Bir Zamanlar İzmir Fuarı!

Bunu giymek istemiyorum, dedim. Beş yaşlarında olmalıydım. Kollarımı kavuşturup inatçı bir ifade ile kendimi naylon berjere attım. Annem ayna karşısında hazırlanıyordu. Hiç oralı olmadı. O zaman kardeşinle evde kalırsın, dedi ve makyajına devam etti. Bu hiç beklemediğim bir yanıttı. İnadım o denli çileden çıkarıcıydı ki annem hiç uğraşmazdı. Ay tamam uzatma, ne istiyorsan giy, cevap cümlesine alışık bünyem, bu şaşırtmaca ile ikilemler içerisinde kıvranırken annem devam etti, haydi kalk, ayakkabılarını giy. Tam en sevdiğim yazlık sandaletleri elime almışken yüzünü beğenmemiş bir ifade ile buruşturup onları değil dedi, rugan olanları giy. Dehşet içindeydim. İzmir’deydik. Yazın sonuydu. Yine de günler çok sıcaktı. Ve ben, kapalı bir rugan ayakkabı giymeye zorlanıyordum. Annem, omuzlarını açıkta bırakan uçuk pembe zarif mi zarif bir elbise giymişti. Ayaklarında, yine aynı renk saten ayakkabılar vardı. Altın renkli çantasını ise rahmetli teyzem yurtdışından getirmişti. Sırtına ince ipek bir ceket geçirirken, biraz daha hızlı hareket et, babanı bekletmeyelim, diyerek kapıdan çıktı. Beklemeye başladı. Tek kelime etmeden kuzu gibi pabuçlarımı ayağıma geçirdim. Annemin elini tuttum ve yola koyulduk: İzmir Fuarı’na, Göl Gazinosuna gidiyorduk. Yapacağım herhangi bir yanlış hamlede, evde bırakılma tehlikem vardı ve bu riske giremeyecek kadar şaşalı bir gece vardı önümde! Öngörülü bir çocukmuşum.

Babam lunaparkta çalıştığı için, yazın hayat bize güzeldi. İzmir Fuarı’nda ne varsa bedavaydı. Oyuncaklardan gazinolara, atari salonlarından atış poligonlarına kadar her şey, her yer. Oyuncaklara alışkındım. Gündüz gidilen gazinolara da: Ama gece! Gece gidilen yemekli gazinolar bambaşkaydı. Film gibiydi.

O zamanlar gazinolara çocuklar da götürülürdü. Belirli bir saatten sonra uykusuzluğa dayanamayacakları bal gibi bilinse de, aileler çocuklarını yanlarına alırdı. Uykusu geleni, iki sandalyeyi birleştirmek sureti ile oluşturulan portatif yataklara yatırır, rahat mı değil mi, bu gürültülü içkili ortamdan psikolojileri nasıl etkilenir, sigara dumanı ileride astım yapar mı diye saniye düşünmeden, eğlencelerine devam ederlerdi. Eskiden, Türkiye gibi, aileler de daha eğlenceliymiş galiba! Tüm prensiplerimi çiğneme pahasına, annemin eline yapışıp, ağzım kulaklarımda yola koyulma nedenim, bir sene önce İzmir Fuarı’nda izlediğim Zeki Müren konseriydi. Fevkaladenin fevkinde: Unutulmaz bir geceydi. Bu meşhur tamlama Bülent Ersoy’a ait olsa da! 

Dertli Gönüllere Giren İşte Benim Zeki Müren

Kendimi bildim bileli Zeki Müren hayranıyımdır. Onu ilk kez Lunapark Gazinosunda seyretmiştim. El kadar olmama rağmen sahnesi hala aklımdan çıkmıyor. Önce kokusu gelmişti. Tüm izleyicileri saran inanılmaz bir rahiyada yoğun, baş döndürücü bir koku. O koku, kendinden önce çıkan sanatçıların hepsinin izlerini silen bir silindir gibi üstümüzden geçmişti. Alt kadrodaki sanatçıların performanslarını hatırlamıyorduk. Hafızalarımız pırıl pırıldı. Büyü ayininin ilk seansı, koku yardımıyla yapılmıştı. İkinci sıra, kemanlar, sazlar, kanunlar ve udlarla sayısı kırkı aşan sanatçının yer aldığı orkestranındı. İzmir’in her köşesinden duyulduğunu düşündüğüm musiki ortalığın tozunu attırıyordu. Orkestranın giriş nağmelerinin es verdiği anlarda, sadece, yüzlerce kişinin kalp atışları duyuluyordu. Beklenen şarkının kahramanı, ortada yoktu. Zaman akmıyordu: Bir ayinin orta yerinde kapana kısılmıştık! Zeki Müren, bir türlü sahneye çıkmıyordu. Bekliyorduk. Aniden müzik sustu. Kalabalıktan bir münasebetsizin ıslık sesi ile yırtılan sessizliği, aynı yöne dönen bakışlar kovalarken, bir toz bulutu içinde sahnede o belirdi. Sanki gökyüzünden inmişti. Varlığı nur gibi aydınlatmıştı hepimizi. Sesi, duruşu, giysisi… Gazinodaki herkes nefesini tutmuş, bırakmıyordu. Biri boş bulunup nefesini bıraksa, büyü de bozulacaktı. Halbuki, alt kadrodaki sanatçılar da Türkiye’nin en iyileriydi: Fatma Girik, Nazan Şoray, Harika Avcı, Seher Şeniz, Gökben, Ateşböcekleri! Ancak Zeki Müren başkaydı: Bambaşkaydı. Yıllar sonra ‘Dertli Gönüllere Giren İşte Benim Zeki Müren’ adlı sergiyi gezdiğimde, neden hala ilk günkü gibi o geceyi hatırladığımı daha iyi anladım. O, Türkiye kültür mozaiğinin vücut bulmuş haliydi.

 Günlük yaşamın kolayca silinen zavallı izlerini, bir geceliğine de olsa kalıcı hale getirmek…

1988 yılında Ada Gazinosunda sahneye motosikletle çıkan Ahu Tuğba’ya gelinceye kadar İzmir Fuarı’nda birbirinden şahane ve unutulmaz sanatçı gazino sahnelerinde esti geçti: Bülent Ersoy, Emel Sayın, Muazzez Abacı, Ajda Pekkan, Behiye Aksoy, Ahmet Özhan, Nilüfer, Coşkun Sabah, Zeki Alasya-Metin Akpınar, Sezen Aksu, Tanju Okan, Yüksel Uzel, Neşe Karaböcek, Samime Sanay, Edip Akbayram, Cem Karaca, Özay Gönlüm, Nezahat Bayram, İbrahim Tatlıses, Ferdi Tayfur, Hülya Avşar, Sibel Can… Bir sanatçının rüştünü ispat etme alanıydı İzmir Fuarı’ndaki gazinolar. Dolayısıyla alt kadrolar da en az assolistler kadar önemliydi. Gidilmeye karar verilen kadro ve assolist hayata karşı duruşa dair önemli ipuçları veriyordu. Sonuçta seçim ne olursa olsun, kalabalıkla kendini yeniden tanımlamak anlamına da geliyordu: Kendini ve geleceğe dair rüyalarını! Günlük yaşamın kolayca silinen zavallı izlerini, bir geceliğine de olsa kalıcı hale getirmek o gözalıcı dünya aracılığı ile pekala mümkündü. Sanatçılar ve o sahne, halk nezdinde ulaşılmazdı. Belki de bu yüzden, Muhterem Nur’un solist olarak değil de dansöz olarak sahne almasına seyirci sessiz kalmamış ve ıslıklarla yuhlayarak protesto etmişlerdi.

İzmir Fuarı’nın gazinolarından bahsedilir de gazino patronlarından edilmez mi? Bornovalı Nuri Yalçuk, Hasan Ekici, Osman Kavran, Atalay Noyaner… Onlar başka bir alemdi. En az assolistler kadar isimleri bilinirdi. Akasya, Göl, Lunapark, Çamlık Senar, Manolya, Ekici Över gazinolarının sahipleri ilah gibiydi. Gazetelerde assolistler ile çarşaf çarşaf fotoğrafları yayınlanır, aşk hikayeleri dillerden düşmezdi.

Fuarımızda sadece Türkçe müzik yoktu. Eğlence adına ne aranıyorsa hepsi vardı. Gazinolardan biraz daha küçükçe ve yabancı müzik çalınan Kübana, Mogambo da en popüler kulüpler arasındaydı.

Fuar döneminde, eğlence gibi sansasyon da boldu. Hülya Avşar’ı, gazinonun patronu Nuri Yalçuk’a dahi haber vermeden sanatçı kadrosundan kovup, yerine Maksim’de çıkan Sibel Can’ı “bir daha senin gazinolarında asla çıkmam” tehdidi ile Fahrettin Aslan’dan alan İbrahim Tatlıses’in yaptığı günlerce konuşulmuştu mesela.

İzmir Fuarı ve gazinoları burada yazmakla bitmez. Öyle ilginç hikayeler var ki!.. 90’lı yıllarla birlikte ölen bir kültür gazino kültürü. Artık modası geçse de, kültürümüzün en özel ve unutulmaz parçalarından olduğu hep hatırlanmalı. Çünkü: Bizi biz yapan geçmişimizdir.

Girişte bahsettiğim geceye dönersek, rahmetli babam Erkete Ahmet, ince bıyıkları, kıvırcık saçları ve jilet gibi takım elbisesi ile film yıldızı edasında en yakışıklı hali ile, Fuar Turistik Göl Gazinonun kapısında bizi karşılamıştı. Annemle babamın arasında kurumla salona girişimi görseniz, beni peri padişahının kızı sanırdınız. Ön sıralardan masaların birine yerleşmiştik. Masada, babamın arkadaşları ve aileleri de vardı. Ben meraklı bakışlarla çevreyi tararken, babam kulağıma eğildi, önemli bir sır veriyormuş gibi kısık sesle, eğer erkenden uyumazsan en son Gönül Yazar çıkacak. Bu gecenin assolist o, dedi. Oysa ben Zeki Müren çıkacak sanıyordum. Kendimi buna hazırlamıştım. Tüm şekerliğimin ve her şeye uyar tavırlarımın nedeni o idi. Hayalkırıklığına uğramıştım. Ama ne de olsa bir çocuktum. Kısa bir süre sonra sahnenin cazibesi ile her şeyi unutup kendimi eğlenceye kaptırmıştım. Üstelik, çocuk dayanıklılığı aşan bir azimle, milli gelinimiz Kristen Haydar’dan Nazan Şoray’a, Hülya Süer’den Cüneyt Arkın’a ve hatta Uğur Böcekleri’ne kadar tüm kadroyu izlemeyi dahi başarmıştım. Hepsi sıra ile masamıza geliyor, başlarından aşağı dökülen gül yaprakları eşliğinde performanslarını sergiliyorlardı. Ayrı ayrı muhteşemdiler. Sonra birden her yer karardı. Ve aniden sahneye Zeki Müren çıktı. Üstünde farklı bir kostüm olsa da, sahnede yine aynı koku vardı. Sanki ben üzülmüşüm ve bunu duymuş, daha fazla uzamasın bu üzüntü diye koşup gelmişti. Bütün salon susmuş onu dinliyorduk. O ise sadece bana şarkı söylüyordu. Hem de en sevdiğiklerimi. Bahçevan geldi, nakaratı ile çocuk gönlümü feth eden şarkıyı bile söyledi!.. Sabah yatağımda gözümü açtığımda, annem teyzemlerle kahvaltı masasında sohbetteydi. Assolist Gönül Yazar’ın tarifsiz güzellikteki sahne tuvaletini ballandırarak anlatıyordu. Masaya geldiğimi görünce saçımı okşayarak, bizim ağaçkakan yine assoliste kalamadı. Uyudu gitti, deyince… Bir an duraksadım. Neler olduğunu anlamıştım. O günden bugüne değin, ne anneme ne de bir başkasına Zeki Müren’in benim için verdiği konseri anlatmadım.

 

IMG_6231

Bir Zamanların İzmir Fuarı Gazinoları!

IMG_6230

Zeki Müren İzmir Fuarında…

IMG_6228

Kimler Geldi Kimler Geçti…

IMG_6227

IMG_6226

Hillsider Magazine / Hillsider Dergisi 82. Sayı

 

About Vildan Çetin

instagram: _vildancetin_ beynelhayat velmemat... writer; published 2 books from sacred life trilogy: the origin, the voice. trtcocuk cartoon serial ciciki's script&jingle, tik&tak cartoon series, neşeliçocuklar youtube, advertiser, brand strategist, content developer, youtuber, documentary
Bu yazı taze diş macunu içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

3 Responses to   Bir Zamanlar İzmir Fuarı!

  1. O günleri yeniden yaşadım sanki. Bütün renkleri ve canlılığıyla, bütün gürültüsü ve dedikodularıyla Fuar’ın gazinoları bambașkaydı. Evet, bir gazino kültürü vardı o yıllarda. Hayat bugünlerdeki gibi ağır ve katlanılmaz değildi; yaşanan günler sanki daha neşeli daha parıltılıydı. Çocuk olmak da güzeldi o yıllarda.
    Aklına, yüreğine sağlık. Çok güzel, çok canlı anlatmıșsın. Bir romancı titizliğiyle, her ayrıntıya dikkat etmişsin.Daha nice güzel yazılara…

  2. Vildan Çetin dedi ki:

    Canım Hülyam, çok haklısın: Sanki rüyada gibiydik hepimiz! Şimdi buradan geçmişe bakınca, son dönemlerde hayatımızın ne kadar zorlaştığını ve keyifsizleştiğini daha iyi görüyor ve çok üzülüyorum. İyi ki o günleri yaşamışız. Kuzenimin özel isteği ile bir sonraki sayıya ‘gündüz matinelerini’ yazacağım:)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s