İyi Bir Haber!

Bir haber: Çok enteresan bir şekilde alınan bir haber. Mesela durduk yere başa düşen bir saksı gibi… Ay bu da nereden çıktı, demeye fırsat bulamadan kan revan içinde şaşkın kalakalmak. Neden ben, sorusunu sormayı akıl edemeden düşen saksının kanattığı yeri iyileştirmenin, üstüne kan sıçrayan paltonun derdine düşmek. Çok sonra bir ara: Neden ben, sorusunu sormaya fırsat bulduğunda sorunun anlamsızlaştığını, yanıtların ise zaten çoktan verilmiş olduğunu anlayarak, sormaktan vazgeçmek. Soruyu kendiyle başbaşa bırakıp yola devam etmek…

İyi bir haber, taş gibi düşer mi insanın başına? Evet. Çünkü ilk bakışta iyi bir haber aldığınızı anlamazsınız. Hamdır. Haberin hamı nasıl olur anlatayım.  Başınıza düşen taşı, yani haberi doğru yorumlayıp değerlendireceğiniz tecrübeden yoksunsunuzdur. Olayın nazarınızdaki  itibarı, alın yazınıza etkisi, başınıza düşen taşın yani ‘saksı şekline bürünmüş haberin’ içerik ve niyetinde, zamana bağlı dönüşümün tamamlanması ve  olgunlaşması sayesinde şekil değiştirir. Kötü bir haber, iyiye… İyi bir haber, kötüye dönebilir. Beşaret-i Meryem hadisesi kadar ruhani olmasa da, hangi şekilde alınmış olunursa olunsun, aslında her haber, bir meyve çekirdeğidir. Toprağın içinde dinlenmeye yatmış güzellikleri veya fenalıkları içinde sarıp sarmalayan, açığa çıkarma/çiçek açma/meyve verme günü için koruyup kollayan saksı, başımıza düştüğünde…  Şiddet ve hiddet kardeşliği ile şaşkın korkumuzu gizleyecek ya da yansıtacak, hiç olmadı sinecek bir kapı ararız. Murakami romanlarından fırlama bir kahramansanız, mağara da bir seçenek olabilir. Konuyu dağıtmayayım: Duruma göre, mesela olayın altından nasıl kalkacağımızı bilemediğimizde, başı kesik tavuklar gibi çırpınmaya başlarız. Kötü edebiyatta bu hadiseyi, karanlıkta gözüne ışık tutulmuş tavşan örneği ile açıklayanı da vardır. Bazen de kabuk tutar saksının açtığı yara. Yetinmeyiz çektiğimizle, kaşır dururuz. Dostoyevsky’nin ‘Bir Ölü Evinden Anılar’ını okumuş bile olsak, kırt kırt kaşımaktan vazgeçmeyiz… Dilimizden akan kanlı kelimelerle, vicdanımızın sesini traşlar dururuz. Traşlama ile yenilenen kart deri, çiçek gibi açar, çoğalır. Çoğaldıkça, kart derinin yoğunluğu artar. Bu yoğunluk ruhumuzda kaçak bir yapı gibi yükselip gönül gözümüzle gerçeği görmemize engel oldukça traşlamaya devam ederiz. Nihayetinde, vicdanımızın sesini duymaz olur ve başımıza gelenden daha büyük bir belayı istekle evlat edinerek insanımsıya dönüşüveririz. Ta ki diğer bir saksıya kadar!

Ha, bir şık daha var: Düşen saksının müsebbibine, haklı olarak haddini bildirmek! Koştura koştura merdivenleri çıkıp, saksının düştüğü katı ve sorumsuz ev sahibini bulup burnundan getirmek. Hımmm… Yaptınız değil mi bunu? Bir zamanlar ben de yapmıştım. Bir keresinde hatta, saksının durduğu pencerenin sahibi tarafından derdest edilip, aynı pencerenden itina ile sallandırılmışlığım vardır. Mecazı uzatmanın dilde bıraktığı buruk tadı hafifçe yalayıp konumuza geri dönüyorum…

Neymiş, başımıza saksı gibi düşen bir haber aldığımızda, durmalıymışız.  Sinir küpüne dönüşüp tak tak atan kalp ritmiyle çoşmamalı, hezeyana kapılmamalıymışız! Hipnoz olmuş gibi saldırganlaşıp çevreyi tarumar edececeğimize durup vicdanımızın sesinin gösterdiği yola bir göz atarak tepki vermeliymişiz. Hafifçe yükselip olaya bir de dualar veya ‘omm’ sesi eşliğinde, hadi hiçbir şeyi akıl edemedik açık bir kalp gözüyle bakmalıymışız.  Siz hiç hedefine ulaştığı için sevinen saksı gördünüz mü? Vallahi de tillahi de ben gördüm geçen gün.

Ha, hipnoz deyince aklıma geldi. Aralık ayıydı galiba. Hayatımda ilk defa bir kadın tarafından hipnoz edilmiş bir erkek görmüştüm. Adamın yanında oğlu vardı. Fakat adam, öyle bir büyü altındaydı ki… Katılaşmış utançlı acısından etkilenmiş, okkalı bir öykü çıkar mı acaba bu durumdan diye, uzun uzun seyretmiştim. Bu sırada aynen olması gerektiği gibi: Kendimin, adamı seyreden halini seyretmiş, seyreden halimin nasıl göründüğünü her kadın gibi seyrederek, kendimi de merak etmiştim. Hatta!..

Üstüne bir de adamın oğlu, ‘Büyücünün Adanalı Fellah bir kadın olduğunu’ söylediğinde… Ve alakasız bir fotoğrafta da gördüğüm standart sınıf atlamacı bu kadın tipinin, Fox TV seyircisine ilginç gelebileceğini, varsaymıştım.. Yeteneği sadece kel kafalı adamları kafalayıp söğüşlemekle sınırlı bu tip, yaşça bayağı büyük bir adamı ağına düşürüp boşatan, 20’sinde çocuk yapıp kendini maddi anlamda sağlama aldıktan sonra, 30’unda genç erkeklerle oynaşacağım diye bin takla atan, kocası sayesinde üç kuruşluk dünya malı edinip, çevresinde gördüğü hali vakti yerinde ailelerin kızlarının, onu aralarına alacağı zannıyla yaltaklanmada sınır tanımayan… Hayata bir kere geliyoruz şekerim, hırsıyla kurnazlığı tavan yapan her stratejist gibi;  elindeki koca ile bu işin olamayacağını çok zaman önce çakozladığından, özendiği, içlerine girerse sınıf atlayacağına inandığı çevrede koluna takacağı adamın avına çıkan!.. Yazacaktım ki!… Hikayeyi anlattığım senarist bir arkadaşım iş yapmaz, çok işlendi, dedi.

Lakin, mesele peşimi bırakmadı… Bir süre sonra, aynı kadın tarafından büyülerle, pornocu açlığıyla kucağa oturtulduğu iddia edilen başka bir adamla ilgili bazı olaylar, yorum ve tavırlar duyduğumda, hipnoz altındaki o esmer ve hüzünlü bakışlı adamı hatırladım. Bir orospu uğruna ya rab ne hayatlar sönüyor, ne yuvalar dağılıyor, dedim kendi kendime! Rahmetli halam; Büyü olmasa Kuran-ı Kerim’de adı geçmez *. En fenası da, bir kadının adet kanını büyü niyetiyle bir adama içirmesidir. O adam, sittin sene o kadının eteğinin altından çıkamaz. Şeytanın kuyruğuna takılan da kendi şeytanıyla tanışır. Şeytan, peşine takılanı tüketmeden bırakmaz, demişti.  Ne ikramlı kadınmış, kıymetini bilememişim. Faust’un adını bile bilmeden hem de!.. Kendi yağında kavrulup giderken, Mefistofeles’in, ‘Şeytanın Avukatı’ kılığına girebileceğini aklının ucuna getirmeden hem de!..  Bu hayat derslerini verebilmek.

Tabii ki korkmuştum. Al sana bir saksı, daha. Düşün dur, neden bunları duyuyorum diye… Şimdi yazarken, Muska’nın yazarı Sadık Yemni aklıma geldi. Tekinsiz olaylar, büyüler, büyücü kadınlar, alakasız hayatların kesişmesi, efsunlu kahramanların yazarı Yemni!  Bazı yazarlar bana hep iyi gelir.

Yemni bu büyücülü hikayeyi yazsaydı acaba şöyle der miydi: Ve kahramanımız; sevildiği zannıyla elinde tuttuğu aşık kadınının bir kanadını kırmıştı. Hem de hiç ummadığı bir anda, haince. Aşağılanan ve şok geçiren kadın, geri çekilirken aklını kaybetmek üzereydi. Bu, bu duyduklarım yalan. Her şey bir kabus olmalı. Seviliyordum, seviyordum… Dumdum diye kalp ağrıları ile saçmalarken, büyücünün elindeki adam, kadının diğer kanadını da kırmaya, hatta hızını alamayıp kıtır kıtır kesmeye başlamaz mı!

Hayatınızda bu kadar boktan bir metin görmediniz değil mi? Ben de görmedim. Sadık Yemni, ne kadar çabalarsa çabalasın böylesi kötüsünü haliyle yazamaz. Ama tecrübeyle sabittir ki; düşük profiller için yazarken bu tarz cümleler işe yarıyor. Kötü yazılmış aşk romanlarından arak cümlelerle, ucuz repliklerle aptala çevrilen, beyin devreleri yanmış, aşağı bölgelerindeki iki top ve bir hophop tarafından yönetilenlerde tıkır tıkır işliyor.

Lakin, bizim mahallede bu tip hissiyatlara aşk denmiyor ki, mirim!

Aşkı konuşmak için dudaklarımı kutsanmış ateşle temizledim. Ama hiçbir sözcük bulamadım! demiş Halil Cibran. Aşka bu denli safça inanan bir kişi bile olsa, hayat umut etmeye değer, değil mi? Bırakalım herkes hak ettiği ölçüyle yansın. Hak ettiyse, olsun!

Konuyu dağıtmayayım…

Hipnoz, büyü işin bahanesi. Kendini koruyup kollayanı, İffet’in bir film adı olması dışındaki anlamını bileni, velhasılıkelam; özü ahlaklı ve dürüst kimseyi, büyücülerin efendisi gelse, füsun-afsun paçavraları ile sınayamaz. Kabahatini fark ederek özür dilemeyi yenilgi adletip bir hırs küpü kıvamında fokurdarken, başkalarının verdiği gücün yanıltıcı çomağıyla kumda oynadığını bile anlayamayan, hısım bellediğini fi tarihindeki hastalığıyla avlamayı, belden aşağı vurmayı mattah bir iş sanan hezeyan içindeki zavallı muhallebi çocuklarını, bir eteğin sığınmasında: Birine danışmadan kıpırdayamayan, zamanında kafasını ütülediği eski bir dostuna dahi madik atabilen korkak bir maymuna dönüşmüş görmek kimseyi şaşırtmaz. Hayatlarında yapıp ettiklerinin sorumluluğunu üstlenmek yerine, kanamalı bir ergen gibi hatalarının, zayıflıklarının nedeni olarak şikayet ettikleri her şeyi, sahne sahne tekrar yaşadıkları yeni hayatlarında bir an olsun şuurlu davranarak gerçeği görme ihtimalleri olduğu akıllarına bile gelmez. Şanslarını baştan kaybetmişlerdir. Kafalarına saksı değil, cehennem düşse anlayamayacak kadar öz benliklerini başkalarının elinde oyuncak ederler, çünkü! Sahne değişir, kuklanın kaderi değişmez. Çünkü, kendi kararlarını alacak cesareti olmayan bir kuklanın ipleri her zaman iyilerin eline verilmez. Kukla dediğinde, tiyatroda değerlidir.

Heyhat! İşte böyle sevgili günlük:)

Beklenmeyen zamanda başınıza bir saksı düşüyor. Gıcır gıcır arabanız daha ilk denemede engebeli yolda kullanılmaz hale geliyor. Güle oynaya giderken münasebetsiz bir çukurdan aşağı düşüveriyorsunuz. Pek fena sevildiğinizi sanıyorken ‘Aaa nooluyo be’ demeye fırsat bulamadan, acınası kumpaslarla üstü örtülü paralel bir kurgunun arka planda işlediğini ve aslında her şeyin yalan olduğunu anlıyorsunuz. Hatta ilk defa Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘Nurcuların paralel devlet örgütlenmesine’ duyduğu kızgınlığa hak veriyorsunuz…

Sonra ne oluyor? Kötü haberlerin aslında iyi haberler… Üstünüzdeki ölü toprağını silkeleme mecburiyetinin, ilahi güçlerin işi olduğunun ayırdına varıyorsunuz.  Halet-i ruhiyeniz, Lucretia ve Yudit arasında fikirden fikire çoşup dursa da, muktedirliğin, içinizdeki masum kalbin iktidarını asla kimseye bırakmamaktan geçtiğini anlamaya başlıyorsunuz. Derken, bir saksı!!!!

Not: Bi’şey dicem; O kadar sabır edip okudunuz. Teşekkür ederim. Hatırşinas biri olduğumdan, tabii ki sizi buradan eli boş göndermeyeceğim, değil mi?  Bu seferki hediyem, Duman’dan gelsin. Klibi de uyku kaçıran cinsten. Demedi demeyin! http://www.youtube.com/watch?v=WRiO8Lgn644

*http://www.kuranmeali.org/113/felak_suresi/4.ayet/kurani_kerim_mealleri.aspx

Tarquinius-Lucretia by Rubens

Tarquinius-Lucretia by Rubens

judith-holofernes by caravaggio

judith-holofernes
by caravaggio

About Vildan Çetin

instagram: _vildancetin_ beynelhayat velmemat... writer; published 2 books from sacred life trilogy: the origin, the voice. trtcocuk cartoon serial ciciki's script&jingle, tik&tak cartoon series, neşeliçocuklar youtube, advertiser, brand strategist, content developer, youtuber, documentary
Bu yazı taze diş macunu içinde yayınlandı ve , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

3 Responses to İyi Bir Haber!

  1. Semra Demir dedi ki:

    Vildan Hanım, ifadeleriniz zenginliği beni çok şaşırttı.
    ‘Halet-i ruhiyeniz, Lucretia ve Yudit arasında fikirden fikire çoşup dursa da, muktedirliğin, içinizdeki masum kalbin iktidarını asla kimseye bırakmamaktan geçtiğini anlamaya başlıyorsunuz.’
    Yazınızı bir kaç kişiye daha okuttum. Anladığım kadarıyla, Yudit’i bilenler çok. Lucretia’yıyı tanıyan az. Türkçe bilgi de yok pek internette. Belki tarihsel kadınlarla ilgili de birşeyler yazarsınız bir gün.
    http://en.wikipedia.org/wiki/Lucretia
    http://guzelsanat.wordpress.com/2010/10/26/en-iyi-hikayeler-eski-ahittedir-yudit-ve-holofernes/

  2. Vildan Çetin dedi ki:

    Uyarınız için teşekkür ederim. Lucretia ve Sextus Tarquinius arasında geçen ve Roma İmparatorluğu’nun yıkılmasına neden olan olay hakkında, ben de Türkçe kaynak bulamadım. Sextus Tarquinius babası Lucius Tarquinius Superbus’un linki var. Son paragraftaki bilgi de şöyle.
    ‘Tarquin’in saltanatını kan ve şiddetle şekillenmiştir; oğlu Sextus Tarquinius’un Lucretia adlı bir kadına tecavüz etmesi Lucretia’nın akrabası Lucius Junius Brutus (kendisi de Tarquin hanedanı mensubudur) ve Lucretia’nın dul kocası tarafından başlatılan bir ayaklanmaya neden olmuştur. Ayaklanma, Tarquin’in yirmibeş yıllık saltanatından sonra birçok soylu ailenin Roma’dan kovulmasıyla sonuçlanmış ve Brutus Roma Cumhuriyeti’nin ilk Konsüllerinden birisi olmuştur.’
    Benim bildiğim hikayenin aslı şöyle: Roma Kralları ve prensleri savaştan eşlerini kontrol etmek için döndüklerinde tüm kadınları zevk-i sefa içinde bulurlar. Sadece Lucretia’nın, eşini sabır ve metanetle evinde iş işleyerek beklediğini görürler. Sextus Tarquinius, Lucretia’nın iffetli ve masum halinden çok etkilenir. Gizlice geri döner ve zorla tecavüz eder. Lucretia, bu tecavüzü kendine yediremez. Savaş dönüşü, kocası ve kayınpederinin de olduğu bir topluluk önünde olayı anlatarak intihar eder. Böylece Roma İmparatorluğu’nu yıkan ayaklanmalar başlar.
    Yazının sonuna; Rubens’in ‘Tarquinius and Lucretia’ ve Caravaggio’nun ‘Judith Beheading Holofernes’konulu tablolarını koyuyorum.
    http://tr.wikipedia.org/wiki/Lucius_Tarquinius_Superbus

  3. Yoga Talasana dedi ki:

    Bazen Roma Tarihi okuyup sonra unuttuğuma bayağı bir şükredebiliyorum. Enfes olmuş! Bitmesin diye yalvararak okudum. ;)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s