Organik ve Kötü Çocuklar!

Calling Mag  15 Nisan-15 Mayıs 2015 sayısını ’23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’ dolayısıyla ‘Süper Kahramanlara’ yani ‘Çocuklara’ ayırdı. Her sayıda farklı bir mekanda kurulan nefis yemek masasını da -naçizane önerim ile- organik pazarın ortasına kurdu. Bizler de çevresinde toplaştık. Sonra neler mi oldu?..

Organik ve Kötü Çocuklar!

Gerçi, yazının sonunda organik kötü çocuktan çok, ‘kaç kaç, organik bünye, yine fena bastı’ diye anıldığımı hayal ettim de… Müthiş itici geldim kendime. Bir zaman sonra kendimize verdiğimiz gazdan mı yoksa birileri mi bizi buna itekliyor bilemiyorum, içimizdeki çocuğa bir haller oluyor. Hoş, iç ve çocuk kelimelerinin yanyana gelmesinden fazlasıyla sıkılmış biri olarak bunu yazıyorum. Bazı kelimeler tek başına ya da yan yana, bomboş bakıyor yazıldıkları sayfadan bana. İçimdeki çocuk da öyle. Uzun lafın hası: TRT Çocuk’a çizgi film yazan bir senaristin aklı nasıl çalışıyorsa oradan derinleştirelim mevzuuyu, diyerek konuya giriyorum.

 

Çocuklukla, organik pazarın bağdaştığı yer neresi ve neremden gıdıklandım da birbirinden çok farklı tipte insanların bir araya geldiği devasa bir yemek masasında buldum kendimi? Tek kelimeyle açıklıyorum: Saflık! Aptalca bir saflıktan bahsetmiyorum. Çünkü şahsen, çocukların istediklerini elde edebilmek için nasıl kötü olabileceklerini bizatihi deneyimlemiş biri olarak, ayırt edebilen saflıktan bahsediyorum. Kanımca, %100 ekolojik pazarlar da müdavimleri gibi böyle yerler: Bu çeşit tutturmalı, dışarıdan bakınca gayet gıcık ve neredeyse kötü çocukların hegomanyasındaki kurtarılmış bölgeler. Organikçiler kötü çocuklardır çünkü: Tescil belgesi olmayana, köyden gelen bol kimyasallı malllara, reklam kokan hareketlere buraların kapılarını sonsuza dek kapamışlardır. Bu da bir çoklarının hoşuna gitmez! Üçkağıtçıları dedektif rahatlığıyla enselerler… ve kendilerini aldatmaya kalkanlara acımazlar bayım! Sertifikası olmayana, geçerlilik tarihi bitmiş mal satana, alo 174’ü arayıp anında ödülünü verirler.

 

Uyanık Saflar!

Bu tiplere uyanık saflar da denir. Tüketim maddesi olarak hayatına dahil olan ne varsa, her türlü katkıdan ve kimyasaldan arınmışını kullanmayı önemseyen ve hatta kafayı takmış insanlara, bırakın da uyanık saflar, diyeyim. Kimi çocuklarda da vardır bu hal. Yönetmek konusunda bu yüzden iyidirler. Bir parkı talan etmek gibi, pazar talan etmek de pek keyiflidir. Çocukken sokağa çıktığımda eve sokamazlardı. Üstüm başım rezil vaziyette, bazen de feci kavgalara girmiş, benim için gayet mantıksız manalara gelen kız-çocuğu hallerinden bihaber eve vardığımda hava çoktan kararmış olurdu. Öyle bir sömürürdüm ki sokağı! Bizimkiler, dehşete kapılırdı. Pazara gittiğimde de aynı duyguları yaşıyorum. Önce sinsi sinsi tezgahları kolaçan edersin. Nerede ne var, ne yok. Kafaya yazarsın. Şuradan şu, buradan bu alınacak. Sonracığımaaa baştan bir dalarsın, o enginar senin bu yumurta benim cebindeki son kuruşu bitirmeden pazardan çıkamazsın. Bazen borçlu bile kalırsın. Sokaktaki çocuğun aklı da böyle çalışır. Hep bir hesabı vardır sokağa çıkan çocuğun.

 

Görünmez Süper Kahramanların Masasında!

Tezgahların ortasına kurulmuş o koskoca masada, henüz pişirilmiş harika organik lezzetleri mideye indirirken bir yandan da, pazarda alışveriş yapan ahali bizim için ne düşünüyor acaba, diye çevreyi gözlüyordum. Kanıksanmıştık sanki! Gündüz vakti elimizde birer kadeh pembe şarap, bazılarımız sebze ve meyve sularına dadanmış, tepemizde dikilen fotoğrafçılara aldırmadan yiyor yiyor yiyorken… Daha fazla ilgi çekeceğimizi sanıyordum. Abartmıyorum, neredeyse, İsa’nın Son Yemeği, tablosundaki havariler gibi dizilmişken… Organik pazar ahalisinin, anlayışlı bakışları. Sakince yanımızdan geçişleri. Oturduğum yerde dikkatim iki ayrı yöne bölünmüştü. Aklımın bir tarafı masanın tam ortasında duran kızarmış tavuğun altına saklanan tatlı patateslerde, diğer yarısı ise, acaba hakkımızda ne düşünüyorlar, sorunsalındaydı. Yanımda oturan Ayten, ben gidiyorum, dedi, bizim tezgahtan çağrıyorlar. O an ayrıdına vardım ki, pazar bütüncül bir organizmaydı. Çocuklukla ergenliğin ya da yetişkinlikle çocukluktaki tavırların aslında bütüncül olması gibi. Biz o yemeği yerken, birer süper kahramana dönüşmüş, başkası ne derci, yetişkinlerin halinden kopup bu ruhu tüm pazara yaymıştık. O masada sadece yemek yiyenler yoktu. Yemek masasından pazara, hep birlikte, başka bir saflık halini kutluyorduk. Belki de bu yüzden, birer süper kahramana dönüşmüş ve dünyadan kopup görünmez olmuştuk.

 

************************************************************************************

 

Efenim, Calling Mag ekibiyle güzel bir röportaj da yaptık. Onu da sizlerle paylaşayım.

 

– Sence hangi süper kahramanın aşk hayatı daha çılgındır ? Aklına ilk hangi süper kahraman geldi ve nasıl bir şey canlandı?

 

Süper kahramanları insansılaştırırken hikayelerin, genellikle ortalarında bir yerlere sıkıştırılan kaybetmiş hallerindeki inandırıcılığın eksikliğinden dolayı seksapellerini sorunlu buluyorum. İçimden, haydi oradan neyin bunalımı şimdi bu, dediğim adamın merak edilecek bir aşk hayatı da olamaz gibime geliyor. Bir şekilde çok aklı başındalar. Çok fazla düzgün adam profilinde birine, süper kahraman da olsa, ‘Bunu benimle gündüz vakti herkesin ortasında yapabilir misin? mealinde sorular soramam. Joker, anti kahraman olsa da, bunların arasında sıyırılan bir karakter. Tipi bozuk o ayrı!

 

  • Çocukken seni utandıran, aklına geldiğinde güldüren bir çocukluk anın var mı?  Bizimle paylaşır mısın?

 

7 yaşındayken, Almanya’dan gelen eniştemin evde unuttuğu gözlükleri takıp, saçlarımı da abuk şekillere sokup, gizlice çantauya tıkıştırdığım annemin topukluları ayağımda, müzik dersi almaya giderken bana kahkahalarla gülen bir otobüs dolusu insan! O kız benim işte…

 

  • 23 Nisan olsa, yeniden çocuk olsan, en çok kimin koltuğunda gözün olurdu, ne değiştirmek isterdin? 

RTE!

 

  • Çocukken en sevdiğin oyun veya oyuncaklar nelerdi? Şu an o oyun ve oyuncakların yerini neler aldı?

Canlarım benim babamın lunaparkı vardı. Başka sorusu olan?

Devamındaki soruya yanıtımı gıcıklığına vermiyorum: Kitaplar… Sinema… Ve gurmecilik oynamak.

 

– Gelelim bir uzmanlık sorusuna, aduket (hadouken) nedir? ,

nasıl aduket çekildiğini biliyor musun? 

 

Geçen yine aduket oynuyoruz, yiyoruz, konuşuyoruz, seviyoruz… Hakikaten? Ne ki ne bu?

Not: 1

Kardişim, ulu Google’a bakmadan bunu kaç kişi bildi? Bilgi alabilir miyim?

Not: 2*

 

  • Hiç doktorculuk oynadın mı?, en favori ekipmanın neydi? 

Oynamadım. Oynayanlardan hiç hazetmem, dermişim. Oynadım ama ekipman konusu sorunluydu. Sanırım son denememde, kardeşimi kadavra yapıp bayağı hasar verince, annem de benden elmalı kurabiye yapmıştı.

 

  • Üç boyutlu bir yazıcın olduğunu ve istediğin her şeyi yapabildiğini hayal et, ne üretmek için kullanırdın?

James Joyce. Gelsin aklımı başıma devşirmemi sağlasın. Ve abuk sabuk şeylerle vakit nasıl harcanmaz konusunda efendice bir eğitim versin… ki, tez zamanda 3. kitabımı bitireyim.

 

  • Calling seni organik pazara yemeğe davet ettiğinde, kafandan neler geçti? Yemeğe gelmeden önce böyle bir organizasyon bekliyor muydun? Organik pazar organizasyonumuz senin açından nasıl geçti? Bir sonraki yemeğimiz nerede olsun istersin?  

Dışımdan kibarca mersi tabii ki gelirim, içimden; oha! süper bir davet kızım buuuu, dedim. Zaten her cumartesi pazardayım. Yemekler de, masa da kesin şahane olur. İnşallah son dakika yerime başkasını çağırmazlar, diye de düşünmeye devam ettimJ Sevindim yani!!!!

Nasıl geçtiğini yukarıda yazdım. Okuyunuz. Okutunuz.

Bir sonraki yemek masasını bir lunaparkın ortasına kurun, derim.

 

 

Not: 2*

Sonradan öğrendim aduket neymiş.

Bana lunaparkta her şey serbest ve bedavaydı, diye yazmıştım bir zamanlar. Atari salonları da bu gruba dahildi. Ancak, kapısından girmişliğim yoktu. Pasif eğlence sevmiyordum çünkü. Çocukluğumdaki huysuzluğum halen devam ediyor. Bilgisayar oyunu oynamıyorum (Bu yüzden zırt pırt gelen Facebook oyun davetlerine de feci gıcık oluyorum). Zihnen ve bedenen dahil olmadığım oyunlar bana cazip gelmedi… miyor… meyecek! Anladınız siz onuJ

 

calling mag   (15 Nisan - 15 Mayıs 2015) süper kahramanlar

calling mag
(15 Nisan – 15 Mayıs 2015)
süper kahramanlar

 

calling mag   (15 Nisan - 15 Mayıs 2015) organik ve kötü çocuklar

calling mag
(15 Nisan – 15 Mayıs 2015)
organik ve kötü çocuklar

Reklamlar

About Vildan Çetin

instagram: _vildancetin_ beynelhayat velmemat... writer; published 2 books from sacred life trilogy: the origin, the voice. trtcocuk cartoon serial ciciki's script&jingle, tik&tak cartoon series, neşeliçocuklar youtube, advertiser, brand strategist, content developer, youtuber, documentary
Bu yazı taze diş macunu içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s