Keşke Seyretmeseydim Dediğim Filmler…

Hillsider’ın 80. sayısına ‘Keşke Seyretmeseydim Dediğim Filmler’i yazdım…  Dergiye ulaşamayanlar, yazımı buradan okuyabilir.

Keşke Seyretmeseydim Dediğim Filmler…

Salonu terk ederken ifadesini görmemek için başımı çevirdiğim açıdan fısıltısına döndüğümde, başka bir filmin içindeymişizcesine sinema ışıkları yüzünde akmaya başlamıştı. Filme, bir anlığına filmden dışarı bakar gibiydim. Kendi kendime, her erkeğin içinde bir kadına bunu yapabilecek bir manyak olabilir mi, diye sorduğumu hatırlıyorum. İçimdeki bunaltıyı artıran o soru zihnimde çınlarken, bu anlık hissi, sen iyi değilsin bunu nasıl seyredebilirsin, repliğiyle tamamlayan arkadaşımın gidişine pek takılmamıştım.

Gerçeği sulandıran, yumuşatan, hatta romantiklik düzeyinde estetize ederek özünden uzaklaştıran Hollywood sinemasınca eğitilen izleyici gözüne, gördükleri fazla gelmişti. Ya, gelenekleri tepetaklak eden, gelmiş geçmiş en sürrealist filmlerden, başyapıt, ‘Un Chien Andalou-Bir Endülüs Köpeği’ni seyretseydik… Üstelik film sessiz! Hakkımdaki teorilerin sınırları nerelere uzanırdı, tahmin edemiyorum. Luis Bunuel ve Salvador Dali’nin gördükleri rüyaları birbirine anlatmaları ile ortaya çıkan, Bunuel’in ilk filminden bahsediyorum. Yıl: 1929! David Lynch’in, Blue Velvet ve Mullholand Drive’ının ve hatta nicelerinin atasından…

Seyretmeyi tercih ettiğim filmler yüzünden aşağılanmaya, sıkıcı bulunmaya ve insanların üstünde ‘ne içtiysen aynısından vermezsen hayatta seyredilmez kızım bu’ duygusu yaratmaya aşina olduğumdan, sakince filmi seyretmeye devam etmiştim. FilmEkimi’nin favorisi, Irreversible-Dönüş Yok’tan bahsediyorum. Arkadaşımın sinemayı terk etmesine neden olan ise, Monica Belluci’nin evire çevire dövülürken aynı zamanda tecavüze uğradığı 10 dakikalık sahneydi. Halbuki o pek hassas arkadaşım biraz dayanaydı, Vincent Cassel’in tecavüzcülere yaptığının tecavüz sahnesinden kat be kat daha vahşice olduğunu görecekti. Zira, yönetmen Gaspar Noe 2002 tarihli filmini, Christopher Nolan’ın pek beğendiğim filmi Memento’da yaptığı gibi zamanı ters yüz ederek çekmişti.

Eyes Without a Face- Yüzü Olmayan Gözler, Delicatessen-Şarküteri de mesela benim için bu tarzda filmler. Kesinlikle seyredilesi; Donnie Darko, Federico Fellini’nin Satyricon, OldBoy-Yaşlı Adam, La Haine-Protesto, Uzak, Before The Rain-Yağmurdan Önce, Underground-Yeraltı, X Generation… Seyret seyret bitmez. Ruh haline göre, bünyenin evrimine uygun filmler. Avare’yi kaç kez seyrettiğimi sayamam. Kaç kez, ışıklar yandığında kendimi, abazan erkek güruhu ve sevişgen çiftlerle bir arada bulduğumu da sayamam. Örnek mi sanat filmi diye gittiğim, Tinto Bras’ın The Key-Anahtar’ı! Üniversiteye giderken, makarena tipi komik danslar yapılan aşk filmlerini seyretmişliğim de vardır. Keşke, derken etki-tepkiden ziyade, zaman ve çöp bağlamında inceleyeceklerimiz kategorisine dahil olan filmler bunlar… Sinema, filmleri gibi, keşkesi de çok bir dünya.

Sergileme ve kült değeri açısından önemli, mesajlı, anlamlı, yenilikçi falan filmlerden başka şey seyretmeyen; pek meraklı lakin kimine göre sıkıcı, organikçi entel bünye de, bazı bazı nasıl biranın yanına kızarmış ve çok kalorili şeyler istiyorsa, Hollywood tipi romantik komedilere de aş erilebiliyor haliyle. Ancak o tip filmlerde bile bir kriterim var: İnandırıcılık. Amaç eğlence, boş vakit öldürmece vs dahi ise de bağlantı ve detaylar atlanmamış olmalı. Geçen kış Türk yapımı bir korku filminin galasına gitmiştik. Konusu; Bir grup öğrenci partilemek için gece gizlice okullarına giderler ve ve… Tipi bir şeydi. Korku-komedi dalında seyrediyor olsaydık film tamamdı da, komedi dememişlerdi. Ve akla zarar bir şekilde, okulda kapana kısılan kahramanlarımızın, neden ellerindeki cep telefonlarını kullanıp yardım istemediğini kimse açıklamıyordu. Sadece oradan oraya koşturan gencimsi oyuncuların naçar çabalarını ve zırt pırt sütyenini göstermeye pek meraklı bir kızı hatırlıyorum. Ah o kullanılmayı akıl edilemeyen cep telefonları! Film orada benim için bitmişti. Kabul edelim ki, korku filmi işini uzakdoğulular nefis kotarıyor. İnsanı öyle bir geriyorlar ki, neredeyse bahçedeki bir ağaçtan tırsar hale geliyorsunuz. Bakınız: Güney Koreli yönetmen-senarist Ki-Hyung Park’ın 2003 yapımı Akasya’sı… Ve o meşhur son sahne!

Herkesin teknolojik imkanlar sayesinde neredeyse birer sinefil olduğu ülkemizde oturup film tavsiye edecek değilim. Ulu üstadlardan Walter Benjamin’in de taa 40’lı yııların başında buyurduğu üzere ‘Hem sinemanın, hem de sporun tekniği açısından ortak olan nokta, herkesin bu alanlarda sergilenen edimleri yarı uzman niteliği ile izlemesidir.’* Artık herkes film uzmanı. Bu durumda zaten diyecek çok söz yok. İnsan ne seviyorsa onu yapmalı. Mesela ben hala, biraz eğlenmek istediğimde sinema yüksek lisansından sınıf arkadaşım rahmetli Kemal Sunal’ın filmlerini açıp izliyorum. Türkan Şoraylı filmlerde, onun yerine kendimi koyuyorum. ‘Selvi Boynum AL Yazmalım’ ile kendime ‘Sevmek neydi sahi’ diye soruyorum…

Yeter ki: Hayatta keşke dediğimiz ne varsa, beyaz perdedeki gibi, yerine daha iyileri konabilir olsun. Çünkü yazımın başında anlattığım İrreversible-Dönüş Yok filminin mottosundaki gibi; Nasılsa, “Le temps détruit tout – Zaman her şeyi yok eder.”

* Walter Benjamin, Pasajlar, YKY, 2009, sf: 66  

 

Keşke Seyretmeseydim Dediğim Filmler... Hillsider Magazine, 80. sayı

Keşke Seyretmeseydim Dediğim Filmler… Hillsider Magazine, 80. sayı

 

Keşke Seyretmeseydim Dediğim Filmler... Hillsider Magazine, 80. sayı

Keşke Seyretmeseydim Dediğim Filmler… Hillsider Magazine, 80. sayı

 

 

Keşke Seyretmeseydim Dediğim Filmler... Hillsider Magazine, 80. sayı

Keşke Seyretmeseydim Dediğim Filmler… Hillsider Magazine, 80. sayı

About Vildan Çetin

instagram: _vildancetin_ beynelhayat velmemat... writer; published 2 books from sacred life trilogy: the origin, the voice. trtcocuk cartoon serial ciciki's script&jingle, tik&tak cartoon series, neşeliçocuklar youtube, advertiser, brand strategist, content developer, youtuber, documentary
Bu yazı taze diş macunu içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

2 Responses to Keşke Seyretmeseydim Dediğim Filmler…

  1. Geri bildirim: sonbaharda 2 film 2 kitap.. | Talasana Yoga: Mahka ile günlük keşifler…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s