Hayatı İnkar Klavuzu 2

1976’da Alman feminist Alice Schwarzer ile yaptığı röportajda,  ‘Ne yaparsam kamera karşısında yapıyorum, gerçek hayatta hiçbir şey yapamıyorum.’ itirafında bulunmuş Romy Schneider.

Uzun uzun seyrettim cümleyi. Ayna gibi, kendime baktım. Biz kadınların, seyretme, seyredilme, seyredildiğini seyretme olarak özetlenebilecek ‘kendini görme biçimi’ ni ne güzel de anlatıyor. Daha acısı, son dönemdeki, seyredildiğimizi anladığımız anda takındığımız sahte tavrı! Uzun bir aradan sonra bir arkadaşımla konuştum. Boşanmış. Şaşırdım (Son harf 100 m ile okunacak!) . ‘Aa, ne zaman oldu bu iş? Daha yeni tatil fotoğraflarınızı gördüm facebook’ta. Gayet mutlu görünüyordunuz’, dediğimde güldü. ‘Sen hiç mutsuz anların fotoğrafını gördün mü facebook’ta’, diye sordu. facebook’a bakarsanız, hepimizin, yüksek dozda şen şakraklığın refahı içinde, laylaylom başlığı altında özetlenebilecek hayatı var. Göstermeden, ait olmadan duramıyoruz. Mutlu olma ihtimali öyle uzak ki, illa birinin/birilerinin şahitliğine, onayına ihtiyacımız var. Bu onay ihtiyacının, mutsuzluk eşittir başarısızlıkla da bir bağlantısı olmalı. Başarısız olduğumuzu gösterebilecek tüm kanıtları silme telaşındayız. Basit şeylerin mutluluğu ile avunurken bile, birilerine veya birine iletilmek üzere derlenen mesaj kodlarıyla tatmin oluyoruz. ‘Mutlu olmak adına ne yapıyorsak göstermenin mümkün olduğu alanlarda yapıyoruz. Saklıyken gözlerden, birer hiçiz artık!’  Kamera gördüğü anda hazırola geçip hayata bağlanan küçük dünyalılar. Şarjımız, görünmek!..  Şarjımız görünmek derken, aklıma geldi. Kiminin rolü de takmıyor havasında, görünmek! Hayata dair itici güçleri red ile, işin kolayına kaçmak… Yalnızlık tercihinin korkak çatısının korunmasına girerek kendini farklı ve dolayısı ile görünür kılmak.

(Yazarın kendine notu: Metnin ana fikri: Romy Schneider ve ‘Hayatı İnkar‘bağlantısı çöpe gitti gidiyor. Kurtulamadım şu ‘Konu dışına çıkma/digression’ belasından.)

Girişte yazdığım, ‘Ne yaparsam kamera karşısında yapıyorum, gerçek hayatta hiçbir şey yapamıyorum cümlesi ile Romy Schneider’ın hayat hikayesinin sonlarında karşılaştım. Aslında, ilk filmini çevirdiğinde, gerçek babası, ünlü Alman aktör Wolf Albach-Retty’den aldığı mektupta yazanlar ilgimi çekmişti. Çünkü, mektubun bir yerinde, ‘Steck deine Kindheit in die Tasche und renne davon, denn das ist alles, was du hast! – Çocukluğunu cebine sıkıştırıp kaç buralardan, çünkü sadece senin olan tek şeydir o!’ yazmıştı baba kızına… Romy, 43 yaşında, Paris’teki dairesinde ölü bulunduğunda avucundaki buruşuk kağıtta yazan cümle…

Kanımca, hayatı inkar etmenin en kısa yolu, çocukluk anılarını silmektir. Yaşamdan keyif almak gibi, yaşamın verdikleri gibi, herkesin o çocuğa sarılma, sığınma yöntemi de farklıdır çünkü. Yeter ki o çocuk dursun yerli yerinde! Bazıları gibi, sevgilisiyle çocuk taklidi yaparak konuşan kızlara gıcık olmuyorum bu yüzden. Çocuk dediğin naiftir. Nazlanır dibine kadar sevdiğini bildiğine. Sevmediğine, istemediğine anında tepki verir. Zorlarsanız ağlar, bağırır, kızar. Kim ona bakıyormuş, hakkında ne dermiş, dedikodusunu yaparlar mıymış umursamaz. Üzülecek mi üzülmeyecek mi hesabını yapmadan, ‘Senin evin yok mu git artık’, deyiverir babaannesine durduk yerde. Yaşlılıktan uyuklamaya başlayınca kıyamaz, üstünü örter ufacık battaniyesiyle. Demem o ki, her sahte fotoğraf, içimizdeki çocuğu bir adım daha ötemize atıyor. Mutsuz muyuz? Fotoğraf çekmekte ısrar eden bir densiz mi var ortada? Herkesin zoraki güldüğü o fotoğrafta domuz gibi somağını asan tek biz olalım. Varsın: beceremedi bu işten de atıldı… aa yine mi boşandı… i nan mı yo rum bu işi de mi batırmış… kaç yaşına gelmiş utanmadan bar köşelerinde koca arıyor… kıyafete bak tam Rus orospusu… hala ana baba parası yemekten utanır insan… desinler. Yatağa başınızı koyduğunuzda içiniz rahat mı, gecenin bir yarısı parktan geçerken salıncağa doğru seyiriyor mu yüreciğiniz, sizde hala iş var demektir. Çabalamaya gerek yok aslında. Akışa bırakmak en iyisi. Ben dahil, hayat hakkında ahkam kesen kim varsa (anne, babanız ve test edilip samimiyeti onaylanmış dostlarınız dışında) ittir edin gitsin. Herkes kendi hayatı baksın! Yeri gelmişken,  kişisel gelişim kitapları fışkırtıp bir ton parayı cebe indiren uyanıklara da da bu vesile ile saygılarımı sunuyorum. Kim bıkmadı ki, başarılı olmanın formüllü zırvalıklarından?

Sorarım, çocukluğumuzu kaybetmemize kim, kimler sebep oluyor? Formüllerle öğrenen, seçeneklerle hayata hazırlanan, sınavlarla beyni yıkana bizler yıkacağız kuralları. Yıkamazsak, kurduğumuz duvarlar bir yerde üstümüze yıkılacak. Facebook’a koyamayacağımız bir fotoğraf karesinde apışıp kalacağız!

Hayatı inkara devam… 3’e hazırım!

 

 

,

 

 

 

 

Reklamlar

About Vildan Çetin

instagram: _vildancetin_ beynelhayat velmemat... writer; published 2 books from sacred life trilogy: the origin, the voice. trtcocuk cartoon serial ciciki's script&jingle, tik&tak cartoon series, neşeliçocuklar youtube, advertiser, brand strategist, content developer, youtuber, documentary
Bu yazı taze diş macunu içinde yayınlandı ve , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s