Masumiyetin vedası: Ve gelişen Commedia dell’arte* sektörü

Gençlik bir sayıdır, o da bizim seçtiğimiz sayıdır; derim ya hep! Masumiyet de bir sayıdır. Lakin, bu hangi sayıdır? İşte onu biz seçemeyiz. Masumiyetimiz, hangi yaşımızda bizi terk edeceğine kendi karar verir. Kurban gördüğüne nefretle atılan bir bakışta, aşağılayıcı bir gülüşte, ihtirasa yenik azgınlığı saklama çabasındaki bir saç atışta… Kararan ve sonsuza dek kapanan bir ekran gibidir. Ruhun karanlık ihtiraslarının tanıklığında hüküm verilmiştir. Nadiren fark edilerek hatırlanan bu kayıp anı, çürüyen bir hayat ağacının yeraltındaki kökleri gibi zehrini gövdeye sızdırken işini öylesine aheste yapar ki! Kurban, kazandığını sandığı zaferin sarhoşluğu içinde gülüp eğlenirken hayatının en büyük kaybını yaşar: Gençlik pınarı solar.

Ve masumiyet, bu terk kararını, bir anda yüzde peydahlanan bir ifadede cümle aleme faş eder. Eskiler buna: Yüzünün nuru gitmiş de, derler. Genç görünmek için gösterilen o tüm çabalar, çaba olarak kalmaya mahkumdur artık. Ve bu his, aynada dile gelir. Zira, aynalar konuşur. Kendinden başka kimseyi sevmeyeni, maneviyattaki ‘m’ harfini, money olarak kaydedeni, dar alanda ve geçici ünlü, mastürbatif iltifatlarla goygoycu üç kuruşluk bir gruba dahil olmak için bin dolap çevireni hele; aynalar hiç mi hiç sevmez. Aynaya bakan, kendindeki eksiği göremese de, beyin görür. Beyin her şeyi gözden önce gören; her duyudan önce hissedendir çünkü. (Bknz: İncognito-Beynin Gizli Hayatı)

Masumiyet, gençlikten gelmez. Tam tersi: Masumiyetin içinde insanı genç tutan bir sihir gizlidir. Kaybettiğinde, neyi neden kaybettiğini düşüneceğine, nasıl göründüğünden başka bir derdi olmayan, ledün yoksunu ise, işe nereden başlayacağını bilir. Gençliğe öykünen, genç görünmek için totosunu (kıçını da der bazı dobracılar) yırtan bu tipler, direkt estetikçilerin kapısına dayanır. Ana! Bir bakmışsın… Duble kaşarlaşan bünye, iğne darbeleri eşliğinde bu terk edişi daha da belirginleştiren bir ifadede, takma dişleri ile Batman’deki Joker edası ile gülümsüyor. Doz aşımlı botox, dolgu ve bu tip ‘ay süper oldu kimse anlamadı valla’lı’ estetik müdahalelerin, beyin hücrelerine verdiği zararı, üstünüze Rus uçağı düşse, ve re mez! Zira bu hasarlı beyin hücrelerinin, direkt ‘insaniyet’ bölgesinde olduklarına, İsviçreli bilim adamları araştırma yapmadan da, anında onay mühürümü basarım. Mimiklerin cümlesi aynı ifadede donmuştur artık: Tıpkı camdan bir kalp gibi.

*********

Ahanda, yazı yolda kendini toparlar nasılsa diyerek başlıktan alakasız girişlerimden biri daha yaptıktan sonra konuya gireyim. 2016 Neşesi Bol Bir Sene Olacak. (Olağanüstü hal bölgelerinde yaşayanlar hariç! Onlar eğlenmese de olur!!!) Sosyal alemde yine çok eğleneceğiz. Kimimiz göstere göstere, kimimiz saklanarak, kimimiz ise eğleniyormuşşşşşmuş gibi yaparak!.. Facebook’a sahte hesaplarla girilecek, kimin gizlice bizi izlediğini gösteren aplikasyonlar indirilecek (like yapmadan kimlerin hasetle incelediğini görmek için de var o aplikasyonlardan), efenim instagram’da bir fotoğrafa yakından bakmak için screnshot almak bedava ama sayfanın sahibi görecek çaresiz. Eh bilgisayardan yaparız falan filanlar… Snapchat başka bir alem. İçine 007 James Bond ruhu kaçmış, salla videoyu, silsin kendini hain inceden inceye görmeden daha. Twitter, moda değil pek ama işlevsel. En azından, ‘net bilgi’ cümle başlangıçları Gezi’den hediye, diye sevgimizden artı bir gönül payı. Pinterest, şahsi fikrim belli: Seviyorum fotoğraflara bakmayı.

Herkesin ‘bir işin uzmanı’ olduğunu, kendi kafasına göre standartlar oluşturarak beyan etmesinin bedava olduğu sosyal alemimiz, haliyle bir alem. Kendini gerçekten ünlü ve başarılı sanan sanal bacılarımız, güzel oğlanlarımız, az yetenekli modacılarımız, çok bilen diyetisyenlerimiz, sıfır eğitimli eskinin kenarı yeninin sınıf atlama derdindeki estetikli görgüsüzleri, edebiyat bilgileri ‘en heyecanlı aşk romanları ile Mevlana’dan güzel sözler’ arasında gezinen çok okuyanlar, taklit ve aşırma kıyafetleri ile cidden kötü giyinen bloggerlar, tam ünlü olacakken bir şekilde hevesi kursağında kalmış oyuncular, dar alanda çoşa koşa, oradan oraya atlayan çeşitli mevkiilerden saz ekipleri ile, paylaşma kelimesinin içinin geri dönüşsüz bir şekilde boşaldığı, tantanası bol, bir balon. Es kaza profiliniz açıksa, herkesin herkesi eleştirme, ağzına geleni söyleme, haddini anında aşma hakkını kendinde gördüğü bir çeşit: Commedia dell’arte! Bir ucubik tuluat tiyatrosu.

Neden Commedia dell’arte*(Commedia a soggetto’ da denir) dedim. Anlatayım. Rahmetli hocam (hocaların hocası) Prof. Dr. Ünsal Oskay’ın verdiği bir ödevin konusuydu: Commedia dell’arte. O zamanlar buraları dutluk olduğundan sosyal alem hödeleri değil, gerçek bilenler alkışlanırdı. En ayırt edici özelliği doğaçlama olan bu tiyatrolarda, trajik konular fazla işlenmezdi. Daha çok komedi türünde oyunlar oynanırdı. Lazzi adıyla standartlaşan komik olaylar; entrikalar, aşklar, kılık değiştirmeler ve kesişen amaçlar çevresinde gelişirdi. Usta oyuncular diyaloglara, edebiyat ve şiirden parçalar sıkıştırırlardı. Doğaçlama diyaloglara ve nüktelere aynı anda uygun nükteler ve diyaloglarla cevap verebilmek için tüm oyuncuların çok iyi hazırlanmış ve ustalaşmış olmaları gerekiyordu. Topluluklarda aynı tipi aynı oyuncu hayat boyu oynardı. Her tipin giysisi, aksesuarları belliydi.

Nasıl haleti ruhuyemize pek uygun değil mi tanım?

Görünme-bilinme-tanınma-hakkında konuşulma arzusu, insanlığın başına örülen çorapların, dertlerin en büyük kaynaklarından biri. Sıratı müstakim** sınırlarında ele alınsa, bir ölçüde çağın gerçeklerine ve maalesef genelin fıtratına da uygun bir istek. Beşer, şaşar, ister, yetinmez, dahası diye inleye zırlaya, bir çulla tahtalı köyü boylar, diye aşağılamayacağım bu dürtüyü. Sosyal alem, hakikaten oldukları gibi olan nadirlerin hemen belli oldukları bir yer. Rol yapanlar eninde sonunda yakayı ele veriyor. Buradaki sıkıntının bir parçası da, kendilerini yırtsalar da özendikleri hayatın içinde olamayacakların sahteliklerinde. Ve zıvanadan çıkmış gibi kendini ortalara attıran ‘Gösterme Hastalığı’na tutulmuşların bakışlarındaki derin öfkede. ‘Gör beni, bana bak!, ben de varım, harikayım, şahaneyim, ne de mutluyum. Bak lütfen, bak, ne güzelim di mi!’ yakarışlarındaki zavallılık. Hayatında yolunda gitmeyen bir şeyler olanların, sıkça kendini ortaya atması, kendi gerçeklerini gizlediğini zan ettikleri, üstünde ‘çok düşünülmüş ve oynanmış’ görüntülerde, tatminsiz ve muhtemel mutsuz bir hayatın göstergelerini saklama kaygısı. Evde kapalısı varken, amacı ne olursa olsun elinin tersi ile itip açık bir hesap bulur bulmaz, işin özünü unutup kendini ortalara dökme hezeyanı. Toplumda ufak olsa da yeri olduğunu düşündüğü biri ile dost görünme gayretleri… İçim şişti. Ne uzun bir liste yahu bu!!!!

Çok güldüklerim de var bu gayretkeşler arasında. Hatta sevdiklerim de.

‘-Bana yeni düşmanlar lazım! Eskiler hayranım olduJ

-Senin estiğin rüzgarlarda, ben tırnaklarımı kurutuyorum küçük kız!’

diye yazan fırlama kuzenim mesela… Yazdıklarını okusanız, feci komik. Bir bakıyorsun tık yok. Bir gece üşenmemiş, ard arda saydırmış. Hedefindekilere giydirmenin bu şekli için gereken ince zekayla şahlanıyor yazdıkları. Şahane komiklikte yazıyor.

Ha, bir de romantikler var. Haydi, en naiflerinden birini yazayım:

‘-Seni bi’görsem. Kelebek olsam. Ömrüm uzasa…’

Manyaklar da az değil. Adam sevgilisine yazmış:

‘Gülüm kırılmış ha! Şimdi gelip kendimi penceren atıyorum. Kırılacaksak, birlikte kırılalım. Ama ben gülmekten kırılmayı tercih ederim kız!’

Vee en sıkısı: Haters gonna hate! Hehehe…

 

NOT: Sayfamda paylaştığım beyaz gömlekli fotoğrafıma gelen beğeninin yüzde biri, doğuda yaşananları ve ölen çocukları (44 çocuk öldü, 52’si de yaralandı) hatırlatmak için koyduğum fotoğrafa ve linke*** gelseydi bu yazıyı yazmazdım. Haaa bir de… Hehehe…. Onu şimdi ayan beyan yazamam ama merak edenlere özelden söylerimJ

 

 

 

*http://italyanca.info/2013/01/commedia-dellarte-nedir/

 

** Fatiha suresi 6

 

*** http://www.zaytung.com/haberdetay.asp?newsid=296246

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/452393/44_cocuk_oldu_52_cocuk_yarali.html

 

 

 

About Vildan Çetin

instagram: _vildancetin_ beynelhayat velmemat... writer; published 2 books from sacred life trilogy: the origin, the voice. trtcocuk cartoon serial ciciki's script&jingle, tik&tak cartoon series, neşeliçocuklar youtube, advertiser, brand strategist, content developer, youtuber, documentary
Bu yazı taze diş macunu içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s