Anne izniyle Gezici!

‘Felsefenin Temel İlkeleri’ni ortaokul ikide okumama vesile dayım eve geldi. 1980 ihtilali yapılalı birkaç sene geçmiş. Evde siyasetin s’si konuşulmuyor. Fısıldamalara kulak kabartmaya alışmışız. Gazete, dergi, kitap ne varsa, hatta bir ihtimal de olsa yasaklılığı, hepsi yakılmış. Naylon poşetlerle gömülmüş… Duvarlara yazı yazmaktan dönen solcu dayılarımın peşinden koşan polis güruhunun içindeki eniştem, en küçük dayımı köşebaşında yakalayınca, aile sevgisi baskıcı devletinkini aştığından ‘bir daha görmeyeyim’ diye kulağından tutup eve postalayalı çok olmamış.  Ortalık toz duman. Babamın, Ecevitçi anneme, Özal’a oy vereceksin değil mi karıcığım lütfeeennn lütfennn ama verr, yakarışlarını duymaya daha çok var!

Dayım anneme dedi ki ‘Vildan’ın da bize katılma vakti geldi.’

Elimde çay tepsisi, bir yandan servis yapıyor bir yandan dinliyorum. Küçük aklıma tezat merakımla, fil ebadındaki kulaklarımı kaldırdım; ‘Ne? Ne? Ben mi?Dayı ne dedin? Hangi örgüt?’ diye sormama fırsat vermeden annem çığlığı bastı. ‘Sen çabuk odana git.’ … ‘Niye gidecek mişim? Dayım, neden bahsediyor merak ediyorum!’ diyerek sırıtıyor, kapının önünde duruyorum. Annem kıpkırmızı bir suratla yerinden fırlamış: ‘Haydi haydi içeri. Her şeyi de bilme… ‘ diye diye ite kaka püskürtmüş salondan.  (Diğer yazılarımı okuduysanız, tahmin edeceğiniz üzere, pek laf dinlemezdim! Hele git, denilince ve öyle ısrarla git denilince… Hiç dinlemezdim.) Dayım ne demişti de, her yaşında şeker anne kıvamında  kıkırdayan annemin asfalyaları bir anda atmıştı. Ölüyodummm meraktannnn!!!

Odama gider gibi yapıp, kapısını bam diye kapadım; Ama tersten… Hehehe! Parmak uçlarıma basarak holden salomanje tarafına, oradan da salona girip dinlemeye başladım. Annemin, babama bile bu kadar öfkelendiğini hatırlamıyordum ki, sizin de bildiğiniz üzere; anneler babalara feci öfkelenir bazen! ‘Seni de bir daha eve sokmam, arkadaşlarını da. Benim kızımı örgüt, parti işlerine bulaştıramazsınız. Hapiste mi çürüsün Ali gibi? Ayağı mı kesilsin Hasan gibi?’… Dayımdan gık sesi gelmiyor… ‘Sen o kadar emek verdin de ne oldu?’ diye sorgulu fırçasıyla devam ediyor: Dağ başına sürüldün. Hergün üç otobüs değiştiriyorsun işe gideceğim diye. O kadar dirsek çürüttün okullarda, ilkokul mezunu iş arkadaşlarından bile az para veriyorlar. Ben kızımı sokakta bulmadım. Kimseye yedirmem! Zaten ihtilalde oldu. Bundan sonra ne size ne bize göz açtırmazlar!..

İhtilali biliyordum. Farklı fikirlerdeki insanlar birbirini öldürdüğü için yapmıştı Evren. Ordu iyiydi. Bizi koruyordu kötülüklerden. İyi de, ordu iyiyse neden fısıldaşıyorduk evde? Neden kitaplar yakılmış yıkılmıştı. Neden annem dayıma çemkiriyordu? Örgüt ne? Örgüte üye olmak neden kötü? Örgüte üye olununca neden hapse giriliyor? Az para kazanılıyor? Pos bıyıklı dayım, kötü bir adam değil ki? Bir sürü kitap veriyor bana. Laf aramızda, ilk cinsellik ansiklopedisini onun kütüphanesinde görmüştüm.

Annemin, şiddetli itirazları meyvelerini vermişti. Bildiğin safın önde gideni olarak kazanmıştım üniversiteyi… Evet, İstanbul’da üniversiteye gidiyordum ama okuduğum kitaplar dışında fiili bir aktivitem hiç olmamıştı. Zaten olsaydı, kesin olay mahallinden ite kaka uzaklaştırılırdım her zamanki gibi… Zaman ilerledi. Düşman değişti. Şehit haberleri gelmeye başladı. Irkçı bir evde doğmamıştık ki doğudakilere ‘oh olsun!’ diye diye yetiştirilelim. Özal gibi Özalcı babam da öldü. 28 Şubat oldu. Anayasalar havada uçuştu. Biz, kapalı-açık birbirimizle orta yolu bulmaya başlamışken, inanmazsını ama Ecevit ve Erbakan bile öldü ki ben onlar ölmez sanıyordum… Sonra Tayyip geldi başımıza. Bize dedi ki, hepinizi kucaklıyorum. Oh be, dedik. Biz de seni!…

Sonra bazı şeyler olmaya başladı. Önce Tayyip sonra da Çelik değişti. Kabulediyorum bu espiri kötü oldu:)

Bir zaman sonra iyice güvenimizi kazanan Tayyip başkan, tutturdu evin pardon ülkenizin babası benim, kendi ülkenize başbakan olana dek lafımdan çıkmayacaksınız diye, kanunlar koymaya. Sen otur, sen şu okula şu yaş aralığında git, sen şurayı yık, sen içme, sen ayran, sen ayyaş, o kemal, bu ismet, köşede saklanan sen gözümden kaçtın sanma!!! Tayyip değişmiş, baskıcı bir baba olmuştu. Zihinlerimiz, açık tecavüz alanına dönmüştü…

Geçen hafta Gezi Parkı’ndan haberler gelmeye başladı. İşim başımdan aşkın, perşembe hayati önemde bir sunumum var. Poğaça alıp götürsem mi sabah erkenden destek için, minvalinde çorbada tuzum olsun derdindeyim. E, serde 20 seneye yakın Greenpeace’e para ödemişliğim var. Gidip destek olamıyorsak, yedirip olalım değil mi? Sonra sonra… Haberler gelmeye başladı. Sabahın ayazında biber gazı atılmış çadırlara, diye. Ulan ne zorunuz var ağaçları korumak isteyen masum insanlarla? Demeye kalmadan yedik biber gazlarını Cuma akşamı maaile. Cumartesi sabah toplantıya giderken İstiklal’de de sunum devam etmez mi? Ya dönüşe ne demeli, gazlar havadan üstümüze atılıyor. Ortada sıçan biz/ben/hepimiz. Gözlerim davul olmuş. Eve dar atmışım kendimi. Haberlerde tık yok. NTV, CNNTürk dahil sanki hiçbir şey olmuyormuş havasında. İçindeyim ben olayların. İçinde… Demek bizi yıllarca kandırdınız ha! Kimbilir olayları nasıl çarpıttınız, nasıl duyarsızlaştırdınız bizi ve alet oldunuz hünkarınızın emellerine…

Bitmedi. Annemi aradım. Sesim titremesin diye rol yapıyorum. Nasıl olsa televizyonlarda herhangi bir haber yok. Olan biteni bilmiyordur. Şok. Ben şok. Oh gaz, diyenlerden biri de annem değil miymiş? Cuma akşamı, Basmane’de mecburen otobüsten indirilip Efes Oteli (Yeni adı Swiss) yakınındaki duraklara gidip araç bulamayınca, vapura binip Karşıyaka meydanına indiklerinde gazı yememiş mi? Bir de bindiği minübüsü durduran eli sopalı sivil polisi anlattı ki… İçim kaldırmıyor.

Sen ne yapıyorsun? İstanbul da mı  karıştı? Diye sorunca, başladım olayları anlatmaya: Bol gaz yedik ‘Ohhh biber’ dedik, öne arkaya sıçrama oynadık, garajlara sığındık…. ‘Sık bakalım sık bakalım, biber gazı sık bakalım, kaskını çıkar, copunu bırak, delikanlı kim bakalım, diye zıp zıpladık… bildiri imzaladık… tencere tava çaldık… RTL’ye çıktık…  Dinledi dinledi, ‘İyi o zaman’ dedi, ‘evde boşboş oturma, git insanlara destek ol. Annenden izinlisin.’

Ben çoktan Geziciydim ama anne izniyle olmak başka bir keyifmiş be miğrim! Anneme duyurmadan, işte böyle alınır rövanş dedim kendi kendime. Sen daha el kadar bebe iken ite kak atar mısın beni salondan? Apolitize eder misin? Ben de işte böyle, hem de senden izinli dönerim meydanaJ

 

19 temmuz 2012’de gezi parkı’nda çektiğim bu fotoğrafı sevenlere hediye ediyorum. 19 temmuz 2012-gezi parkı

Reklamlar

About Vildan Çetin

instagram: _vildancetin_ beynelhayat velmemat... writer; published 2 books from sacred life trilogy: the origin, the voice. trtcocuk cartoon serial ciciki's script&jingle, tik&tak cartoon series, neşeliçocuklar youtube, advertiser, brand strategist, content developer, youtuber, documentary
Bu yazı taze diş macunu içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s