belki de olanları fark ettiğimi anlayınca beni de öldürmek isteyecekti!!! Haliyle bunların hiçbiri olmadı. Konuşmamız biter bitmez kadın büyük bir açlıkla romanını okumaya devam etti. Ben de, mide bulantımı geçirecek ayran ve soda karışımından bir tane daha istedim. Uyumuşum.

Kendimizle aramızdaki fark, bir başkasıyla aramızdaki fark kadar büyüktür

Montaigne diyor ki, kendimizle aramızdaki fark, bir başkasıyla aramızdaki fark kadar büyüktür. Bu cümleler bir kitap tanıtımında da kullanıldı. Kitabın adı: Incognito – Beynin Gizli Hayatı*. Bir nörobiyoloji kitabı. Kitabın yazarı David Eagleman’ın iddialarından biri de şu: Eğer bir kumarbaz, kadın avcısı, katil, psikopat, tacizci değilseniz, bu sizde bir kişilik bozukluğunun olmadığını değil, beyninizin o bölgesini diğerlerinden daha iyi kontrol edebildiğinizi gösterir. Üstelik bu iddiaları bilimsel kanıtlarıyla öyle güzel de açıklıyor ki! Beyninin bir bölgesi hasar gören ve hayatı boyunca oyun kartlarını eline almamış 70’li yaşlarında bir adamın evden Las Vegas’a kaçaçacak kadar kumar delisi olması…. Son derece nazik ve sinek öldüremeyecek kadar hassas olarak tanınan bir maden işçisinin beyin hasarından sonra nobran bir küfürbaza dönüşmesi… Uyurgezerlik hastalığından müzdarip bir başkasının evdeki herkesi öldürdükten sonra aracına binerek yüzlerce kilometre uzaktaki eşinin ailesini öldürüp eve geri dönerek yatağa yatıp sabah uyandığında hiçbir şey hatırlamaması, gibi gerçek olaylarla açıklıyor David Eagleman beynimizin gizemli marifetlerini. Nasıl biri olmak istediğimizi “seçme” şansımız olmadığı, fikrinde de son derece ısrarlı. Okumanızı tavsiye ederim.

Bu üç farklı eylemin arasındaki fark ne?

Birileri canlıların öldürüldüğü kitapları yazıyor, birileri okuyor, birileri de gerçekten bunu yapıyor. Bu üç farklı eylemin arasındaki fark ne? Yazmak, okumak ve uygulamak… Gelelim baştaki sorunun cevabına. Bence, okuyuculardan daha iyi katil çıkar. Düşünsenize, poliseye edebiyatın kraliçesi Agatha Christie’den, Sherlock Holmes’ların yazarı Arthur Conan Doyle’ye, Kuzuların Sessizliği’nin yazarı Thomas Harris’ten, Georges Simenon’a, Jean-Christophe Grangé’dan, favori kitaplarımdan Koku’nun da yazarı Patrick Süskind’e kadar adını sayamadığım, tarzları ve anlatımları birbirinden çok farklı yüzlerce hin ve cin fikirli yazarın kitabını okuyacaksınız, üstelik bunları okurken de zevk alacaksınız, yazılanları satır satır hatırlayacaksınız… Ve hikaye bu ya, diyelim ki, öyle bir şey oldu ki mecbur kaldınız birini öldürecekseniz, bu işe duygularınızı karıştırmadığınızı da düşünelim, tereyağından kıl çeker gibi yapmaz mıydınız?

Yazar en fazla kendi veya birkaç tane yazarın tarzını bilip alıştığı anlayışla işini görürken (ve zaten yazma eyleminin tüketiciliği yüzünden bütün hevesi kaçmışken), okur gelmiş geçmiş tüm yazarlardan yaptığı kokteyl ile bu konuda daha profesyonelce bir iş çıkarmaz mı? Amerika’da ilginç istatistikler yapılıyor. Bunlardan biri de psikopat katillerin burçları ile ilgili. En çok cinayet işleyenler yengeçlerden çıkarken ikizler ve ardından kova burcundakilerden çok az katil çıkıyor. FBI sitesinin verdiği bilgilere bakarsak, işlenen suç sayısına göre  burçları sıraladığımızda,:Yengeçleri, boğa, yay, koç, oğlak, başak, terazi, balık, akrep, kova ve ikizler burçlarının izlediğini görüyoruz. Bu da ilginç bir konu. Acaba diyorum, polisiye yazarları genellikle hangi burçtan çıkıyor. Araştırdım ama bir sonuç elde edemedim. Çünkü ikizler ve kova burçlarından dünyaca ünlü olacak kadar orijinal yazarlar çıkıyorsa, neden psikopat katiller arasında son sıradalar? Eyleme geçmeden sadece yazanlar için orijinal biri ama korkak, diyebilir miyiz?

*Incognito – Beynin Gizli Hayatı, David Eagleman, Domingo Yayınları

CİNAYET ROMANI YAZANLAR MI DAHA İYİ KATİL OLUR? OKUYUCULARI MI?

CİNAYET ROMANI YAZANLAR MI DAHA İYİ KATİL OLUR? OKUYUCULARI MI?

CİNAYET ROMANI YAZANLAR MI DAHA İYİ KATİL OLUR? OKUYUCULARI MI?

CİNAYET ROMANI YAZANLAR MI DAHA İYİ KATİL OLUR? OKUYUCULARI MI?

CİNAYET ROMANI YAZANLAR MI DAHA İYİ KATİL OLUR? OKUYUCULARI MI?

CİNAYET ROMANI YAZANLAR MI DAHA İYİ KATİL OLUR? OKUYUCULARI MI?

CİNAYET ROMANI YAZANLAR MI DAHA İYİ KATİL OLUR? OKUYUCULARI MI?

CİNAYET ROMANI YAZANLAR MI DAHA İYİ KATİL OLUR? OKUYUCULARI MI?

About Vildan Çetin

instagram: _vildancetin_ beynelhayat velmemat... writer; published 2 books from sacred life trilogy: the origin, the voice. trtcocuk cartoon serial ciciki's script&jingle, tik&tak cartoon series, neşeliçocuklar youtube, advertiser, brand strategist, content developer, youtuber, documentary
Bu yazı taze diş macunu içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s