Ruh Başkasına Satılsa da Sevdiğine Kıyamazmış!

Babam, namı diğer Erkete Ahmet, iflah olmaz Beşiktaş fanatiğiydi. Beşiktaş dedin mi akan sular durur, maç varsa, iş güç hasta pasta tanımazdı. Hayat, maçın bitmesini beklerdi. Maç esnasında, televizyonun önünden geçmek yasaktı. Taa balkondan dolaşmanız gerekse dahi ekranın önü kapatılamazdı. Hasbelkader kapattınız, mesela çay getirdiniz ve o anda Beşiktaş gol yedi! Bittiniz! Hemen, Spil Dağına doğru kaçın ve aylarca Manisa Tarzanı ile yaşayın, daha sıhhi şartlar bulurdunuz. Maç esnasında ‘çıt’ çıkamazdı. Bir çıt çıkacaksa, onu zaten babam çıt-çat-çaturt sesleri ile çıkarır, maçtaki tansiyona bağlı olarak çatpatgümbam sesi gerekirse, televizyonu balkondan atmaya kadar giden his buhranları ile onu da çıkarır ve hepimizi şaşkınlığın diplerine savura ede maçı bitirirdi. Maç biter Beşiktaş muhabbeti bitmezdi: Yendiyse kap bi’!yeni… Yenildiyse kap bi’yeni… Sonuçta, kazanan hep Tekel olurduJ Bununla yetinse iyi: Evimizde daimi bir Kara Kartal köşesi vardı. Kitsch’in dibine vuran bu enstalasyonda, Beşiktaş’a ait aklınıza gelecek her şeyi görebilirdiniz: Maçlardan enstantaneler, ünlü Beşiktaşlıların fotoğrafları, formalar, tespihler, imitasyon şampiyonluk kupaları, hatta kanadı olmayan ve boncuktan yapılma bir kara kartal… Ki hikayesi çok traji-komiktir, bu kanatsız kartalın! Hemen anlatayım: Lunaparktaki atış poligonlarımızda yarı zamanlı çalışan üniversitelilerden birinin ağabeyi hapise düşmüş, babam da yufka yüreği ve dağıtan eliyle bu çocuğa sahip çıkmıştı. Bunu duyan ağabey de, babamın Beşiktaş fanatikliğini bildiğinden, teşekkür mahiyetinde, hapishanede öğrendiği boncuk işi ile kara kartal yapıp babama göndermişti. Babam boncuklu kartalını eve getirip, buruk bir sevinçle çocuğunun hikayesini anlatarak köşesine yerleştirirken, bir de ne görelim: Kanatları yok! Kahkahayı patlattık haliyle… Hehehe! Sen bir kız… bir küs… bir bozul! Ne desek lafügüzaf, özür mözür hak getire, ikna olmuyor. Göçmenlerin sıkça kullandığı bir deyim vardır onunla açıklayayım durumu; somağını sarkıtmış, oturu te! Neyse, kanatsız kara kartal hala evde… Ama babam yok! Beşiktaşlı canlarlarla cennette.

Babamın bulaştırdığı virüsün panzehiri üretilmediğinden, bugün ailede herkes hasta Beşiktaşlı; ben hariç! Hain evin içinden çıkmış ve Galatasaraylı olmuştu. Uzun süre bunu babamdan saklamıştım. Ta ki, Galatarasay’ın lig şampiyonu olduğu bir kutlamada, rereralı korna ritmi eşliğinde, Karşıyaka sahilinde kuzenimin arabası içinde şampiyonluk turu atarken, Kafsinkaflılarca yumurta yağmuruna tutulup eve omlet kıvamında dönene dek! Heyhat hayatta hiçbir şey gizli kalmıyor!..

Gel zaman git zaman… Düğün dernek, doğum derken ailedeki Beşiktaşlı sayısı da büyüdü. Ben de büyüdüm, sandım. Büyümüş gibi yaptım. Büyümek ne demek, pek anlamadan… Demek buna büyümek, diyorlar diye gözlerim boyoz gibi açılmış kendimi seyrederek, kendime şaşarak! Ve Gezi zamanı geldi çattı. O güne dek, babamın ve ailenin diğer Beşiktaşlılarının anlattığı onca hikayeye rağmen (Efenim, Beşiktaşlılara arabacılar takımı diyorlarmış, çünkü vakti zamanında padişah alayı ve Osmanlının zenginleri, Beşiktaş maçlarına arabaları ile gelirmiş. Ve o zamanlar araba sahibi olmak zenginlik işaretiymiş gibi gibi…) Beşiktaşlı olmanın bir gurur vesilesi olabileceği aklıma hiç gelmemişti! Gıpta edilesi bir tercih olabileceği…

Beşiktaşlılık ve gönül yatkınlığı enteresan bir his! Takımın ruhu asil, mirim. Kimse kusura bakmasın, (yönetici tayfasının saçmalığını saymazsak) Beşiktaşlı futbolcular bile daha farkında sanki yaşadıkları dünyanın… GS ve FB futbolcuların küçük dünyaları ben yarattım görmemişlikleri, saygısızlıkları yok. Elinizi vicdanıza koyun; sizin de midenizi bulandırmıyor mu ülkemizde açlıktan inleyen, üç kuruş için kör karanlıklarda ölen insanlar varken, Ferrari yarıştıran yengelerin çiğ muhabbeti? Logosu en büyüğünden olmazsa giymemci, ne içtilerse bize de aynısından verin hissi yaratan futbolcuların gevşek muhabbetleri. Saha içinde, terliğin tersi ile suratlarına iki tane patlatma hissi yaratan, çalımları?

Hepsini geçtim, Beşiktaş’ın antrenörü bile, satıldığı yeri söyleyin bir tane de ben eve alayım, cinsinden. Bir futbolcu ve teknik adam düşünün: Hukuk Fakültesi mezunu ve Rock’çı olsun. Ana dili gibi İtalyanca, Almanca, İngilizce ve Fransızca konuşsun. Ülkesinin milli takımında altın başarılara imza atsın. İngiltere’de şanı yürüsün. Babası ölen futbolcusu için, polislerin girmeye tırstığı bir semte taziyeye gitsin. Ben geldiğim yeri unutmam diyerek adilane davransın. Ailesi ile gayet sade sakin bir hayat sürsün. Para görünce, eşeğin şeyine su kaçıranlardan olmasın! Heee doğru bildiniz, Slaven Bilic beyefendiden bahsediyorum. Bir de diğerlerini düşünün! Mahalle takımlarında kız kavgası yapan ergenler gibi didişmelerini… Kızlarının düğünlerini, şaşaalı malikanelerini falan!

Oha ne övdün be, demeyin: Her yerde olduğu gibi Beşiktaş’ta da kaçak olabilir. Ama ben derim ki, Türkiye’nin kalbi Beşiktaş diye atar… Çarşı sesiyle yankılanır. Bir ülkenin kalbini sökmek isteyeni, hele ki haksız yere bunu yapanı, önce halk sonra hak affetmez!

Cem Yapışkan, darbe iddialarını, ‘Darbe yapacak gücümüz olsaydı Beşiktaş’ı şampiyon yapardık’ diye karşılık vererek, haliyle kabul etmedi. Fakat şu gerçek ki; Hiç aklımızdan çıkmayan o cesur insanların, gür ve haklı sesi, doğruluk ve dürüstlük sevdası, hepimizin kalbinde darbe yaptı. Ben hala Galatasaraylıyım. Takım sevgimi başkasına sattım geri alamıyorum. Fakat o kalp sesi yok mu? İnsan dediğin, sevdiğine kıyar mı? Aklından hiç çıkar mı?

Forza Beşiktaş, forza çArşı!

Beşiktaş, Kara Kartal, ForzaBeşiktaş, Çarşı,

Beşiktaş, Kara Kartal, ForzaBeşiktaş, Çarşı,

 

5 sene önce çekilmiş bir klip paylaşayım!

 

bilic, slaven biliç, beşiktaş, karakartal, çarşı, bjk, adam, erkek, bilge,

bilic, slaven biliç, beşiktaş, karakartal, çarşı, bjk, adam, erkek, bilge, antrenör

 

 

 

 

Reklamlar

About Vildan Çetin

instagram: _vildancetin_ beynelhayat velmemat... writer; published 2 books from sacred life trilogy: the origin, the voice. trtcocuk cartoon serial ciciki's script&jingle, tik&tak cartoon series, neşeliçocuklar youtube, advertiser, brand strategist, content developer, youtuber, documentary
Bu yazı taze diş macunu içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

2 Responses to Ruh Başkasına Satılsa da Sevdiğine Kıyamazmış!

  1. Aykut çelik dedi ki:

    harika olmuş eline sağlık kuzenim…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s