Hayatı İnkar Klavuzu 3 / Bir ‘Melek Geçti!’ *

Her şey üçler halinde tamamlanmıştır veya mükemmeldir, mealinde, Latince bir deyim: Omne trium perfectum. Bilinçaltımı cennet elması yermiş hırsıyla dişleyen 3’leme takıntısını kendime özel sanırdım.

‘Egonun kendini bilmez hırslarına kanıp, alay konusu olmak da varmış eğer bilenlere danışmasaydım.’ Bu yanlışlarla dolu devrik cümleyi  bir oyuncuymuşcasına canlandıracağım şimdi sizlere. Şöyle ki: Siz seyircilere sırtım dönük holde ilerliyor ve cümlenin girişini mırıldanıyorum: ‘Egonun kendini bilmez hırslarına kanıp, alay konusu olmak da varmış…’ Hayal kırıklığı içindeyim. Dikkatim dağınık. Özel yapım taşların biri yerinden çıkmış, o kadarda para döktük, yuh yani! Aradaki mini kanyonu fark edemiyorum. Sağ ayağımın başparmağı bu aralığa takılıyor. Tırnağım uzamış, diye düşünüyorum, neden kesmemişim ki? Yüzüm ekşiyor. Bir an önemli bir şey unutmuşumcasına duraksıyor ve ‘Eğer’ ile başlayan ikinci bölüme geçmeden önce, aniden seyircilere dönüyor ve Batman’deki Joker edası ile ‘Eğer, bilenlere danışmasaydım!’ diyor ve kahkahalarla süpürgeme biniyor, pardon holde elimde süpürge ile yürüdüğümü söylemeyi unutmuş olmalıyım, havalanıyor ve kafamı tavana çarpıyorum. Seyirci burada salonu terk ediyor.

Allah’tan alay konusu olmaktan tırsıp inciğini (Baldır), cıncığını* (Kısaca, züccaciye, diyelim) araştırıp yazan cinstenim de, bu vesile ile işe yaramaz pek çok şeyi öğreniyorum.

Omne trium perfectum: Hayranı olduğum Steve jobs ve Martin Luther King’in konuşmaları, iddialara bakılırsa Amerikan Bağımsız Bildirgesi bu teknikle yazılmış. Aranızda, Trinity… diye içinden geçiren olursa anında çakar: Babaoğulkutsalruh, Matrix, Carlos Santana, My Dying Bride, Teksas’ta bir üniversite… der, eser geçerim…

Kanımdaki kötücül genlerin kışkırtması mıdır nedir bilmiyorum, oldum olası 3 simgesine takığımdır. Anneme bakarsak; maddi-manevi-hastanede yatmalı-ayakta atlatmalı… maaile başımıza gelen tüm felaketlerin, hatta 1995 senesinde izmir’i su basmasının, depremlerin, kötü yönetilmemizin, olimpiyatlardan avcumuzu yalayarak dönememizin, gelecekteki uzaylı istilasının vs… sebebi, baba tarafımdan yeryüzüne aktarılan kötücül genlerdir. O, yani annem, böyle şahane saçmalamalar döktürürken… Ondan tarafa bakmam. Çince, konuşan herhangi biri ilgimi çekmez çünkü. Ne diyorduk. Evet, haklısınız: Hayatı İnkar Klavuzu saçmalığını yazmaya başlamadan önce de sinirlerim bozuktu. Şimdi neden olmasın?

Eskiden beri, beynimde pörtleyen sivilcelerin birini kurutsam diğeri azgın bir ata binmiş de kendini kaybetmiş gibi amaçsız, dörtnala anayollar dahil, patika ve keçi yolları esas hedef olmak üzere, zihnimi çiğner, ezer, zehirler!  Sivilce uç vermemiş iken dahi çizer, kazır, deşer: Yaralar! Nasıl yaralı bir yüze dokunduğunuzda eliniz dümdüz ilerleyemez, yaralar barikat gibi keserse akışı, zihnimdeki bu tahribat da yazarken düz bir satıhta ilerlememe engel oluyor. Zıp zıp zıplıyorum fikirler arasında. Giriş gelişme sonuç basitliğinde bir ilerlemeyi geçtim, retorik nedir, ne değildir, umurumda değil…dir ve düzgün yazmanın, düzgün yazmak ne demekse artık, yakınından yöresinden geçmez… Geçemez… dir!

Yaz itibarı ile deniz özlemim tavana vururken boşvermişliğin beynimde açtığı lağım çukurunda biriken işlere dalmış, kokuya da alıştıklarından koy poposuna –doğrusu kıçına biliyorum lakin kaba olmamak adına yazmıyorum- rahvan gitsin sefasıyla uyukluyor…

Du! m! Ta ki, Melek’in ibretlik yaşamını okuyana, zihnim bir fotoğrafa çakılana ve  melekler aklıma düşene dek. Haftalar geçti, Melek geçmedi! Ya da tam tersi, bir Melek geçti içimdeki yangına üfleyerek. Miniminnacık bir kadın: Miniminnacık kalmış bir kadın, iki büklüm kıvrılı yattığı hastane yatağından bana bakıyordu. Bakıştık. Ben ağladım. O gülümsedi. Ağlama, alıştım ben, dedi. Ben sana ağlamıyorum Melek, dedim, ben tuzu kuru… devam edemedim. Öylecene kalakaldım bakışında!..

Yaz geldi, sıçmasın, kokmasın diye aç susuz banyoda yatırılan Melek Karaaslan, tabuta cenin şeklinde konmuş. Belki, -30 derecede dışarı atıldığında karnında kaybettiği bebeğine bir ağıttır duruşu. Belki de, en mutlu 9 ayına dönmüştür.

Yazının dikenleri ruhumu kanatıyor… Avukat Sedat Karaoğlan (t. 0 472 216 2304) gönüllü avukatı olmuş. Geç olsa da adalet yerini bulsun istiyorum. Kendisini aradım ulaşamadım. Belki siz ulaşır, benim adıma da teşekkür edersiniz. Ulaşabilirseniz; o evde yaşayan diğer kadınlara sorsun, Allahları vicdanlarının neresinde saklanıyormuş bunlar olurken?

Konuşurken, işime gelmediği zamanlarda ‘Çince’ye başladı’ diye dalgamı geçtiğim annemin, her zaman duacısı olduğum ‘Yapmazsan sana hakkımı helal etmem’ şartları vardır. Bunlardan ilki, üniversiteyi bitirip meslek sahibi olmak, ikincisi bir tokat dahi yersem anında boşanmaktır. Öğüdü açıktır: ‘Sen benim yaptığımı hatayı yapma: Sakın affetme. Bir kere yapan, yine yapar. Ne olursa olsun, hiçbir kadın dövülmeyi, sövülmeyi, ezilmeyi hak etmez. Varsa bir meseleniz oturun konuşun. İş şiddete varıyorsa, bırak git.’  Bana ikincisini yapma gücünü veren eğitimim ve kendi ayaklarım üstünde duracağıma olan inancımdır.  Biliyorum şanslı gruptayım. Ya çok istese de, yaşadığımız baskıcı toplumun dayatması ile okuyamayan, meslek sahibi olamayan kadınlar… mesleği olmasa da, okumasa da, kendine ve ayakta duracağına inancı sonsuz olsa da, koca-ana-baba-ağabey korkusu ile dayaktan kaçamayanlar, çekip gidemeyenler?..  Ya kadının çekip gitme hakkını, erkeğin iktidarına başkaldırı olarak görenlere ne demeli? Kadın erkek ilişkisinde, kadını edilgen taraf olarak konumlandıran ve köleliğin çağdaş bir uygulaması olan bu sistemin cahil cühelasına ne demeli?  Bu tip insanların sadece yetersiz eğitim alan cahiller arasından çıktığını sanıyorsanız çok yanılırsınız. Şair Gülçe Başer sayesinde haberder olduğum, Yasak Meyve’nin Temmuz-Ağustos 2012 sayısında Sabit Kemal Bayıldıran’ın kaleminden çıkan korkunç yazıyı, Sennur Sezer Evrensel Gazetesi’nde değerlendirmiş. Sennur Sezer, nefis yazmış. Herkesin okumasını tavsiye ederim.

Sabit Kemal Bayıldıran’ın Yasak Meyve’deki korkunç yazısı ise şu paragrafla bitiyor: “Büyük şehirlerde kadının sigortalı bir işe girişi, kendini güvencede hissedişi, onu erkeğin eline bakmaktan kurtarmış, onun bireyleşmesinin yolunu açmıştır. Erkeğin direksiyonun başında olduğu zamanlarda evlilik arabası bir kazaya uğrayana kadar yol alıyordu. Oysa kadının aile içinde ağırlığını koymasıyla arabanın iki sürücüsü oldu ve araba yoldan çıktı. Son yıllarda boşanan çiftlerin evlenenlerden daha çok olmasının altında kadının, erkeğin iktidarına başkaldırması yatmaktadır.”**

Uyumak istiyorum. Bu kabus bitene dek uyumak ya da hissizleşmek: Gazete okumamak, tv seyretmemek, internete girmemek: haber siteleri, hatta feyzbuk, hattanın duble yol geçmişi tivitır.. Hiçbirine göz ucuyla dahi bakmamak. Çok lazımsa: Hayat bayram olsa zırzopluğu ile ruhlarımızı hoplatan magazin haberlerine… Ünlü kadın düşkünü adamların, Bebeköy Mac’ta yana yana eşek derisine dönmüş tenlerine yansıyan ruhsuzluklarının beyaz dişlerinde kurukafa edasıyla çınlamasına… Yumurtayı adamına göre yiyen, kahkahayı hissine göre değil avına göre atan kadınların zengin koca bulma hezeyanıyla marka manyağına dönüşmelerine… Demode çantalarını yandan asan erkeklerin aynı tip şortlar giymesindeki gizeme….  takılsın zihnim. Yetmezse, ilerletip bu takılışı, ayakkabılara doğru kaysın gözüm ve spor ayakkabılarının içine giydikleri bilekte biten beyaz çoraplara doğru dalsın gitsın… Ama düşünmesin. Zihnim kendini sakınsın.

Okuma, görme, takılma diyenler… Örnekse örnek: Yoldayım. Herhangi bir şeye sarmış değilim. Radyo dinliyorum. DJ, dicey, spiker… ne haltsa işte, şarkı arasında çene ishaline tutulunca kanallar arasında gezinmeye başlıyorum. Konuşmacı diyor ki, ‘Ağaçların kabukları var, yaprakları var… Ağaçlar bile örtülü. İnsan tabii ki örtünecek. Hele o yoluk saçlarıyla açık başlı gezen yaşlı kadınların çirkinliği. Kapatın kardeşim başınızı. Görmeyelim çirkin kel başınızı, kırışık suratlarınızı.’ Al başına belayı! Sarmaz mısın?

Aşağıdaki fotoğrafa çeşiti yorumlar yazılmış. Amore…  Lindo… Un beau bisous plein d’amour et de tendresse …. ♥, kimi ise sadece ♥ simgesini kullanmış.

Bizde nene dede dediğin, torunlarını, bilemediniz çocuklarını öper. Normali budur. Alıştığımız davranış şeklidir. Ya birbirlerini dudaklarından öpenler? Sizin nene ve dedeniz birbirlerini dudağından öptü mü? Şimdi hayal edin. 80’li yaşlarında iki insanın çırılçıplak soyunup birbirine dokunduğunu. Absürd mü geliyor? Hayali bile ıyk sesi mi çıkartıyor istemsiz. Muhafazakar toplumlarda sevgi, seks, sevişme eylemi kapalı kapılar ardında Vaşinton, olduğu kadar, gençlere has bir eylemdir de! Seks güzellik ve gençlikle bağlantılıdır. Aynı yaşta iki yaşlı insanın mahrem alanlarında dahi birbirine dokunması nahoş bulunurken, bu toplumlarda 80’lik dedeler 14’lük kızlarla gözünün yaşına bakmadan gerdeğe girer. Bizim ülkemizde, kendinden 30 yaş  küçük biriyle evlenen adama zengin, denir. Tv’de filmini seyrederken ‘tükaka’ eyleyenler, sıra kendi uzuvlarına geldiğinde,  b o k  u şeytana atmaktan çekinmezler!.

Sevişme, seks yapma dürtüsüne sahip olma, her yaşta erkeğe ait bir haktır. Diyelim ki, 80 yaşında parası gani bir kadın, genç bir erkeği himayesine aldı. Adamın adı bellidir: jigolo… Asla hoş görülmez. Asılan veri, bu. Öğrenilmiş gerçek. Öğrenilmiş gerçeklerden biri, yaşlı insanların, özellikle kadınların, yaş aldıkça, ölmeye yakınlaştıkça hayattan soğumaları gerektiği.

Benim inkar ettiğim hayat bu. Bunun üçlemesi yetmez, inkardan vazgeçmeye. Gerçekler bu denli  acıtıyorken…

 

 

*Melek Geçti, V.Bahadır Bayrıl, Can Yayınları, 2000

‘Balkon’ adlı şiirden… sf. 59

…’Ay kabarınca alametler vurur

porselene. Kırık melek heykelleri

çocukluğun, ne yapsa dönemez artık

koparıldığı o saf mermere.’…

 

**Incığını cıncığını, yazan çok. Lakin TDK’da ‘Incık’ kelimesi yok.

*** Sennur Sezer, Dikkat Ahlak Bekçileri Görevde!

http://www.evrensel.net/news.php?id=33835

 

 

About Vildan Çetin

instagram: _vildancetin_ beynelhayat velmemat... writer; published 2 books from sacred life trilogy: the origin, the voice. trtcocuk cartoon serial ciciki's script&jingle, tik&tak cartoon series, neşeliçocuklar youtube, advertiser, brand strategist, content developer, youtuber, documentary
Bu yazı taze diş macunu içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

1 Response to Hayatı İnkar Klavuzu 3 / Bir ‘Melek Geçti!’ *

  1. Geri bildirim: taze diş macunu

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s