‘Hayatım yavaş çekimde bir panik.’*

‘Hayatım yavaş çekimde bir panik…hayatım yavaş çekimde bir panik.hayatım yavaşçekimdebirpanik.yavaşşşçekimdebir panik. yavaş çekimde panik.panikyavaş.yavaşpanik.panikolmayavaş.yavaşla.yavaş.yavaş.dur!..’

Yine sayıklamaya başladım işte!

Küçükken, soğuk bir tiptim. Çocuğum olsa ve bana, benim anneme davrandığım gibi davransa, elimin ayarı kaçar mıydı? Anne olmadığıma, daha doğrusu olamayacağına göre, sonuç; kutudaki kedi! Annem, herhalde tek kız olduğumdan, pek takmazdı bu mesafeli Bitli Puik hanım havalarımı. Erkek kardeşlerime nasıl davranıyorsa bana da aynı şekilde davranırdı. Hatalıya, yaramaza, oyunbozana cezası bir güzel verilirdi. Ağladı, kişnedi, kükredi, zıpladı, hopladı, güldü, gülmedi, çok yedi, ay hiç yemedi… nidalarıyla pedagog kapılarında, tek ayak üstünde pilavüstü baklava ebeveyn modeli, beklenmezdi. Hak edene cezası verilirdi. Bana verilecek en güzel ceza ise kardeşlerime bakma cezasıydı… Dı, dedim. Dikkatinizi çekerim. Dı… Ta ki, en küçük kardeşimin eline ütü düştüğünde, kıpırtısız seyrettiğim ortaya çıkana dek.

Asla kardeşlerimle ilgilenmezdim. Hani vardır ya kardeşlerine ablalıktan çok annelik yaptıkları ile gurur duyan ‘sorunlu anne-abla kırmaları’! Övünmek gibi olmasın onlardan değildim. Çevremi saran kuzen sürüsünden sıyrılıp, efelik rolünden de kurtulduğumda… Sokaklarda sürünür, abuk deliklere girer çıkar, ağaçların tepelerine çıkıp düşerek iner, feci dayaklar yer, feci dövüşür, eşyalarımı çaldırır, bitlenir, velhasıl kelam kir pas içinde eve dönerdim. Bu yuvarlanma-yuvalanma içinde kendimi kaybettiğimden, ne kadar titizlik göstersem de, genellikle eve dönüşüm karanlığın çökmesine denk düşerdi. Al sana ceza vesilesi. Geç kalma kızmasına ek olarak bir de, giysileri mahvetme kızması vardı…

Kardeşlere bakma cezası ters teptiğinden, annem, yeni ve tiksindirici bir buluş olarak bulaşık yıkama cezasını vermeye başlamıştı. Şimdi kendi burda Allah da burda, yalan yok, sadece kızdığında iş yaptırırdı. ‘Ben prensesler gibi büyüdüm bu dar açıdan bakınca’, desem, vallahi de atmış olmam. Bulaşık yıkama cezası hemen verilmezdi. Önce nutuk çekilir, nutuk sonunda örneklemelere geçilir, ceza olarak yemekten sonra bulaşıkları yıkıyorsun, cümlesi ile bir süre sonra Çince olarak devam eden monolog sona erdirilirdi. Çince ‘ceza olarak yemekten sonra bulaşıkları yıkıyorsun’ nasıl denir sonra söylerim. Takmazdım. Takmadığım zamanlar, plaj, derdim sondaki j harfine eklenmiş yüz j’yi birleştirip uzatarak! Kayıtsızlık eşittir ‘Plajjjjjj’! Sonra –bir yazar vardı ismi bende saklı, iyi bir yazarın ‘sonra’ kelimesini kullanmaması gerektiğini buyurmuştu. Hay bin ayrımcı ve sıradanlaştırma meraklısı V. S. Naipaul!- içimden devam ederdim, derdim ki ‘Ay çok korktum. Ben de, çektiğim sıkıntılardan yeterince ders aldığıma kanaat getiren gerçek annem Elizabeth Taylor’ın, beni geri alma sahnesini hayal ederken –özellikle, uçmasın diye tuttuğu güneş şemsiyesi büyüklüğündeki şapkasıyla uçaktan inme sahnesiydi favorim- böğürtlen, Cafer, kurabiye derim sürekli ve hemen biter.’ Çoğu zaman, Elizabeth Taylor’ın gerçek annem olması bahsi dışında, içimden söylediğimi sandığım bu sözleri annem de duymuş olurdu, (bir iç sesim bile yok anlıyor musunuz veyahut anneler iç ses dış ses ayrımı tanımaz, insanın ciğerini okur!) uzaktan gülüyor mu kızıyor mu anlaşılamayan bir tonda ‘Dedi böceği, başladın mı yine tutturmaya’ derdi. Nasıl buluşçu bir beyni varsa: Dedi böceği, lakabını uygun görmüştü şahsıma… ‘Cuk’ sesini, hala duyuyorum!

Sonradan –Yine ‘sonra’ yazdım. Benden bir cacık olmaz!- yani yaş ilerlemesi anlamına gelen zaman çizelgesi, birer ikişer dik çizgileri atlamaya başladığında sonradan demek istedim, anladım ki; benim gibiler ‘saran’ insan tipine giriyor. Sarmak, iyi bir şey olsaydı, Fur-Kürk adlı filmde, Nicole Kidman yorumu ile hayat hikayesini ağzınız açık izleyeceğiniz –ki benimki- iki ki ha! yazıklar olsun sana- hala açık duruyor- Diane Arbus’un sonu Amy ya da Amy’nin sonu Diane, Diane’nin sonu Nilgün ya da Nilgün’ün sonu İlhami olmazdı!.. Liste uzun. Heves kısa.

Bu arada unutmadan, sıkıcı burjuva hayatını bırakıp –iyiki de bırakmış- sıradışı tipleri fotoğraflamaya saran Diane Arbus’un hakkında ‘An emergency in slow motion’ adında yeni bir biyografi kitabı yayınlanmış. Kitabın adı kendi not defterinden alıntı. 1971 yılında henüz 48 yaşındayken hap içip bileklerini keserek intihar eden Arbus, 1959’de günlüğüne şu sözleri yazmış: Hayatım, yavaş çekimde bir panik. Titanic’in yavaş yavaş batmasını ama o yavaşlığın içindeki paniği, aceleyi düşünün.

Bu blog’un adı neden ‘Taze diş macunu’ şimdi anlamışsınızdır umarım.

*Diane Arbus

Reklamlar

About Vildan Çetin

instagram: _vildancetin_ beynelhayat velmemat... writer; published 2 books from sacred life trilogy: the origin, the voice. trtcocuk cartoon serial ciciki's script&jingle, tik&tak cartoon series, neşeliçocuklar youtube, advertiser, brand strategist, content developer, youtuber, documentary
Bu yazı taze diş macunu içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s