Alt Metin Okuma Üstüne*…

Kısa yazmak zordur. Derdini, sayfalarca tutabilecek bir yazının boynuna basıp, nefes dahi alamayacak şekilde presleyip 3 cümleye sığdırmak, mesela… Üstünde günler, geceler boyu yazabileceğin duyguyu, karman çormanlığı, anlam veremediğin bir ton inişi çıkışı, çeliçöpü hatta… her neyse o anı dönüştüren, bazen de dönüşmesin diye ayak direttiren, onları, atom altı parçaçıklara indirgeyip kuantum fiziğinin merhametine bırakıp uzaktan seyretmek… Üstüne üstlük, bu manasız tercih ile etkisiz elemanlığa terfi etmek; Daha da zordur. Tıkıştırdıklarının, allakbullak bir halde kendi çevrelerinde dönüşlerini, sınıfta kalan kelimelerin çaresizlik çırpınışlarını, tıkıştırıldıkları yerden çıkmak isterkenki dehşetengiz çabalarını sessizce izlemek ise yürek ister. Medeniyetin suni vahalarında üçkuruşa köleliğe iltica etmek için bir konteynıra tıkılan ve yarı yolda, havasızlıktan ölmek üzereyken ‘çıkarın bizi’ diye, bağırış çağırış duvarları yumruklayan insanlara, ‘ya başıma bir iş gelirse’ korkusuyla, kapıyı açmayan kaçakçının ikilemine benzer bu hal.

Kısa metinler zorlayıcıdır. Hem yazan, hem maruz bırakılan için. Maruz bırakılan, nadiren şifreleri çözer. Ki bu da tehlikeli bir zihin oyunudur. Kendini zeki sanıp metni traşlayan avare zihin, bunu çözebilen bir cesur yürek gördü mü, yayları bozuk bir yatak gibi oradan oraya sıçramaya başlar. Alt metinlerin şahları dinsel metinlerdir… Ki, bunları hakikatle çözenlere ‘ermiş’, çözmüş gibi yapanlara ‘Yeni Türkiyeliler’ diyoruz! Alt metinleri ile meşhur dinsel kitapların babaşahları ise, insanı şaşkınlıktan oradan oraya sürükleyen Yunan tragedyalarıdır, dememe gerek yok sanırım.

Ve, velakin; altmetinler en çok şiirlere yakışır.

Tolstoy, şiir yabancı bir dilde yazılmış olunca daha da yoğunlaşan bir duygudur, demiş… Bunun üstüne Elif Batuman da; Her sözün anlamına girmeden okumayı sürdürürsünüz ve sizin için anlaşılır olan birkaç sözcükten, tümüyle farklı bir anlam belirir aklınızda-belirsiz, bulanık ve asıl söze uygun olmayan, ama ondan daha da güzel ve şiirsel bir anlam…. diye devam ettirmemiş mi!?! Aslına bakacak olursanız bence, ana dilinizde bile olsa, her şiir yabancı dilde yazılmıştır: Kendiniz bile yazmış olsanız! Bir başkasının şifrelediği kelimelerin altındaki yanardağ ve buzdağlarını keşfederken düştüğünüz çölün aslında bir orman olduğunu anlamanız için, bir şiiri farklı ruh hallerinde tekrar tekrar okumalınız. Şairin kalemiyle özgürlüğüne bıraktığı kelimeler, bizatihi şairi tarafından okunduğunda dahi anlamları bulanıklaşır… Kayganlaşır… ve bazen suratına patlar! Anlamı sabit değildir şiirin. Orayan oraya sıçrayan bir zihin piresidir. Peri sanan avanaklar da vardır lakin; beyine girdi mi sittinsene huzur vermezliğinden bellidir pireliği! Vatan, millet, Sakarya, fakirlik şanımızdır, parasıolanlariğrençtir, yürü be köylüm, sen süpermensin temalı, toplumcu şiirlerde dahi bu oynaklıktan kaçınılamaz. Dağlara dağlara, derken şair, dağlara çıkın savaşın, diyorken, gün gelir, maşukunun kulağına dağlara dağlara derken, o dağlar olur size!..

Bir eser hakkında, ‘İnce ince, oya gibi işlenmiş bir metin’, tipi cümlelerle yapılan beğeni ballandırmalarını duyunca, ışın kılıcımla o metinlerin icabına bakıp dünyayı sıkıcı eserlerden kurtarma arzusu duyarım nedense… Soğuktur çünkü o kadar düşün düşün düşünülmüş metinler. Yoksa neden Orhan Pamuk’u sevmeyelim ki? Metin hakkında inceden inceye düşünmeye başlamak, metinden soyutlanmaktır. Yazı donabilen bir şeydir tıpkı yandığı gibi… Yazar metnin kendisi olmayı becerdiğinde, ince ince oya gibi işlenmiş, demeyi akıl edemez eleştirmen de! Zaten ne diyeceğini pek azı bilir, bildiğiniz üzere…

Kısa yazmak, yazıya canından can katar. Yazı kişilik bölünmesine açık bir yaradır artık. Eline düşenin insafına kalmış bir masum! Eline düşürdüğünün sonunu görmeden bırakmayan bir şeytan belki de… Kısa metinlerdeki kelimeler, tıpkı elekte kalan taş gibi, kendinden vazgeçmiş ve çöpü boylamayı hiçe sayarak fedayı hazmetmiş bir selle yakar, zihni. Çöpe gidecek o tek taşı bulmak için bir yığın un: Elenir. Ve işte bu yüzden unlar değersizdir. (İçimden; Canan Karatay da un meselesinde benimle aynı fikirde, demek geldi ama deli demeyesiniz diye kendimi tutuyorum, der mi şim!)

Bu yazı; Alt metin okuma üstüneydi…

 

*Kaba bir çerçeveye indirgersek; Bu çabaya halk arasında, kızım sana söylüyorum gelinim sen anla!, dendiği de vardır…

**********************************************

Hemen, böyle sıkıcı yazıları dahi okumaktan yılmayan okuyucularıma özel hazırda beklettiğim ‘hizmette sınır yoktur’ düğmemi açıyorum.

Mentalist seyredenler bilir. Kahramanın karısını hunharca duygularla öldüren Red John’un kurduğu gizli örgütün parolası ‘Tyger Tyger/ Kaplan Kaplan’ diye başlar… Bu kelimelerin alıntılandığı, The Tyger/Kaplan, William Blake’in en ünlü şiirlerinden biridir. 1794’de yazılmıştır. Yazının sonunda orijinalini okuyabilirsiniz. Aşağıya, Türkçe’de yazılmış 3 farklı çevirisini (Selahattin Özpalabıyıklar, Vehbi Taşar, C. Hakan Arslan) yazacağım. Bende, Helikopter Yayınlarından, C. Hakan Arslan’ın çevirisi var. Galiba en doğrusu da o! Sizin de okurken, alla allaa aynı şiir mi bunlar yaw, diyeceğinize eminim!

 

Kaplan/William Blake

Kaplan! Kaplan! gecenin ormanında

Işıl ışıl yanan parlak yalaza,

Hangi ölümsüz el ya da göz, hangi,

Kurabildi o korkunç simetrini?

 

Hangi uzak derinlerde, göklerde

Yandı senin ateşin gözlerinde?

O hangi kanatla yükselebilir?

Hangi el ateşi kavrayabilir?

 

Ve hangi omuz ve hangi beceri

Kalbinin kaslarını bükebildi?

Ve kalbin çarpmaya başladığında,

Hangi dehşetli el? ayaklar ya da

Neydi çekiç? ya zincir neydi?

Beynin nasıl bir fırın içindeydi?

Neydi örs? ve hangi dehşetli kabza

Ölümcül korkularını alabilir avcuna?

 

Yıldızlar mızraklarını aşağıya atınca,

Göğü sulayınca gözyaşlarıyla,

Güldü mü o, görünce eserini?

Kuzu’yu yaratan mı yarattı seni?

 

Kaplan! Kaplan! gecenin ormanında

Işıl ışıl yanan parlak yalaza,

Hangi ölümsüz el ya da göz, hangi,

Kurabilir o korkunç simetrini?

 

Çeviri: Selahattin Özpalabıyıklar

 

 

****************************************************************

 

Kaplan

Kaplan! Kaplan! Işıldayarak yanan

Ormanlarında gecenin

Hangi ölümsüz el ya da göz

Çerçeveliyebilirdi korkunç simetrini senin?

 

Hangi uzak derinliklerde ya da göklerde

Yandı gözlerinin ateşi senin?

O hangi kanatların üzerinde çabalamaya kalkışır?

Hangi el, ateşi tutmaya kalkışır?

 

Ve hangi omuz, & hangi sanat,

Bükebilirdi kirişlerini kalbinin senin?

Ve çarpmaya başladığı zaman senin kalbin,

Hangi dehşet duyan el? & hangi dehşet duyan ayaklar?

 

Hangi çekiç? hangi zincir?

Hangi fırınında senin beyninin?

Hangi örs? hangi çekinen yakalayış

Kavramaya kalkışır öldürücü dehşetlerini onun?

 

Yıldızlar mızraklarını aşağı savurdukları zaman,

Ve gökyüzünü gözyaşlarıyla suladıkları zaman,

Güldü mü o görünce yapıtını?

Kuzuyu yapmış olan o mu yaptı seni?

 

Kaplan! Kaplan! Işıldayarak yanan

Ormanlarında gecenin

Hangi ölümsüz el ya da göz

Çerçeveliyebilirdi korkunç simetrini senin?

 

Çeviren: Vehbi Taşar

 

 

*******************************************************************

 

Kaplan

 

Kaplan! Kaplan! ışıl ışıl yanmada

Gecenin ormanlarında:

Hangi ölümsüz el ya da gözle

Çatılabilir ürkü salan bakışımın böyle?

 

Hangi uzak derinlerde ya da göklerde

Yanar gözlerinin ateşi, söyle!

Hangi kanatlar boy ölçüşmeye kalkar seninle?

Hangi el yeltenir ateşini tutmaya?

 

Hangi omuz, hangi ustalık

Bükebilir yüreğinin erkini?

Yüreğin vurmaya başladığında

Hangi korkunç el? Hangi korkunç ayak?

 

Hangi çekiç? hangi zincir?

Hangi ocaktaydı beynin?

Hangi örs? hangi korkunç kavrayış

Onun Ölümcül yılgılarını tutmaya yeltenir?

 

Yıldızlar kargılarını attığında

Gök gözyaşlarıyla sulandığında:

Yapıtını görünce gülümsedi mi?

Kuzuyu yaratan mı yarattı seni?

 

Kaplan! Kaplan! ışıl ışıl yanmada

Gecenin ormanlarında:

Hangi ölümsüz el ya da gözle

Çatılabilir ürkü salan bakışımın böyle?

 

Çeviren: C. Hakan Arslan

 ********************************************************************

 

The Tyger

Tyger, tyger, burning bright

In the forests of the night,

What immortal hand or eye

Could frame thy fearful symmetry?

 

In what distant deeps or skies

Burnt the fire of thine eyes?

On what wings dare he aspire?

What the hand dare seize the fire?

 

And what shoulder and what art

Could twist the sinews of thy heart?

And, when thy heart began to beat,

What dread hand and what dread feet?

 

What the hammer? what the chain?

In what furnace was thy brain?

What the anvil? what dread grasp

Dare its deadly terrors clasp?

 

When the stars threw down their spears,

And watered heaven with their tears,

Did He smile His work to see?

Did He who made the lamb make thee?

 

Tyger, tyger, burning bright

In the forests of the night,

What immortal hand or eye

Dare frame thy fearful symmetry?

 

 

william blake - The Red Dragon and the Woman Clothed with the Sun

The Red Dragon and the Woman Clothed with the Sun

 

 

About Vildan Çetin

instagram: _vildancetin_ beynelhayat velmemat... writer; published 2 books from sacred life trilogy: the origin, the voice. trtcocuk cartoon serial ciciki's script&jingle, tik&tak cartoon series, neşeliçocuklar youtube, advertiser, brand strategist, content developer, youtuber, documentary
Bu yazı taze diş macunu içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

2 Responses to Alt Metin Okuma Üstüne*…

  1. Selahattin Özpalabıyıklar dedi ki:

    Hakan’ın çevirisini ben de çok severim Vildan (kendi çevirimin yeri ayrı tabii ki). Hakan hem çok özel bir şair hem de çok özel bir çevirmendir ve Blake ilgisi çoğumuzdan eski ve derindir.

    • Vildan Çetin dedi ki:

      Selahattin beyciğim, şahane çevirilerinizi keyifle okudum; okuyorum:) İki farklı çeviri vermekteki amacım, aslında dilin oynaklığı ve anlamın (özellikle) şiirde nasıl kayganlaşabildiğini anlatabilmekti. Umberto Eco’nun meşhur bitiş cümlesini bilirsiniz, ‘Stat rosa pristina nomine, nomina nuda tenemus.” Şadan Karadeniz, “Adıyla var bir zamanlar gül olan; salt adlar kalır elimizde.’ diye çevirse de, üstünde çokça yazılıp çizilen bir cümledir. İyi bir metini sadece yazıldığı gibi anlayan, derinliğine bakmadan ve metaforları yorumlamadan geçen okura idi lafım…
      Not: Hakan’ın da yüreğine sağlık. Vesselam, zor iş sizinki…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s