Romancı-Eleştirmen ve Romancı-Eleştiren Romancı Aşkı! Veya Romancı Eleştirmen ve Romancının Romancıyı Eleştirmesi!

Okuyucuyu aydınlatıcı açıklama. Bu yazının üçüncü paragrafında zaman, devreler halinde ilerlemektedir. Söz konusu paragraf: Girizgâhta, olayın düşünülmeye başlandığı geçmiş zaman, ortada olayın ilk düşünülmeye başlandığı geçmişten bir sonraki geçmiş zaman ve sonda, olayın vuku bulmasına neden olan en yakın geçmiş zaman ile şimdiki zaman: Kendi oluşunda sınırsızca genişleyen ve hatırlamanın tüm hallerini kapsayan yazma zamanı içinde, zihinde kıpraşan hadiseler zincirini tetikleyen zaman, sırasıyla okunabilir.

‘Zamanın kıskacındaki edebi dil, edebi dilin sınırladığı zaman ve zamanın hiçlikle kurduğu saadet zinciri. Boğucu halkalar bütünü. Eksilen halkalara inat aynı anda eklenen yeniler. Zincir ne uzar ne de kısalır. Bir yanılsamadır, zaman. Hali hazırda bir yanılsama olan zamanın geçmesi. Geç-miş, gel-miş, git-miş zamanlar. İçinde ‘miş’ saklayan narsist kelimelerin, inandırıcılıktan yoksun afra tafrası. Geç-miş ve şimdinin arasında kalan dinlenme zamanı gibi kavramların ağırlığı altında kıvranırken kendinden utanan kahkahalarıyla, yazar. İlacın zehre dönüştüğü kindar duraklar, yazılar… Okuyucuyu aydınlatmayı beceremeyen açıklamaların gabi müsebbibi…’

Bir yıl kadar önce, üniversiteye hazırlananlara yönelik bir dergiye, ‘hayatta ve ünlü’ bir kadın romancımız hakkında, ‘röportaj kılığına bürünmüş eleştiri’ kıvamında bir yazı kaleme almaya çalıştığım sıralarda kafa yorduğum ‘Romancı-Eleştirmen ve Romancının-Romancıyı Eleştirmesi’ meselesi, aylar sonra, Semih Gümüş’ün Radikal Kitap Ekinde yayınlanan,  ‘Yaratıcı yazarlık öğretilebilir mi?’(1)  başlıklı yazısının ardından, zihnimi tekrar meşgul etmeye başlamıştı… ki, araya bir sürü ıvır zıvır, mecburi meşguliyetler girince, aşağıdaki yazının ana hatlarını oluşturan düşünceler silsilesini zihin pandorama tıkıştırıp, bir erteleme daha yapmıştım… ta ki bugün bir tartışma vesilesi ile kutumun kapağı tekrar açılana dek…

Semih Gümüş’ün -bir ihtimal- bu yazıyı okuduğunda, ‘İlahi Vildan insani karmaşası ve zayıflıkları, nerden nereye gelmişsin-iz.’ diyerek bayağı bir güleceği kesin olsa da, fikrinde ısrar eden karakter olarak roman yazarını mazur göreceğine inanarak yoluma devam ediyorum. Gümüş diyor ki; Yeni yazar adayı, çeşitli nedenlerle usta bildiği, kendisinden daha deneyimli gördüğü kişilere ya da kurumlara başvurur. Kişilerle kurulan ilişkilerin bir sakıncası var. Düşüncelerine başvurduğunuz bir kişi olduğuna göre, bütün bütüne onun öznel yorumlarıyla ve yargılarıyla belirlenmiş bir yola girmeye başlamışsınız demektir… Ve akabinde, şöyle devam ediyor: Nedir bunun sakıncası? Bir başka kişiye başvurmuş olsaydınız, belki bambaşka bir yol önerilecekti size ve böylece kime başvurmuşsanız, kendi seçimlerinizin dışında, o kişinin ustalığı yanı sıra öznelliğiyle de belirlenen bir yola girmiş olacaktınız.

Bu şahane tokat ve içe yönlendirici yorum eşliğinde diyorum ki: Romancı, romancıyı eleştirirken de geçerli değil midir bu tespitler? Yaratıcı insanın eleştirel olması kaçınılmazsa da: Anladığı-uyguladığı-geçerli olduğunu savunduğu ve sevdiği tarzda bir edebiyat eserini okuyup heyecanlanan, belki -kimbilir- kıskanan, belki de -kimbilir- kıskanma organları alınmış, romancıeleştirmenin döktürdüğü eleştiri yazısıyla, tam tersi, biçem ve anlamlandırılma tarzından, yazım yönteminden iğrendiği bir roman hakkında  döktürdüğü eleştiri yazısı aynı samimi hisleri ve eleştirinin işlevselliğini sağlayan önyargısız ve objektif tavrı barındırır mı? Bir de romancıeleştirmen, şahsen tanıdığı romancıyı sevmiyorsa… Bir de bu yazar müsveddesi bir zamanlar… Bunun beteri: Eleştiri konusu olan eserin sahibi-romancı, romancıeleştirmenin bir arkadaşı ya da bir arkadaşının dıtı-bıtı, hatta bilmem ne gazetesinden x kişinin bir yakını, muteber bir yayınevinin yazarı vs. ise… romancıeleştirmen, bu dost! romancının eserindeki temel kusurları gördüğü halde, eleştiride dozaj aşımının, eserde ve dolayısı ile romancıda,  yaratacağı kırılmayı bilinçli veya bilinçsiz! hesap ederek kendine sansür uygular mı, uygulamaz mı? Devamında; yazının iki temel sürecini oluşturan biçem ve anlam sakatlıklarından, kullanılan metaforların demode veya klişe  oluşuna dek, gördüğü eksiklikleri-fazlalıkları-baştan savma veya ödünç kavramları, ileride kendi eserleri konusunda da benzer hoyrat ve düşmanca eleştiriler görme korkusu ile, veya, eseri hakkında yazdığı romancının, edebiyatsever kitle ve kültür entelijansiyası üstünde sahip olduğu gücü, olumsuz bir şekilde kullanacağından ve kıyaslanmaktan çekinerek sansür uygular mı? diye de sorayım. Diyelim ki eleştirisi yapılacak eserin sahibi-romancı, her şeyi bilen kültür adamlarının, namus ve ahlak bekçilerinin, -biz!!!- mükemmel toplum savaşçılarının karşı grubundan; ırkçı ve faşist, sübyancı vs. Bknz: Lolita! Canım vatanımızda ikamet eden bir romancıeleştirmen, salt edebiyat düsturu ile önyargısız yaklaşabilir mi bu esere?

Dolayısı ile bir romancıyı eleştirmek diğer bir romancının işi olmalı mı, olmamalı mı? Yoksa, Max Frisch’in(2) dediği gibi ‘… (tavsiye sahibinin aslında kendine tavsiyede bulunduğunu bir kenara bırakalım şimdi)…’ mi?

Gelelim eleştirmen perspektifine. Eleştirmen dendiğinde ben, sadece edebiyatı değil, sanatın diğer alanlarını ve  önemli isimlerin eserlerini bilen, anlayan, yorumlayan, -hala okuyan-inceleyen-, yeni akım ve yönelimlerin farkında ve takipçisi, sıkı bir felsefe eğitiminin tornasından geçmiş ve geçmekte, en az romancı kadar yaratıcı ve ileri görüşlü ve gerekiğinde en az romancı kadar kurnaz ve tutucu ve kendini beğenmiş ve tabii ki, kimseye müdanası olmayan, birini algılıyorum. Torpil geçmeyen, en yakın dostu da olsa gerçekleri yazabilen ve hatta gerekirse en acımaz eleştiriyi yapabilen ilah-e-kişi… Kitap tanıtımları yapan üleştirmen değil, eleştiri yazabilen eleştirmen! Nadir bulunan bir kuş cinsi.

Grillet ve Barthes(3) dostluğu da bu sayede başlamış bir dostluktur ki ‘Yeni Roman’ akımının kurucusu, sivri dilli, her şeyin karşısında ve ‘her zaman karşıt şeyler söylemek gerekir’ diyen Grillet bile, ‘Barthes’ı yaşarken parçalara ayırıp incelerse eğer, Barthes’ın kendisini hangi sözcüklerle döveceğini düşünmek bile istemediğini’ ifade etmekten çekinmemiştir. Eklemeliyim ki bu öz eleştiriyi, yukarıda bahsettiğim romancı-romancı arasındaki dostluk ve çıkar zafiyetinin çok ötesinde, saygı duyulması gereken bir samimiyet olarak görüyorum.

Cemil Meriç, Şubat 1977’de Hisar Dergisi’nde yayınlanan ‘Aristark’la Zoil’RİSTARK’*** başlıklı yazısına, ‘Dünyadaki ilk yazar, kitabını tamamlar tamamlamaz tenkidçi ile kütüphaneciyi bulmuş karşısında, biri hemen kötülemiş eseri, öteki alıp saklamış. Bir mizahçı böyle diyor.’ diyerek başlamış.

Romancı, yalnız mı yansız mıdır? Ya eleştirmen?..

 

1-http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetayV3&ArticleID=1055487&Date=11.07.2011&CategoryID=40

2-Max Frisch, Günlükler – 1946-1949, YKY, 2008

3-Barthes’ı Niçin Seviyorum, ‘Pourquoi J’aime Barthes’, Alain Robbe Grillet, Sel Yayıncılık, 2011

4-Cemil Meriç. http://www.cemilmeric.net/5.html

Reklamlar

About Vildan Çetin

instagram: _vildancetin_ beynelhayat velmemat... writer; published 2 books from sacred life trilogy: the origin, the voice. trtcocuk cartoon serial ciciki's script&jingle, tik&tak cartoon series, neşeliçocuklar youtube, advertiser, brand strategist, content developer, youtuber, documentary
Bu yazı taze diş macunu içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s